• BIST 2.864,25
  • Altın 1038.865
  • Dolar 17.9312
  • Euro 18.392
  • Muğla 20 °C
  • İzmir 21 °C
  • Aydın 23 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 20 °C

EĞİTİM SORUNLARINDAN EN ÖNEMLİSİ HANGİSİDİR?

Zeki SARIHAN

 

 

 

 

 

 

Değişen toplumun kendisiyle birlikte yeni sorunlar üretmesi gibi, eğitim de sürekli yeni sorunlarla karşı karşıyadır. Bunların bir kısmı teknolojik gelişmelerden, bir kısmı toplumun anlayışından kaynaklanır. Ülkeyi yönetenlerin ideolojik tercihleri de eğitim sorunlarının oluşmasında büyük rol oynar.

Türkiye’nin dün de eğitim sorunları vardı, ülke bugün de büyük eğitim sorunlarıyla karşı karşıyadır, kuşkusuz ki yarın da sorunlar eksik olmayacaktır.

“Günümüz Türkiye’sinde en önemli eğitim sorunu nedir” sorusuna toplumun çeşitli kesimlerinden farklı yanıtlar gelmesi doğaldır. İş çevrelerine göre, eğitim alan kişilerin sanayii geliştirecek teknolojik birikimden uzak olması en büyük sorun sayılırken, toplumun laik kesimlerinin gördüğü en büyük sorun eğitim müfredatının gitgide dincileştirilmesidir. Dinciler ise dindar bir gençlik yetiştirememekten yakınmaktadırlar. Öğrencileri barındıracak yurt eksikliği başlı başına halk çocukları için bir sorundur. Üniversitelerin özerkliğinin olmayışı ve buralardaki kadrolaşma, başlı başına bir yükseköğretim sorunudur.

Fakat eğitimcilerin bilmezden geldikleri, bilseler de ağızlarına almaya çekindikleri bir sorun vardır ki Türkiye’de eğitimin başta gelen sorunu sayılsa yeridir. Bu, milyonlarca çocuğun kendi anadilinin okullarda yasaklanmış olmasıdır. Gerçekten de eğitimde bundan daha büyük bir facia düşünülemez.

Çünkü bir kişinin, özellikle çocuğun ana dili onun en önemli manevi varlığıdır. Anadilinin okulda konuşulmasının yasaklanması bir çocuğun küçük yaşta zorla anasından koparılması gibidir. Böylece o kendi kültürel dünyasından da koparılmış olur ve kültürel bir yetim durumuna düşer.

Bizdeki gibi hâkim millet milliyetçiliği ile şartlanmamış bütün eğitimciler, çocuk için anadilinin önemini bilirler. Bu nedenle az veya çok demokratikleşmiş hemen bütün ülkelerde çocuk, anadilini okulda öğrenmekten yoksun bırakılmaz. Türkiye’de ise bu konu şaşırtacak derecede bir tabu olmaya devam ediyor.

SEN SANA NE SANIRSAN

Özellikle bu bağlamda hâkim ulus milliyetçiliği, eğitimcileri bile esir almıştır. Onları olgun insanın en temel özelliğinden biri olan empati yapmasını bile engellemektedir. Yunus Emre’nin “Sen sana ne sanırsan, ayrığa da onu san/Dört kitabın manası budur eğer var ise” diye yedi yüz yıl önceki öğüdü de onlara bir şey anlatmıyor. Yunus Emre’yi çok sevdiğini söyleyenler, konu kendin için istediğini başkası için de istemeye gelince kulaklarının üstüne yatıyorlar! Türk aydınlanmacıları (aydınlatıcılar ve aydınlananlar, bu konuda aydınlatmamak ve aydınlanmamak için ayak diremektedirler.

Bir Türk milliyetçisi, başka ülkelerde azınlık Türk topluluklarının devam ettiği okullarda Türkçe yasaklanmış olsaydı, bunun için ne düşünürlerdi? Yunanistan’da Bulgaristan’da, Rusya’da, Çin’de, Kerkük’te; göçmen yerleşiminin yoğun olduğu Avrupa ülkelerinde? Türk nüfusun ancak yedide bir olduğu 1974 öncesindeki Kıbrıs’ta?

