Zeki Sarıhan
İLBER ORTAYLI
Ülkemizin dünya çapında tarih filozofu İlber Ortaylı’yı 13 Mart 2026 günü yoğun bakımda olduğu hastanede 78 yaşında kaybettik. Bu dünyada herkesin kendine özgü bir yeri vardır, kimse kimsenin yerini tutamaz. Fakat Ortaylı gibi olağanüstü kişilikte birinin yerini bir başkasıyla doldurmak hiç mümkün değildir. Mimar Sinan’ın yeri dolabilmiş midir?
İlber Ortaylı, taşıdığı üstün meziyetleri herhalde hayatının birkaç millet ve coğrafyaya değmesine olduğu kadar öğrenme merakı ve herhâlde dinledikçe hayret ettiğimiz belleğinin gücüne borçludur. Değilse 10 dil bilmek her azimli insanın harcı değildir.
Ortaylı’yı televizyon kanallarında her gördüğümde diğer işlerimi bırakarak izlemekten, hangi gazetede yazısını görsem okumaktan geri duramam. (Hürriyet’in Pazar günkü nüshalarında yazıyordu, Habertürk kanalında konuşuyordu). Kitaplarından ise ancak dördünü okumuş olmayı kusurlarımdan biri olarak kabul ediyorum. Tanzimat Döneminde Osmanlı Mahalli İdareleri, Osmanlı İmparatorluğunun Son Nefesi, Atatürk, Eski Dünya Seyahatnamesi.
Onunla yüz yüze, tarihini hatırlamıyorum, Siyasal Bilgiler Fakültesindeki odasında görüşmüştüm. Öğretmen Dünyası Dergisinin 30 kişi alabilen bürosunda her hafta Cumartesi Söyleşileri adı altında konferanslar düzenliyorduk. 24 Mart 1990 Cumartesi günü iki saat kadar onunla birlikte olduk. Konumuz “Türkiye’de İlkokul Eğitiminin Temelleri” idi. Mayıs 1990 tarihli Öğretmen Dünyası’nda bu konuşmanın özeti var. Daha sonraki yıllarında da merakla ve hayranlıkla izlediğimiz bilgi derinliğine ve yorum özgünlüğüne o yılarda kavuştuğu görülüyor. Bir cümlelik bir hükmü ile bir olaya bütünüyle açıklık kazandırıyor. Bu yorumlama gücü uzun yıllar belgelerle haşır naşir olma, kavrama ve yorumlama yeteneğinin bir sonucu olsa gerek. Bakınız konuşmasının başında neler söylüyor:
TARİH BELGELERE DAYANILARAK YAZILIR
“Millî eğitimin ilkokul eğitimi çok az bilinmektedir. Bunlar nasıl okullar? Nasıl kurulmuş? Tedrisatı ne? Bu konularda üniversite arşivleri perişandır. Düzenlenmemiştir. Okullar da aynı şekildedir.
Örneğin 30 sene sonra bir okuldaki eğitimin durumunu inceleyecek uzmana materyal kalmamaktadır. Son 20 senedir eğitim, ehliyetsiz insanların elindedir. Elimizde maarif arşivi yok. Başbakanlık arşivi de aynı diyebiliriz. İmparatorluk dönemi okullardaki gelişmelerden haberimiz yok.
Eğitim tarihimiz zor bir meseledir. Bugün arşiv olarak bazı dernek ve sendikaların ancak dava dosyalarından, iddianamelerinden yararlanıyoruz. Örneğin Tonguç’un öğretmenlere yazdığı mektuplar yok.”
Tarihsel konularda hüküm verebilmek için belgelere dayanmanın gereğini teslim eden Ortaylı çok haklıdır. Bu belgeleri korumama, en kötüsü imha etme anlayışının yarattığı sonuçları Kurtuluş Savaşı yıllarında öğretmen örgütlerini (Millî Mücadelede Maarif Ordusu) yazarken gördüm. Kurulan öğretmen örgütlerinin hiçbirinin tüzükleri, toplantı tutanakları ortada yok. Bu örgütler hakkında gazetelere haber oldukları oranda bilgi sahibi oluyoruz. Bir diğer aymazlık da, her yeni politik düzenin, bir önceki döneme ait belgeleri yok etmesi, hiç değilse bunları koruma anlayışına sahip olmamasıdır. Gazetelerin bile çoğunun bütün sayıları ortada yoktur!
ONDAN YARARLANACAĞIZ
İlber Ortaylı’nın siyasi görüşü, ideolojisi nedir? 1960 sonrasının yükselen halk hareketleri içinde biçimlenmiş bir ortamda sosyalizme yakın durduğunu farz edebiliriz. 1980’lerden sonra dünyadaki büyük değişim onu da birçok akademisyen gibi ideolojilerin sağ kanadına doğru çektiği tahmin edilebilir. Öyle ki AKP Hükümetinden görev kabul ederek Topkapı Müze Müdürlüğü yapmış, buradan yaş haddinden emekli olmuştur. Bu görevlendirmeyi, AKP’nin soldan adam kazanma politikası olarak kabul etmek de mümkündür ama Ortaylı emekçi sınıfların tarihçisi olmayı tercih etseydi sistem onu reddeder, iktidar basını ona sayfalarını ve ekranlarını açmazdı. Bazı arkadaşlarıyla aylık yemekli toplantıların Ahmet Hakan düzenliyormuş! Gene de düzeni değiştirmek, adaletli bir sistem kurmak, emeği iktidar yapmak için herkesten öğrenme ilkesine bağlı kalınmalıdır. AKP iktidarını tercih eden Halil İnalcık’tan çok şey öğrendiğimiz gibi.
Umarım Cennette hocası Halil İnalcık’a komşu yaparlar. Birlikte cennetin tarihini araştıracakları kesindir… Gerçi son çıkan kitaplarımdan biri olan Cennetten Mektuplar’da Cennetin tarihi ile ilgili bir bölüm varsa da bunu yoldan tutma bir tarihçiden değil, kökten tarihçi birinden okumak çok daha yararlı olacaktır. (Independent Türkçe, 15 Mart 2026)
Zekisarihan.com

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.