• BIST 1.329
  • Altın 449,266
  • Dolar 7,8115
  • Euro 9,3377
  • Muğla 2 °C
  • İzmir 10 °C
  • Aydın 6 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 0 °C

EVET, BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM

Güven KARABENLİ
Yıl 1946. Mayısın 24 ü. Sivas'a bahar gelmiş geçiyor. Yaz kapıda. Her taraf tengarenk, büyüleyici kır çiçekleriyle dolu. Hani şairin Haziran da Sivas'ta ölünmez dediği gibi bir Haziran geliyor. Eli kulağında.
Ali Baba mahallesinde, duvarları kerpiç, damı düz, bahçesi elma ağaçları ile dolu Muallim Ahmet Karabenli'nin evinde bir telaş var. Bir bebek dünyaya gelmek üzere. Doğum sancıları taa evin önünde ki toprak, tümseklerle dolu toz deryası yoldan bile fark ediliyor.
Muallim Ahmet Bey'in dört çocuğu var. İki kız, iki oğlan. Yaş sırasına göre; Ayten, İsmet, Suzan, Erdoğan. Hepsinin arasında ikişer yaş var. Bu gelen beşinci. Sekiz yıl sonra. Ya istenerek yapılmış, ya bir kaza sonucu ortaya çıkmış.
Büyük kız Ayten kardeşlerin en büyüğü. O zamanlar 14 yaşlarında. Hamarat, açık göz, çok zeki ve iş bitirici. Muallim Ahmet Bey evde yok, işinin başında. Ayten faytonla ebeyi getiriyor. Annenin terini siliyor. Devamlı koşturuyor. Mahallenin neredeyse bütün kadınları gelmiş. Kızcağız bir de onlara hizmet etmeye çalışıyor. Suzan dokuz yaşında. Ayten'in tam tersi bir çocuk. Sessiz, çok zayıf, incecik. Bir de kötü adeti var, toprak yiyor. Muallim Ahmet Bey üzerine titriyor. Aman bu kız hastalanacak diye ödü kopuyor. İkinci dünya harbi yeni bitmis. Yokluk, sefalet diz boyu. Verem kol geziyor.
Suzan ne zaman eve girip anneyi görmeye kalksa, "hadi sen git oyna" diye kapının önüne koyuyorlar. Oda bir kaç neticesiz denemeden sonra sıkıntıdan dama çıkıyor. Damda sarkan elma ağaçlarından daha yeni yeni oluşmuş elma yavrularını toplamaya çalışırken boşluğa basıp aşağı düşüyor ve kolu iki yerden kırılıyor.
Hemen Muallim Ahmet Bey'e haber uçuruluyor. Adamcağız büyük bir telaş içinde eve koşuyor. Zavallı, karısına mı baksın, kızına mı üzülsün şaşırıp kalıyor. Sonunda komşular yardım ediyorlar. Suzan hastaneye götürülüyor. Kolu alçıya alınıyor ve getirilip annenin lohusa yatağının yanına yatırılıyor. Kadıncağız doğum sancıları arasında kafasını çeviriyor, yanında yatan kızına ve "ömrü kesilesice dam da be işin vardı? Doğumumu da burnumdan getirdin" diyor. Zavallı kızcağız" ancak bu şekilde seni görmeme, yanına gelme me izin verdiler" diyemiyor ki...
Ve canlarım, Perşembe günü öğleden sonra dört sularında ben, Muallim Ahmet Bey ve Naciye Hanım'ın beşinci çocuğu olarak dünyaya avdet ediyorum. Zor bir doğum oluyor. O kadar beyaz bir bebekmişim ki babam dayanamıyor beni kucağına alıp seviyor. Ve bunu ilk bana yapıyor.
Evet, tahmin ettiğiniz gibi bugün benim yaş günüm. Yetmiş iki yaşına giriyorum. Doktor arkadaşlarımdan biri bana bu yaşın çok kritik bir yaş olduğunu söyledi erkekler için. Eğer bu yaşı kazasız belasız atlatırsak uzuuuun yaşarmışız. Yani yetmiş iki hayatla ölüm arasında bir köprü kabul ediliyor. ( Lütfen bana kızmayın. Ben onların yalancısıyım) Bu arada bu teori elli yaşını hiç devirmedikleri için bayanlar için geçerli değil.
Romanların dediği gibi " Çok da fifi" vallahi umurumda değil. Hepinizi öpüyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141