10 Aralık 2018 Pazartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KÜRTÇE TV TEHLİKELİ AÇILIM
06 Ocak 2009 Salı 21:43

''KÜRTÇE TV TEHLİKELİ AÇILIM''

Bahçeli, İsrail'in Filistin'e Yönelik Saldırısını Daha Önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Bildirip Bildirmediğinin Merak Konusu Olduğunu Söyledi.

Bahçeli, İsrail'in Filistin'e Yönelik Saldırısını Daha Önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Bildirip Bildirmediğinin Merak Konusu Olduğunu Söyledi.



MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırısını daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bildirip bildirmediğinin merak konusu olduğunu söyledi. Bu konuda şüpheleri bulunduğunu aktaran Bahçeli, Bir merakımız da İsrail'in gerçekleştirdiği saldırıyı, önce AKP hükümetine bildirip bildirmediği noktasında düğümlenmektedir. Basına yansıyan bazı haberler, İsrail'in saldırıları için, önceden Başbakan Erdoğan'a bilgi verdiği yönündedir. Eğer böyleyse, AKP hükümeti bu insanlık suçuna iştirak etmiştir ve meselenin en küçük bir mazereti dahi olmayacaktır.'' dedi.
TBMM Grup toplantısında konuşan MHP lideri Bahçeli gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının başında İsrail'in Filistin'e saldırısını nefretle kınadıklarını söyleyen Bahçeli, bugün itibariyle onbirinci gününe giren bu insanlık dışı saldırılar karşısında, başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası camianın suskun ve tepkisiz kalması, ateşkes çağrısı yaparken bile İsrail'i kollayacak ifadeler kullanmaları her yönüyle utanç vericidir.'' dedi.

Konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın saldırılardan önce Ankara'ya gelen İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile yaptığı görüşmeye de değinen Bahçeli, ''Ancak gelişmelerin sıra dışı olan yönü, İsrail Başbakanı'nın askeri operasyondan beş gün önce Ankara'ya gelerek Başbakan Erdoğan ile görüşmüş olmasıdır. Bu görüşmede, Başbakan Erdoğan çelişkili tutumla İsrail Başbakan'ı Olmert'e Ortadoğu'daki barış görüşmelerindeki yapıcı yaklaşımı ve gösterdiği siyasi irade için teşekkür ettiği kamuoyuna yansımıştır. Savaş ve ölüm makinesi haline gelen İsrail'in bölge barışını sağlamak amacıyla, hangi yapıcı yaklaşımı gösterdiği ve bununla uyumlu takdire şayan nasıl bir siyasi irade takındığı hususu bizim ve aziz milletimiz tarafından merak edilmektedir. Aradan beş gün geçtikten sonra, İsrail'in bölgeyi ateş çemberine alması, yakıp yıkması karşısında, daha önce bölge barışına yaptığı katkıdan dolayı teşekkür eden Başbakan Erdoğan bu defa da bu yaklaşımından hızla çark etmiştir. Ancak, Başbakanın bu konuda ortaya koyduğu yeni tepki kâğıt üzerinde ve sözde kalmıştır.'' diye konuştu.

Yeni yılda krizlerden kurtulan bir Türkiye arzuladığını söyleyen Bahçeli konuşmasında, vatandaşların Muharrem orucunu ve yarın idrak edilecek Aşure Günü'nü kutladığını bildirdi. Bahçeli ayrıca, ''24 Aralık günü Cizre'de alçak bir terör saldırısı sonucu üç askerimizin şehit olması ve Yılbaşı gecesi Ankara'da doğal gaz kaçağı sonucu yedi üniversiteli gencimizin çok erken yaşta hayatlarını kaybetmeleri Türkiye'yi yasa boğmuştur.'' açıklamasında bulundu. Bahçeli, İsrail'in saldırıları durdurması için Türkiye'nin daha somut adım atmasını istedi.

