TRUMP VE PUTİN: AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE!

Amerika Birleşik Devletlerinin Cumhuriyetçi Başkanı Trump’ın Bolivarcı Venezuela Devletinin başkanı Maduro’yu askerî bir operasyonla kaldırıp ABD’ye getirtmesi ve yargılanmak üzere tutuklatması, bütün dünyada yeni bir durum yarattı.
İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan uluslararası sistemde, devletler arasındaki ilişkilerde Birleşmiş Milletler Anayasası ve uluslararası diğer yasalara göre hareket edileceği öngörülmüştü. Her ne kadar bazı ülkeler bu anlaşmalara uyma yükümlülüğü duymuyor ve anlaşmaları imzaladığı halde bunlardaki hükümlerin arkasından dolanıyor idiyseler de hiçbir devlet ”Benim hukukum kendi gücümdür. Başka hukuk tanımam” diyemiyordu. Bu sözü ilk kez açıkça Trump’tan duyduk. (Basın: 10 Ocak 2026)
Zaten Venezuela’ya yapılan operasyon da bunun kanıtı idi. Bilinen gerçek, en “yetkili” ağızdan ilan edilmiş oldu. Haydut’un başka ülkelerden de istekleri var. Bunlar karşılanmazsa ne yapacağı belli değil.
Trump’ın bu hukuk dışı hareketine varlığını ABD’nin yardımlarına ve uluslararası desteğine borçlu olan İsrail gibi bazı ülkeler açık destek verdiler. Bazı Avrupa ülkelerinin yöneticileri sustular veya duyulur duyulmaz bir sesle protesto ettiler. ABD’ye dünya ölçeğinde rekabet eden ülkeler ise protesto demeçleri verdiler. Doğrusu şu koşullarda başka bir şey yapmaları beklenemezdi. Ankara Hükümetinin sesi de çok zayıftı ve ne anlama geldiği belli olmayan iki tarafa da “İtidal” (ılımlılık) tavsiye ediyordu. Muhalefetin sert eleştirisi karşısında, Trump’a sert bir kınama yöneltmenin o kadar da tehlikeli bir şey olmayacağı ve bunun politika icabı sayılacağı düşünülmüş olmalı ki yardımcılarından sonra en yetkili kişinin ağzından da sert eleştiriler duyduk.
SARI ÖKÜZ GİTTİ!
Venezuela operasyonundan beri şu soru, havaya asılı durmaktadır: Şimdi ne yapmalıdır ve ne yapılabilir? Bütün devletler “Hey gangster, kendini ne sanıyorsun!” deyip silahlı, moral ve ekonomik güçlerini birleştirerek ABD’ye karşı savaş mı ilan etmeliler? Hiç değilse ABD’ye ekonomik bir boykot, yaptırım uygulayamazlar mı? ABD’nin böyle birleşik bir gücü püskürtecek mali, askerî, teknik bir gücü var mıdır? Bunu dünyanın büyük sorunlarıyla ilgilenen uzmanlar bilir fakat şimdilik devletlerin ve milletlerin “Sarı öküz” makamında olan Venezuela’yı feda ettiği görülüyor. Zavallı Venezuela yönetimi de işgal edilmekten korkmuş olmalı ki, petrolünün büyük bir kısmını ABD şirketlerine iade etmiştir!
Bu arada, ülkemizde ABD karşısında Rusya ve Çin’in başını çektiği bir cephe için yıllardır propaganda yapan bir çevrenin, ABD’nin gerileyen bir güç olduğu iddiası çökmüş olmalıdır. Hiçbir gerileyen güç, bütün dünyaya bu biçimde kafa tutamaz. Milletler topluluğu da gerileyen bir güç karşısında eli kolu bağlı durmaz. Bu çevrenin dünya tahlilinde sicili temiz değildir. 1980 öncesinde ABD’nin gerilediğini, Rusya’nın yükseldiğini ileri sürerek, Rus Sosyal emperyalizminin karşısında ABD’nin yanında yer almak gerektiğini bile savundular. Gelişmeler tersini gösterdi. Sovyetler Birliği dağıldı, ABD Türkiye’de darbe yaptırdı. Bu tahlili yapanları da işkenceden geçirtip mahkûm ettirdi.
ABD’ye rekabet eden cephenin sicili de o kadar temiz değildir. Sessi sedasız ekonomisini güçlendirmeye, halkının refah düzeyini artırmaya çalışan Çin Halk Cumhuriyetini bir yana bırakıyoruz fakat Putin Rusya’sının ellerinden kan akmaktadır. Rusya’nın, bağımsız bir ülke olan Ukrayna’yı ülkesine katmak istemesiyle, ABD’nin Venezuela petrol yataklarına sahip olma isteği arasında ne fark vardır?
AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE!
