Öğüt, en büyük hastalığımız

Kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada yaşıyoruz. “Ekmek aslanın ağzında” diyorlar bu dünya için. Hüner gerekli tabi “aslanın ağzında” olan ekmeği alıp yemek için..

Peki, insan bu hüneri nasıl elde edecek?

Ya her seferinde aslanla dişe, diş; göze göz; kavga etme hünerini, ya da ekmeğin aslanın ağzında olmayacağı yeni bir dünya sistemi kurma hünerini kazanacak.  Bunu kazanmanın yolları ve yöntemleri nelerdir?

Bakın egemen kapitalizme rağmen, hala toplumsal ilişkilerimizin pek çok alanına geleneksel değerlerimiz damgasını vuruyor. Biz hala hayatımızı devam ettirmek için gereksinim duyduğumuz hünerin bilgisine “öğüt”ler aracılığı ile ulaşıyoruz.

Peki, nedir öğüt? Kötü bir şey midir?  Türkçe Sözlük\'te şöyle açıklanıyor:.“Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat” Bu manada, hergün ne çok “nasihat” verdiğimiz yada aldığımızı düşünebiliyor musunuz? 

Gerçekten herkesin herkese “nasihat etme” başka bir deyimle “öğüt verme” zorunluluğu duyduğu bir toplumsal yapı içinde bulunuyoruz. “Ata, Ana- baba öğüdü,  dost, komşu öğüdü,  arkadaş öğüdü, yaşlı öğüdü, patron öğüdü” derken sağımız solumuz üstümüz altımız \'öğüt\'ten geçilmiyor.   

Bunun içindir ki biz, eğitim kurumlarında, ya da hayatın içinde yaşayarak öğrenilen bilgiden çok,  kafamızda öğütlerle doldurulmuş bilgileri taşıyoruz. Evet, biz birilerinden öğüt alırken birilerine de öğüt veriyoruz.

Ben öğüt almayı da vermeyi de sevmiyorum. Eğitim düzeyi nispeten yüksek toplumlar \'öğüt\' denen olguya en az başvuran toplumlar.  Toplumsal cehalet arttıkça \'öğüt alma\' ve \'öğüt verme\' sayısında artış yaşanıyor. İşte bu artışta toplumu biraz daha cehalete sürüklüyor.

Zira hayat hakkında hiçbir bilimsel dayanağı olmayan toplumun ve doğanın yaslarından bi haber yaşayan kişilerin ne verdikleri ne aldıkları öğüdün hiçbir faydası yok. Tam tersi bu öğütler, bireyin kendine olan özgüvenini yitirmesine neden oluyor..

Şu sözü çokça duyarız çocuklarımızdan. “offf anne, off baba bıktım bu öğütlerinizden.

Onların bu sitemlerine bir türlü anlamda vermeyiz. Ki “biz onlara hayat bilgisi vermek için yaparız bu öğütlerimizi. Neden bizi anlamazlar ki” diye biz de çocuklarımıza sitem edip dururuz. 

Bireyi eğiterek ona hayat bilgisi kazandırmakla, bizim “öğüt” diye kişilerin kafasına yüklediğimiz önermelerin arasında hiçbir alaka yok aslında. Zira öğüt, kişinin kendi, bilgisini karşısındakine bir çeşit baskı kurarak empoze etme olayıdır. 

Öğüt, aç kişiye ekmeğini kazanabilmenin koşullarını yaratacak bilgiyi verme olayı değil, kendi kısıtlı ekmeğini ona vermek ve bununla yetinmesini istemek gibi birşeydir.  . 

Çocuklarımız koca adamlar olsa ve biz yüz yaşına gelsek bile görevimizin, onlara öğüt vermek olduğunu düşünürüz. Zannederiz ki hayatın en değerli bilgileri bizde saklı. Oysa bizim bilgilerimiz öylesine çürük bilgiler ki çocuklarımıza yapma dediğimiz herşeyi kendimiz yaparız. 

“Sakın yalan söyleme evladım yalan çok kötüdür” diyen bir ebeveyn kendi yalanıyla çocuğuna yakalanınca onun bu öğüdünün işlevi ne olabilir. Hani bir söz var “İmamın dediklerini yapın ama yaptıklarını yapmayın”

Yaptıklarının örnek almayacağımız imamın, imamlığından hayır gelir mi?.  

Bilge insanlar öğüt vermezler. Öğüt almaktan da nefret ederler. Onlar sadece kişiye doğru bilgiye erişme yollarını bulması için yardımcı olurlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi

Bu rezalet daha ne kadar sürecek

22 Ağustos 2010 Pazar 16:26

Haber içinde haber

12 Ağustos 2010 Perşembe 12:54

Üç verdi beş aldı

30 Temmuz 2010 Cuma 22:43

“Geçmiş olsun, acil şifalar!”

30 Haziran 2010 Çarşamba 20:58

Bayrağa saygı

20 Haziran 2010 Pazar 20:17

Otelcilerin cevap vermediği soru

16 Haziran 2010 Çarşamba 20:07

Sarı basın kartlı gazeteci olmak

03 Haziran 2010 Perşembe 20:46

Rahat bırakın ağlasın analar!

30 Mayıs 2010 Pazar 13:39

Okurla sohbet zamanı

26 Mayıs 2010 Çarşamba 16:39