Bahçeli, Erdoğan-Olmert görüşmesi ve Başbakan'ın Ortadoğu turu hakkındaki düşüncelerini şöyle aktardı: ''Bu temaslar sırasında hangi konuların görüşülmüş olduğunu, Hamas-İsrail ilişkilerinin nasıl sürdürüleceğine ilişkin neler konuşulduğunu ve hangi angajmanlara girildiğini bizler elbette ki bilemeyiz. Ancak söyleyeceğimiz, aktif dış politika yapma iddiasındaki Başbakan Erdoğan ve hükümetinin gergin ve kuşku içindeki tarafları cesaretlendiren yanlışlar yaptığı ihtimalinin ortaya çıkıyor olmasıdır. İsrail Başbakanı ile yapılan görüşmeden hemen sonra gerçekleşen saldırılar üzerine Başbakan Erdoğan'ın telaşı ve öfkesinin bir faciayı önlemekten ziyade bir kusuru örtmeye dönük olduğu yönünde izlenim uyanmıştır. Hiç şüphe yok ki, ülkemiz jeopolitik ve jeokültürel konumu ve bölgedeki etki ve çekim gücü nedeniyle bu kritik coğrafyanın merkezinde yer almaktadır. Müdahil olması doğal ve gereklidir. Ancak bu politikanın Başkent Ankara'dan bakan bir vizyon ile ortaya konulmuş olması da şarttır. Başbakan Erdoğan'ın, İsrail'in Filistin'e yönelik hava harekâtı sonrasında başlattığı ülke turları, maalesef kara hareketine engel olamamış faciaların önüne geçememiştir. Bu kapsamda, Başbakan Erdoğan'ın, Ortadoğu turu çerçevesinde Mısır lideri ile görüştükten sonra, İsrail-Filistin arasındaki sorunlara yönelik gündeme taşıdığı, önce ateşkesin sağlanması ve ardından Filistinlilerin uzlaştırılmasına yönelik iki aşamalı planının içinin boş olduğu ve bir sonuca hizmet etmeyeceği anlaşılmaktadır. Sorunun, bölgede coğrafyaları askeri kuvvetlerle tanzim etmeye çalışan okyanus ötesini ikna etmeden, bu gücün Ortadoğu'daki projelerini değiştirtmeden yapılacak bütün girişimlerin nafile olacağını ve hatta şimdi olduğu gibi Filistinli kardeşlerimize zarar vereceğini bilmek için uzman olmaya gerek yoktur. Sivillerin mezalime maruz kaldığı bu süreçte, sadece konuya meşru müdafaa olarak göz yuman Batı dünyası değil, basit ve kısır hesapların oyuncağı olan Arap ve Müslüman dünyası da sınıfta kalmıştır.''


MHP LİDERİ AK PARTİ'YE YOL GÖSTERDİ

MHP Lideri Bahçeli, AK Parti hükümetine tavsiyelerde de bulundu. Bahçeli sözlerini şöyle sürdürdü: "Adalet ve Kalkınma Partisi, Ortadoğu'daki sorunlara gerçekten müdahil olarak katılmak istiyorsa; Amerika Birleşik Devletleri'nin bölge üzerindeki düşüncelerini değiştirilmesi yönünde çaba harcaması, İsrail ile olan stratejik ortaklığın, siyasi ve ticari ilişkilerin sorgulanması ve ilişkilerde dengenin kurulması, Filistinli grupların kabul edebileceği gerçekçi ve kalıcı bir sürecin işletilmesi, İki ay önce üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyelik imkânlarının göstermelik kalmadan ısrarla kullanılması, Çözüm yolunda atılacak adımların terör eylemleri ve karşı saldırılarla kilitlenmesinin önüne geçilebilmesi için tarafların sürekli temas halinde bulunmalarının sağlanması, Özellikle taraflardan birine cesaret verecek, göz yumulduğunu hissedecek tek yönlü ilişkilerden kaçınılması ilk aşamada uygulanması gereken bazı önerilerimizdendir. Aksi halde suçluluk telaşı içinde bölge ülkeleri tek tek gezilerek Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanı sıfatı ile bölge insanına huzur, barış ve refah kazandırmak mümkün değildir."


''KÜRTÇE TV TEHLİKELİ AÇILIM''

Kürtçe TV'nin TRT6 olarak yayına başlamasını tehlikeli bulduklarını söyleyen Bahçeli, ''TRT'nin 1 Ocak 2009'dan itibaren özel tahsisli bir kanalda Kürtçe yayınlarına başlaması, siyasi gündemin en çok tartışılan konularından birisi olmuş, AKP hükümetinin bu tehlikeli açılımı bazı çevreler tarafından "sessiz siyasi ve zihni devrim" olarak alkışlanmıştır.'' dedi. ''Biz, Türkçe konuşup, Türkçe söyleyip, Türkçe düşünmeye devam edeceğiz.'' diyen Bahçeli, ''Bize göre bu tarih itibariyle milli bir devlet yapısı hükümet eliyle ihanete uğrayarak arkadan hançerlenmiş ve ölümcül bir darbe almıştır.'' açıklamasında bulundu.

