• BIST 1.342
  • Altın 458,271
  • Dolar 7,8750
  • Euro 9,3788
  • Muğla 9 °C
  • İzmir 7 °C
  • Aydın 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -2 °C

PYONGYANG KALESİ’NDE PİKNİK

Zeki SARIHAN
İki Kore’nin barışma girişimi vesilesiyle, on yıl önce davetli olarak üçüncü kez gittiğim Kuzey Kore’de tuttuğum günlükten parçalar yayımlamaya devam ediyorum.
Öğleden sonra “Siz yorgunsunuz diyerek programda olduğu halde Moran Tepesi’ne götürmek istemediler. Biz ısrar ettik, onlar caydırmaya çalıştılar. Sonunda mecbur bıraktık. Buraya mümkün olduğu kadar çok yer görmek ve çok insanla hiç değilse merhabalaşmaya gelmiştik. Otelde pineklememiz beklenemezdi.
Moran Tepesi, Pyongyang’ın içinden geçen geniş Dea Dong nehrinin kıyısında. Başkentin eski kalesi imiş. Gür bir ağaçlık içinde, genişçe bir alan ve nehre dik inen bir yanında kale duvarları ayakta. Yemyeşil bir piknik yeri. Fazla kalabalık olmamakla birlikte birçok aile piknik yapıyor. İki ayrı yerden trampet sesleri geliyordu. Dört erkek asfalt yola oturmuş kâğıt oynuyorlar.
Piknikçi gruplardan birine yaklaşıp sohbet etmek istedim ancak mihmandarlarımız bu isteğimi duymazlıktan geldi! Gene de amcasının karısıyla oturmuş elindeki kalitesiz bir kâğıda basılmış kitaptan tarih çalışan bir ilkokul öğrencisine takıldık.
Om ve Kim’e, bir yerde oturup çay veya kahve içebileceğimizi söyledim. İkinci söyleyişimde ödemeyi kendinin yapacağını da ekledim. Tepenin dibinde bir restorana götürdüler. Şoförün de katılmasıyla beşimiz oturduk. Onlar bira ben kahve içtim. Garson kıza “Hayatında hiç Türk görmüş müydün?” diye takıldım. Görmemişti. Türkiye’niz Asya ile Avrupa arasında olduğunu bildi. Meslek lisesini bitirmiş. 22 yaşında ve bekârmış. Bizi çalıştığı restorana öğle yemeğine davet etti. Şarkı da söylüyormuş. İyi bir davet ama yanımızdaki Korelileri göstererek “Bunlar git diyorlar gidiyoruz, kal diyorlar kalıyoruz” diyerek serzenişte de bulundum. Gülüştüler. Masrafımız 40 Yuan (5 YTL) tutmuş. Cebimde bozukluk 35 Yuan vardı. Üstünü affettiler!
Akşam Şenal, otelin telefonundan Ankara’yı aradı ve çocuklarla konuştu.
NEHİR KIYISINDA SOHBET
Akşam kim bizimle birlikte olmamak için izin istedi. “Sen bilirsin” dedikse de Om ile birlikte karanlık sokaklarda yakındaki Dea Dong nehrine kadar bir gezinti yaptık. Kıyıdaki taş basamaklara oturup biraz sohbet ettik. Kim’in eşinin aşçı, Omun eşinin ise terzi olduğunu öğrendik.
Türkiye’ye dönüş konusunda bizden vergi olarak 10’ar Yuro istediler, verdik. Aramızda tatsız bir tartışma da geçti. Kim, bizi ağırlayan derneklerinin parasız olduğunu, otel ve iki uzak yere gidileceğinden otomobilin benzin parasına yüzde 10 gibi bir katkı sağlamamız gerektiğini söyledi. Bizden 20 dolar katkı istedi. Bunu uygun görmediğimizi, buna rağmen ödeyeceğimizi söyledik. Kim, geri adım attı ve isteğinden vazgeçtiğini söyledi. 
Sorum üzerine, devlet dairelerinde Kim Jong İl’in fotoğraflarının indirildiğini söyledi. Bunu Türkiye basınında okumuştum. Kore’nin savunma gücünü sordum. Cevabı şu oldu: Saldırı için değil, savunma için ordu besliyoruz ve dünyanın en iyi ordusuyuz…”
DÜNYANIN EN GENİŞ AĞIZLI BARAJI
Bugün ünlü Batı Barajı’na gittik. 2001’de yayımlanan Kore kitabımda geçtiğimiz Kahraman Gençlik Yolu’nu ve onun gençlerin nasıl büyük bir kahramanlıkla yapıldığı konusunda Kim’in anlattıklarını yazmıştım. Kitaptan o bölümü okudum ve bazı yerleri açıklamaya çalıştım. Bunların kitaba girişini ilginç buldu.
Nüfusunu 200.000 tahmin ettikleri Nampo şehrinden geçtik. Sokaklarında bisikletli ve yaya insanlar görülüyor. Bu şehirde durup insanlarla konuşmak isterdim. Fakat bu Koreli yetkililerin bizi halkla mümkün olduğunca temas ettirmeme tutumu nedeniyle mümkün olmadı.
Şehirden çıktıktan 8-10 km. sonra baraja vardık. Burası olağanüstü bir çalışmayla 1981-1986 yılları arasında yapılmış. Dea Dong nehrinin denize kavuştuğu yerde, 8 km genişlindeki nehir ağzına dünyanın en uzun baraj setini yapmışlar. Üzerine karayolu ve bir yerine kadar demiryolu döşemişler. Ağır tonajlı gemiler, denizden buraya girebiliyor. Barajda herhalde balık tutan onlarca tekne vardı.
Yüksekçe bir yere bir anıt da yapmışlar. Yönetim odasında barajın yapım aşamalarını gösteren 20 dakikalık bir film de gösterdiler. Sergilenen kitapların yanına koymak üzere Kore kitabımı da bıraktım. Buraya bir Türk daha uğrarsa merak edip bakar!
İyice susamıştım. Hiçbirimiz yanımıza su almamıştık. Herhangi bir “kahve”ye uğrayıp kahve veya çay içmek istediğimizi söyledim. Öyle bir yer yokmuş! Arabayı yanaştırdıkları bir restoranda inmeyi de pahalıdır diye ben istemedim.
Buraya göre Türkiye bolluklar ülkesi. Türkiye’de adım başı benzinlik, market, kahve, lokanta var Türkiye halkı canı istediği kadar yiyip içebiliyor.
Korelilerin su sıkıntısı çektiklerini tahmin etmek zor değil. Hiçbir yerde akan veya kurumuş bir çeşme yok! Suyu otellerde satıyorlar. Sofraya bile su koymuyorlar. İstersen parasını verip alabiliyorsun.
 
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141