Bir büyük gücün karşısında başka bir güce dayanma ve bağımsızlığının güvencesi olarak ona güvenme politikası Türkiye’de iflas etmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra Sovyetler Birliği karşısında Amerika’nın himayesine girmenin sonuçlarını gördük. Böyle bir konumda ülkenizi kendi üsleriyle donatırlar, askerinizi Kore’de Amerikan çıkarları için savaştırırlar, sizi çok çok Büyük Orta Doğu Projesinin eş başkanı yaparlar. Sizi Suriye’nin içine sürerler. Patronunun dostuna dost, düşmanına düşman olmak zorunda kalırsınız.
Yapılacak iş, ABD emperyalizmine Putin’in gerekçeleriyle değil, Türkiye emekçi halkının bağımsızlık duygularını esas alarak karşı durmaktır. Bu nedenle Rusya’nın 1968’de Çekoslovakya’yı işgal ettiği tarihten beri bağımsızlıkçı Türkiye sosyalistlerinin ilkesi olan “Ne Amerika Ne Rusya, Tam Bağımsız Türkiye” politikasına sarılmaktır. Böyle bir politika dünya barışına da en büyük hizmettir. Bağımsızlığına düşkün olan ve bunun değerini bilen kişilerden oluşan bir millet, komşularına ve küçük devletlere horozlanmaz. Bütün milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını destekler.
DİLİN DEĞERİNİ BİLMEYENLERE YAZIK!
10 Ocak Cumartesi günü Ankara soğuğunda kadın dernekleri Tandoğan’da bir kadın mitingi yaptı. Hazırlık çalışmaları sırasında bazı kadın derneklerinden miting bildirinin Türkçesi yanında Kürtçesinin de okunması istenmiş. Sevindiricidir ki, üyelerinin çoğu Türk kimliğini taşıyan dernekler, öneriyi uygun görmüş fakat bazı kadın çevreleri “Kürtçenin olduğu yerde yokuz” diyerek mitinde katılmaktan vazgeçmişler. Bir insanın anasından öğrendiği dilin ne kadar içten, sıcak olduğunu ve bir insanı ölünceye kadar ısıtacağını en iyi bilmesi gerekenler birer ana veya ana adayı olan kadınlardır. Miting bildirisi Kürtçe de okunacak diye mitinge katılmaktan vazgeçen kadınlar, erkek egemen milliyetçi bir ideolojinin tutsağı olmuşlardır. Yazık onlara ki, kendi dillerinin de değerinden habersizdirler. Diyarbakır Çarşısında, Harran Ovasında konuşulan, Kürtçe TRT Kürdi’de 24 saat program dili olan Kürtçe, ülkeyi bölme kudretine sahip değil de, Tandoğan alanında beş dakika içinde bir ülkeyi nasıl oluyor da bölüyor, merak konusudur. Bir de “Türklerle Kürtler kardeştir” diyorlar. Bir insan nasıl olur da kardeşinin konuştuğu dilden bu kadar ürker ve korkar?
Tandoğan’da mitinge katılan bütün kadınların Türkçe bildiği bir gerçektir. Bildirinin Kürtçe de okunması gerecekten bir barış ve kardeşlik gösterisidir. Semboliktir. Kürt diline karşı şimdiye kadar yapılanlardan bir özür dileme hareketidir.
,
Türk burjuvazisi Kürtler konusunda yıllardır halkı o kadar zehirlemiştir ki, dünyanın neresinde olursa olsun Kürtler için el kadar bir yurt bile fazla görülmektedir. Türk burjuvazisi, Suriye’nin içinde İslamcı hükümet güçleriyle Kürtler arasındaki bir çatışmada derhal Şara hükümeti tarafını tutmuştur. Şimdi artık Şam Emevi Camiinde namaz kılma imkânına kavuşmuş olan hükümet sözcüleri için bunu doğal karşılamak gerekir fakat Kürtlerle çatışan İslamcı bir rejimin tarafını tutmak Türkiye’nin laikleri için ibret vericidir. Kürtlere düşman olsun da kim olursa olsun! Kürt düşmanlığının “İliklere işlemesi” galiba buna budur.
İRAN’DA NE OLUYOTR?
İran kaynıyor. Halk, rejime karşı ayaklanmış. İran Hükümeti, Şiir fanatizmine saplanmış. Halk cendere içinde sıkıştırıyor. Bu durum İran’a hâkim olmak isteyen Amerikan emperyalizminin iştahını kabartıyor. Çözüm İran’da Bağımsızlıkçı, aydınlanmacı, halkçı bir iktidar kurmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zeki SARIHAN Arşivi

CELLADINA ÂŞIK OLMA MESELESİ

09 Aralık 2025 Salı 10:38

CHP İMRALI’YA NEDEN GİTMİYOR?

25 Kasım 2025 Salı 21:52

FATSA’DA SOSYALİST-KEMALİST İTTİFAKI

05 Kasım 2025 Çarşamba 10:46

KÜRT SORUNU BÖYLE ÇÖZÜLMEZ

21 Ekim 2025 Salı 10:43

OKUMA ALIŞKANLIĞINI NASIL KAZANDIRMALI?

09 Ekim 2025 Perşembe 10:56

FATSA’DA SEKİZ GÜN

24 Eylül 2025 Çarşamba 13:26

ÇERKEZ ETHEM TARTIŞMASI

17 Eylül 2025 Çarşamba 20:36

SAVAŞ BAKANLIĞI-SAVUNMA BAKANLIĞI

08 Eylül 2025 Pazartesi 11:35

"KALDIRALIM SINIFLARI”

05 Eylül 2025 Cuma 00:01

TATİL KÜLTÜRÜ

26 Ağustos 2025 Salı 12:43