• BIST 1.429,850
  • Altın 529,28
  • Dolar 9,3050
  • Euro 10,8300
  • Muğla 19 °C
  • İzmir 23 °C
  • Aydın 23 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 16 °C

Afganistan Örneği Üzerinden BAĞIMSIZLIK VE UYGARLIK

Zeki SARIHAN

 

 

 

 

Afganistan’daki olaylar, bazı teorik tartışmaları da beraberinde getirdi.

Sorular şunlar: Afganistan gibi, gericiliğin ağına düşmüş bir ülke bağımsızlığını koruyabilir mi? Bağımsızlık olunca ardından modernizm mi gelir? Taliban gibi şeriat kanunlarını uygulayacağını ilan eden, zaten yıllardır bunun için savaşmış bir örgütün Afganistan’a egemen olmasını sorun etmemeli miyiz?

Afganistan örneği, bir toplumun uygarlık yolunda ilerlemesi için şeklî bağımsızlığın yetmediğini kanıtlıyor. Afganistan 1919’da bağımsızlığını kazandı, ancak uygarlık yolunda atılımlar yapamadığı için, Afgan toplumu emperyalistlerin yolgeçen hanına döndü. Bunun sorumluları, Afganistan’da çağ dışı bir rejim kuran şeriatçılardır. Kendi mezhep anlayışlarını topluma dayatan, bu nedenle toplumu bölen ve kargaşaya neden olan şeriatçılar, ülkelerine yabancı güçleri davet etmekten sorumludurlar. Bu nedenle, bugün Afganistan’a hâkim olmuş görünen Talibancıların Afganistan’ın bağımsızlığını ve birliğini sağlayamayacakları ortadadır. Ekonomik kaynaklarını harekete geçirememiş, önemli ölçüde başka ülkelerin teknolojisine ve yardımlarına muhtaç, en önemli geliri uyuşturucu ticareti olan bir devletin bağımsızlığı da kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.

40 YILLIK KÂNİ, OLUR MU YANİ?

Taliban sözcüleri, dış dünya ile bağlantı kurmak ve ülkelerinin tanınması için yirmi yıl öncekine göre değiştiklerini, “şeriat çerçevesinde” bazı reformlar yapacaklarını söylüyorlar. Bu bizdeki Taliban dostları için onu meşru ve kabul edilebilir göstermeye yarıyor. AKP kurucuları da ülkedeki laik güçlere ve Batı’ya karşı meşru görünmek için millî görüş gömleğini çıkardığını ve artık demokrat muhafazakârlar haline geldiklerini ilan etmişlerdi. Zaman gösterdi ki iktidara yerleştikten sonra aslına döndüler. Ülkeyi bir şeriat devleti haline getirmeye çalışıyorlar. Yeni yargı binasının Diyanet İşleri Başkanının duasıyla açılacağı kimin aklına gelirdi? Sıranın Anayasaya “Devletin dini din-i islam’dır” hükmünü koymaya sıra geldi!

Değişim doğanın ve toplumun temel özelliklerindendir. Bir ülkenin rejiminin değişmesi için onu yönetenlerin ileriye doğru değişime niyetli olması gerekir. Taliban’da böyle bir niyetin eseri yoktur. Değilse Afganistan halkı, zaman içinde ileriye doğru değişecek ve bunu iktidara taşımak için Taliban’ı başından atacaktır.

AFGANİSTAN’A UYGARLIK GÖTÜRMEK…

Ülkelerin, başka topluluklara uygarlık götürmesi, bu uygarlığın kalıcı olması, millet olgusunun güçlendiği çağımızda başarıya ulaşamaz. Ancak tarihte büyük ve güçlü devletlerin istila ettikleri ülkelerde kalıcı izler bıraktığını görüyoruz. Ancak bu istilanın Roma, Bizans, İskender imparatorlukları gibi yüzyıllarca sürmesi gerekmiştir. Bunun için askerî işgal yeterli değildir. İstilacı ülkenin çağına göre oldukça gelişmiş, zengin ve kentlileşmiş olması gerekiyordu. Araplar da önceleri bunu başarmışlardı. Ancak bunların hepsi, kültürel izler bırakarak kendi anavatanlarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Roma artık yalnızca İtalya’dır. İskender İmparatorluğu Makedonya’dan ibarettir. Bizans, İstanbul’a sıkışmış sonra İtalya’ya iltica etmek zorunda kalmıştır, Persler İmparatorluğu da ancak İran’ı elde tutabilmiştir. Moğol İmparatorluğu, Moğolistan gibi bir coğrafyadan ibaret kalmıştır. Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Türkler, üç kıtada at oynattıktan sonra, bugünkü topraklarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Türklerin Anadolu dışında istila ettikleri yerlerden çekilmesi karşısında ah vah etmenin faydası yoktur. Başka türlüsü mümkün değildi. Çünkü milletler çağına girmiştik. Anadolu’yu elde tutmamızın nedeni de savaşın ve zaferin milletler çağında geçmiş olmasıdır. Batılı göçmenlerin Amerika kıtasına yerleşmeleri ise, gelişmiş silahları ve teknolojileri nedeniyle kıtadaki yerlileri yok etmesi ile mümkün olabilmiştir. Dünyada böyle bir olayın tekrarı mümkün değildir.

İmparatorlukları çökerten 20. Yüzyılın milletler uyanışıdır. Bu saatten sonra herhangi bir güçlü devletin başka bir milletin topraklarını elde tutamayacağına ABD’nin Afganistan macerası da öğretici bir örnektir.

Şimdiki devir, milletlerin herhangi bir zorlama olmadan birbirlerinden öğrenme devridir. Tarihin başlangıcından beri halklar ve milletler birbirlerinden öğreniyorlardı. Bunların bir kısmı, Türklerin Avrupa uygarlığından öğrendikleri gibi gönüllü, bir kısmı ise zorla dayatılan ama zamanla da izler bırakan kültür ve uygarlık eserleri olarak yer etmiştir.

Her halkın bağımsız devletler kurma hakkı mutlaktır. Dünyada bu süreç henüz tamamlanmamıştır. Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren halklar vardır. Ancak bağımsızlığına kavuşan her toplumun uygar olacağı iddiası doğru değildir.

MEDENİYET ÖYLE BİR ATEŞTİR Kİ…

Zorla burka giydirerek kadınlara dünyayı zindan eden medrese mollalarının beyinlerinin sakat olduğunu anlıyoruz. Bu anlayış bağımsız bir devlet kurabilir, onu yaşatabilir, medeni milletler arasında saygın bir yer edinebilir mi? Aksine nefret, alay ve acıma konusu olabilir.

Atatürk’ü anmanın yeridir. Ne demişti: “Medeniyet öyle bir ateştir ki, ona bigâne kalanları yakar mahveder.” Yöneticilerimizin dünya görüşlerini günden güne topluma dayatmasının önüne geçemezsek galiba biz de yanacağız… (3 Eylül 2021)

zekisarihan.com

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141