Metin Cangör
BİR ANI
Değerli okurlar aradan 45 yıl geçmiş olan bir anımı sizlerle paylaşıyorum. Yıl 1981 ve Almanya’da Nato Narkotikte görevdeyim.
Alman Başsavcı ve eşi ailece dostumuz, arkadaşımız. Genelde Cuma akşamlari makam aracı ile bana gelir ve Subay Kulübüne gider, bazen Amerikalı meslekdaşlarla yemek yerdik.
Bu sefer bana “Afganistan - Türkiye Narkotik trafiğinde Türkiyeye gidip orada operasyon gerekiyor, Türkiyede askeri darbe olmuş sen darbe yapanı ara durumu kapalı anlat gereğini yapsınlar elimizde telefon dinleme tapeleri ve uydudan takip kanal kopyaları olduğunu söyle ve bize bildirsinler hemen İstanbula gidelim” dedi.
Ben şaka yapıyor sandım “Sen ne diyorsun darbeyi yapan Ordu ve başında Genelkurmay Başkanı Orgeneral var hiç tanımam telefonla ulaşmam mümkün değil” dedim.
Tamam o zaman ben hallederim dedi ve mevzu değişti.
Tam iki gün sonra Pazartesi sabahı benim telefon çaldı ve “Ben Türkiye’den arıyorum ismim Kamuran Gürün Dışişleri
Bakan yardımcısıyım yarın Frankfurta geliyorum Başkonsolosun yanına saat 16:00 da gelebilir misin” dedi.
Bende gelirim dedim ve hemen Alman Başsavcıyı aradım ve bilgi verdim, sorunca; Şöyle söyledi;
“Bonn’u aradım (Almanya Başkenti o zaman Bonn du) Federal Adalet Bakanına söyledim”.
Ertesi gün saat 16:00 da Başkonsolosun odasında Alman Başsavcıda geldi toplandık. Durumu kendisine izah ettik.
İki gün sonra kayıtlı tapeler ve bütün gerekli maddeler ile gurup halinde İstanbula uçtuk. Yeşilköy havaalanında
İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri bizi karşıladılar ve zamanın İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcıya götürdüler.
Şükrü bey’de hukukçu olduğunu söyledi ve bizi zamanın Narkotik Şube Müdürü ile tanıştırdı ve odası çok yakında olan
Asayiş Şube Müdürü de orada idi ile tanıştırdı.
Gereken herşey yapıldı sanıklardan bir tanesi Ankaradan getirilecekti ama Poliste sadece araba vardı uçak yoktu, bizde o kadar bekleyemeyiz dedikten sonra Kamuran beyi aradım “hiç merak etme” dedi. Birazdan İstanbul Sıkı Yönetim
Komutanı General beni aradı ve askeri uçak hazır dedi, Polisler gidip aynı gün adamı Ankara’dan alıp getirdiler.
O zaman Türkiye’de sorgulamada sanığın gözlerini bağlıyorlardı. Ankara’dan getirilen sanığı Şükrü Balcı beyin odasına getirdiler, gözleri bağlı, elleri arkadan kelepçeli ve yere çömelttiler. Şükrü beyde masanın üzerine dayanmış adama bazı sorular sordu. Sonra birden adamın suratına ayağı ile vurunca adam arka üstü düştü ve burnu kanamaya
başladı, tam o sırada Alman Başsavcı ayağa kalktı “Emniyet Müdürüne söyle bu bir işkencedir, davayı geri çekiyorum
bu durumda dosya ve tapeleri de bırakmıyoruz dönüyoruz ” dedi. Söyledim tabii bunu Türkçe olarak Şükrü Balcı belki de hayatında duymamıştır böyle birşey dondu kaldı. 3 Alman Kriminal Polis, ben ve Savcı 5 kişi odayı terk ettik.
İstanbul Alman Konsolosluğu çok yakınında bir Otelde kalıyorduk. O akşam en az (5) kişi Türk Emniyetinden ve (2) de Türk Savcı geldi ve benden tapeleri bırakmamızı aksi halde tutuklu sanıklara hiçbir şey yapamayacaklarını ve serbest kalacaklarını anlattılar ama Alman Başsavcı kabul etmedi. En sonunda ertesi sabah biz Havaalanına giderken Başsavcıyı ikna ettim ve tapeleri bıraktırdım.
Yukarda yaşadığım durumu paylaşırken Almanyanın Türkiye’nin 1. Numaralı Ticari ortağı olduğu ve istenirse bazı kanalların darbelerde bile tahmin edilemeyecek kadar tesirli olabileceğini anlatmaya çalıştım.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.