Bahçeli, Kürtçe yayın hakkında düşüncelerini şöyle sıraladı: ''Masum bir kültürel hakkın tanınması sorunu olarak Türkiye'nin önüne getirilen bu konunun PKK için taşıdığı hayati önem, Türk milletinden ayrı bir millet kimliği ve ayrı milli mensubiyet duygusu yaratılmasında dilin temel vasıta olmasından kaynaklanmaktadır. Kürtçe öğrenim ve yayın, bu mihraklarca Türk milletinde buluşmuş kardeşlerimizde farklı milli kimlik şuuru yerleşmesinin en etkili vasıtası olarak görülmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi, ortak dil ile milletleşme arasında kaçınılmaz bir tabii bağ olduğunu düşünmekte; müşterek bir milli dilin mevcudiyeti ile toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama arzusunun devamı arasında doğrudan ve yakın bir ilişkinin olduğuna inanmaktadır. Milli dil ile milli varlık ve milli beka arasındaki bağın kesintiye uğraması, tahrip edilmesi milletlerin geriye dönüşünü kaçınılmaz kılacak, bir arada yaşayabilmenin asgari müştereklerinin en önemlisini ortadan kaldıracaktır. Bu itibarla lehçeler, ağızlar, alt dil grupları yalnızca kültürel hatıralar olarak saygı ile anılmalı, ana dil olarak hürmetle karşılanmalı ancak esas olanın üst dile doğru doğal bir yükselişle bütün toplum fertlerinin bir dilden güç ve ilham almalarını sağlamak olmalıdır. Dil bu itibarla üzerine kültür ve uygarlıklar inşa ettiğimiz muhteşem eserlerin ve toplumsal varlığımızın temelini teşkil eden alt yapı kurumu, bireysel ve milli kimliğimizin ve kişiliğimizin omurgasıdır. Bu düşünceden hareketle Milliyetçi Hareket Partisi, adı üstünde hiç kimsenin anasının dilini beşeri ilişkiler içinde öğrenmesine mani olmayan bir anlayışla meseleye yaklaşmaktadır. Nitekim, öteden beri özellikle Avrupa'dan gelen dayatma listelerinin başında yer alan anadilde eğitim ve başka dillerde yayın yapılması önerilerine karşı çıkmış, bunun önemli sosyolojik ve kültürel geri dönüşlere neden olacağını söylemiştir. Bu konuda, tarihe kayıt düştüğümüz en önemli belgeler, 2002 yılında partimizin de içinde bulunduğu TBMM'de Uyum Yasaları karşısında tek başımıza gösterdiğimiz milli direnç ve konunun Cumhurbaşkanlığı seviyesinde ele alındığı 7 Haziran 2002 tarihli Liderler Zirvesinin tutanaklarında saklıdır. Partimiz hiçbir dönemde milli kimliği aşındıracak taleplere açık olmamış, bu tür girişimleri şiddetle eleştirerek ilkeli ve milli duruşunu sergilemiş, konunun ciddiyetini ve önemini sürekli vurgulamıştır. Bu açıdan anadilde yayın ve eğitim gibi talepler konusunda bölücü mihraklar, Avrupa dayatmaları ve AKP tavizleri arasındaki uyum ve anlayış birlikteliği bizim için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.Nitekim, terör örgütünün 2002 yılında kabul edilen siyasallaşma stratejisinde "Kürt kimliğinin tanınması kapsamında yerel dilin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması" birinci öncelikli hedef olarak ortaya konulmuştur. Bu şekilde ilk köprübaşı tutulmuş, aradan geçen altı yıl içinde bu konuda daha ileri adımlar atılması için her zorlama yapılmış ve nihayet 1 Ocak 2009 itibariyle bir kamu tüzel kişisi olan TRT'nin Kürtçe yayına başlaması noktasına gelinmiştir. Bize göre bu tarih itibariyle milli bir devlet yapısı hükümet eliyle ihanete uğrayarak arkadan hançerlenmiş ve ölümcül bir darbe almıştır. Türkiye'nin devlet yapısının yeniden tanzimi, farklı kökenden gelen vatandaşlarımıza siyasi ve hukuki planda milli azınlık statüsünün tanınması ve bunun Anayasada teminat altına alınmasını isteyen Avrupa Birliğinin tahribat süreci Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun 24 saat Kürtçe yayına açtığı kanalla birlikte hayata geçirilmiştir. TRT'nin bu kanalının önümüzdeki dönemde Kürtçe açık öğretim kanalına dönüşmesi talepleri hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu uygulama ile birlikte Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'yi 36 etnik guruba bölen zihniyetinin ilk adımı gerçekleşmiş, Türkiyelilik projelerinin temeli de PKK'yı Kürtçe selamlayan Başbakan'ın ağzından törenle atılmıştır. Durmak yok yola devam sloganının eşliğinde etnik kimliklerin gönlünü okşama yarışı burada da hız kesmemiş, Hükümetin memuru gibi çalışan Yüksek Öğretim Kurumu Başkanı olan zat haddini aşan bir siyasal kararla, Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümünün açılacağını pişkinlikle müjdelemiştir. Bu kaygı verici gelişmeler demokrasinin gelişimi, özgürlüklerin yol alması, kültürel zenginliğin tezahürü, barışa katkı adı altında tanımlanmış, etnik temelde ve ayrışarak kimlik oluşturma yönünde devlet erkânının alkışlarıyla çözülme sürecinin kurdelesi kesilmiştir. Şimdi sıra Başbakan'ın hesabı ile geri kalan 35 ayrı dil ve lehçede televizyon kanalı kurmaya gelmiş; ardından ise ayrıla ayrıla, bölüne bölüne, ufalana ufalana tekrar nasıl tek devlet ve tek millet olunacağının Başbakan'ın yakasına yapışarak sorulmasına kadar gelinmiştir. Bu gelişme ile Başbakan Erdoğan o dönemdeki partisinin İstanbul il başkanı olduğu 1991 yılından beri tasavvur ettiği bir hayaline daha kavuşmuş, sıra YÖK Başkanının gayretkeşliği ile ana dilde eğitim ve öğretim konusuna kadar varmıştır.''

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Marmaris Belediye Başkan Adayı Kim Olsun?
RÖPORTAJ