Temel IRMAK /Gönül Dostu

Temel IRMAK /Gönül Dostu

FARK VAR, SENİNLE BENİM ARAMDA FARK VAR!

Eskiden gazetecilikte bir gelenek vardı. Adına kalem kavgası derlerdi.

file-00000000b14081f49c9aec65d9b4f69a.png

Gazeteciler birbirlerini eleştirir, ince ince iğneler, gerektiğinde sert cevaplar verirdi. Ama bütün bunları gazete sütunlarında, kalemlerinin gücüyle yaparlardı.

Bazen isim verilmezdi. Yine de herkes kimin kastedildiğini anlardı.

Bir köşede şöyle yazardı:

“Bazı meslektaşlarımızın kalemi öyle maharetlidir ki dün eleştirdiğini bugün övebiliyor.”

Ertesi gün cevap gelirdi: “Asıl marifet, kalemin hangi rüzgârla döndüğünü okuyucudan saklayabilmekte!”

İşte gazeteciliğin tadı buradaydı. İnce hiciv, zekice göndermeler, sert ama seviyeli eleştiriler...

BİZ DE O GÜNLERİ GÖRDÜK!

Yaklaşık 30 yıldır Marmaris'te gazetecilik yapıyorum. Dostluklar gördüm, kırgınlıklar yaşadım. Eleştirdim, eleştirildim. Kimi zaman yazdıklarım günlerce konuşuldu, kimi zaman başka köşelerde kendime göndermeler buldum.

Bunlar mesleğin doğasında var.

Ancak bugün işler değişmiş. Yazıya cevap vermek yerine telefonlar açılıyor, aracılar devreye giriyor, eski dostluklar hatırlatılıyor.

İyi de kardeşim!

Yanlış mı yazmışım? Doğrusunu ortaya koy. Eksik mi bırakmışım? Belgesini göster. Eleştirim mi ağır gelmiş? Cevabını yaz.

Kalemine güvenen yazısıyla konuşur, bilgisine güvenen belgesiyle cevap verir.

Gazetecilik, kulislerde hesaplaşmak değil, kamuoyunun önünde sözünün arkasında durmaktır.

AYNI MASADA OTURMAK, AYNI DÜŞÜNMEK DEĞİLDİR!

Gazeteciler aynı masada çay içer, yıllarca dostluk kurar. Ama dostluk, eleştirmeme garantisi değildir.

Bugün eleştirdiğinin yarın hakkını teslim edebilir, dün övdüğünün bugün yanlışını yazabilirsin.

Asıl çelişki, dostluk bozulmasın diye gerçeği görmezden gelmektir.

Gazetecilik herkese alkış tutma mesleği değildir.

FARK VAR KARDEŞİM, FARK VAR!

Sen yazmadan önce kimin ne diyeceğini düşünürsün, ben yazdıktan sonra sözümün arkasında dururum.

Sen kaleminin yönünü kişilere göre belirlersin, ben olaylara göre.

Sen alkışın hesabını yaparsın, ben vicdanımın sesini dinlerim.

Senin için önemli olan kimin yanında durduğun, benim içinse neyin arkasında durduğumdur.

İşte fark burada!

Aynı mesleği yapıyor, aynı sokaklarda dolaşıyor olabiliriz. Ama aynı yerde durmuyoruz.

Eleştiriye açığım. Yeter ki fikirle gelsin, hakaretle değil. Çünkü kalem kavgasının da bir ahlakı olmalı.

BİR DE ŞUNU SÖYLEYEYİM KARDEŞİM!

Bu iş tabelacılığa benzemez!

Tabela asmakla gazeteci, unvan yazmakla usta olunmaz. Bu meslek emek, birikim, cesaret ve duruş ister.

Sen 1997'yi gayet iyi hatırlıyorsun. Aferin! Demek ki geçmişi unutmamışsın.

Ama bir ayrıntıyı atlamışsın.

Bak, şu gördüğün fotoğrafa!

screenshot-20261022-090502-gallery.jpg

Yıl 1995.

Daktilonun başındaki o genç adam benim!

O yıllarda ne ChatGPT vardı ne de bugünün teknolojik imkânları. Yazılarımı daktilonun tuşlarına basa basa hazırlıyordum. Haber peşinde koşuyor, araştırıyor, emeğimi ortaya koyuyordum.

Yani kardeşim, ben gazeteciliğe yapay zekâyla başlamadım. Daktilonun sesini de bilirim, mürekkebin kokusunu da!

Sonra ne mi yaptım?

Kendimi geliştirdim, teknolojiyi takip ettim. Daktilodan bilgisayara, basılı gazeteden dijital yayıncılığa uzanan değişime ayak uydurdum.

Çünkü mesele geçmişte takılıp kalmak değil, mesleğin özünü koruyarak ilerlemektir.

Kısacası, bırakıldığım yerde otlamadım!

Peki ya sen?

1997'den bugüne ne kadar yol aldın? Kendine ne kattın?

Ah Temel'im, ah! Kime ne anlatıyorsun sen? Bırak, ne yazarsa yazsın. Neyse kardeşim!

screenshot-20261022-090428-gallery.jpg

Beni takip etmeye devam et. Belki öğreneceğin daha çok şey vardır.

Ama biraz da kendini geliştir. İzleyici sayını 12'den 120'ye çıkar. Başkalarının yazdıklarıyla uğraşacağına kendi ürettiklerinin daha fazla insana ulaşmasına çalış.

Hayat kısa kardeşim, değmez!

Bir liralık işi yirmi liraya yapmanın hesabını tutacağına, alın teriyle kazanmanın kıymetini bil.

Benim anlayışım belli: Helal olsun, az olsun. Başımı yastığa koyduğumda vicdanım rahat olsun.

Çünkü bu hayatta herkesin bir fiyatı değil, bir değeri olmalı.

O değer de tabeladaki unvanla, cebindeki parayla değil, insanın duruşuyla ölçülür.

Fark var, seninle benim aramda fark var!

Sen beni hâlâ 1997'de arıyorsun, ben çoktan bugüne geldim.

Sen rüzgârın nereden estiğine bakarsın, ben kalemimin nereye bastığına. Gerisini okuyucuya bırakıyorum.

Kaleminiz keskin, mürekkebiniz dürüst olsun!Şükürler olsun Rabbime.

Allah'a emanet olunuz.

file-000000008dd481f484d72f95f49a18e5.png

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Temel IRMAK /Gönül Dostu Arşivi

Fark Var: Hüseyin Durmaz

12 Ekim 2026 Pazartesi 08:05