Evrensel bir insan hakkı olan bu konu, Türkiye’de ancak 1990’larda Kürtlerin durumu ile ilgili olarak gündeme geldi. Büyük bir Kürt kalkışması yaşandı. Kürtlerin devletten ne talep ettiği ve bunların arasında anadilinde eğitimin ağırlığı tam bilinmese de, Türk aydınları, özellikle TÖS ve TÖB-DER’in halkçı mücadelenin mirasına sahip öğretmenler arasında ana dilinde eğitimin pek de haksız bir talep olmadığı yolunda anlayışlar gelişti. İlk kurulan iki öğretmen sendikası Eğitim-İş ve Eğit-Sen, bunu programlarına bile aldılar. Hükümet sırf bu yüzden Eğitim-Sen’i kapatmaya kalktı. Sendika, bunu ancak tüzüğünden çıkararak kapanmaktan kurtuldu. Eğitim-İş ise bu konuyu gündeminden de çıkarmış bulunuyordu.

MİLLİYETÇİLİĞİN RET İÇİN GELİŞTİRDİĞİ TEORİLER

Kürt hareketinin bastırılmasına paralel olarak aydınların büyük kısmı da anadilinde eğitimin mümkün olmadığını, gereksiz olduğunu, Kürtler bu hakkı elde derlerse bunun başka isteklere de zemin hazırlayacağını, ülkeyi bölünmeye kadar götürebileceğini yazıp söylemeye başladı.

Ne teoriler geliştirilmedi? Kürtçe uydurma bir dildi! Onunla bilim yapılamazdı. Kürtler bu dillerini zaten evde ve sokakta konuşabiliyorlardı (milliyetçi aydınlarımız bu kadarcık liberalleşmişlerdi) Onu okula sokmanın ne anlamı vardı? Bu dille edebiyat da yapılamazdı.   Kürt yazarlar ve şairler eserlerini Türkçe yazmıyorlar mıydı? Ana dilinde eğitim, bir eğitim veya kültürel talep olsa neyse, bu siyasi bir talepti… Ana dilinde eğitim kabul edilirse, üniversitede okuyan Kürt, Çerkez, Rum, Zaza, Laz öğrenciler için ayrı ayrı hocalar tutmak gerekmez miydi? İşi dünyada örneği görülmemiş bu gibi gülünç uygulamalara kadar vardırarak güya ana dilinde eğitim düşüncesiyle dalgalarını geçtiler.

Bu hengâme içinde ana dilinde eğitimi savunanlar,  uluslararası sözleşmelere, çocuğun eğitim hakkı gibi metinlere atıf yapılmakla yetindiler. Bunun Türkiye’de nasıl uygulanacağı konusunda dişe dokunur projeler ortaya konulamadı. Bu belki de bu hakkın tümden reddi ile kabul edilmesi arasındaki kavganın sonuçlanmamasından kaynaklanıyordu. Kavramın kendisi kabul edilmeyince uygulaması üzerinde kafa yormak boşuna bir çaba sayılmış olmalı.

 

KONU O KADAR KARMAŞIK DEĞİL

Türkiye’de ana dilinde eğitimden anlaşılması gereken çok da zor ve çapraşık değildir. Bu hak, öncelikle ilkokulda ve belki ortaokulda Türkçe eğitimin yanında Kürtçenin de öğretilmesinden ibarettir. Yani çocuk, anasından öğrendiği, doğal çevresinde konuşulan dilini okulda kurallarıyla öğrenecek, böylece kendini bir çevrede hissetmekten kurtulacaktır. Kendini daha iyi ifade edecektir. Bu nedenle, etnik topluluktan böyle bir talep gelmese bile devlet bu konuya el atmak zorundadır.

Anadilinde eğitime kavuşan bir topluluğun, kendini ülkenin bir parçası hissedeceği çok açıktır. Milliyetler arasında gerilimi azaltmanın en etkili yollarından biri budur. Azınlık milliyeti içinde, çoğunluğa hizmet eden devletten ayrılma düşüncesi varsa, ana dilinde eğitim bunu önleyecek bir uygulamadır. Bu hakkı bile teslim edilmemiş bir topluluk içinde ayrılma gerekçesi güçlenir.

Saygı uyandıracak topluluklar, kendi dillerinin değerini bilmeyen, umursamayan, hâkim milletin milliyetçiliğine boyun eğenler değil, hakkı olanı arayan, kendi kültürel varlıklarını önemseyenlerdir.

Ana dilinde eğitim, yalnız milyonlarca Kürt çocuğu için değil, üniversitelerde yabancı dilde eğitim yapıldığı için Türkler için de en önemli eğitim sorunudur.  (22 Temmuz 2002)

Kitap: Baba Resul’den Bugüne Bir Ailenin Tarihi: İzler, Meliha Selmanpakoğlu, Ankara, 2022, Dorlion Yayınları, 194 sayfa.

zekisarihan.com   

 

  

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141