• BIST 1.093
  • Altın 470,425
  • Dolar 7,6380
  • Euro 8,9606
  • Muğla 29 °C
  • İzmir 27 °C
  • Aydın 32 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 26 °C

EZO GELİN KINALI ELLERİYLE…

Zeki SARIHAN

Geçenlerde Ulusal Eğitim Derneğinde İran uzmanı bir akademisyeni dinledik. Kendisi Azeri idi ve Türkiye’de yaşıyordu. Epeydir merak konusu olan İran’ın rejimi ve dış politikası hakkında şaşırtıcı şeyler söyledi. İran içerde hiç de demokratik olmayan baskıcı bir molla rejimi ile yönetiliyor ve İran petrol gelirlerini Irak’la uzun süren savaşından beri Ortadoğu’da Şii nüfuzunu yaymaya harcayarak halkını yoksul ve işsiz bırakıyordu. Bu nedenle İran halkının hiç değilse bir kısmını dışarıdan medet umar hale getirmişti. “Bugün İran’da ABD’nin abartısız yedi milyon oyu var” dedi konuşmacı. Gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Nasıl olurdu? ABD gibi dünya halklarının baş düşmanı Amerika’nın İran’da dostları nasıl olurdu?

DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR

Demek ki oluyor! Bunu açıklayan en özlü söz “Denize düşen yılana sarılır” atalar sözüdür. Yılan, normal zamanlarda hiç de sarılınacak bir yaratık olmamakla birlikte denize düşen ve boğulmak üzere olan bir insan, kendisine bir parça nefes aldıracak bir kararttı arar. Bu bir tahta parçası olduğu gibi, gemide iken düşman olduğunuz bir kişi de olabilir.

Bunun geçmişte olduğu gibi bugün de milletler ve devletler arasındaki ilişkilerde sayısız örnekleri var.  Osmanlı Beyliği’nin genişlemesini o dönemde Bizans vergi sisteminin halkı canından bezdirdiğine yoran tarihçiler çoktur. İstanbul’un 1453’te fethedilmesini Bizans’ta papanın başlığı yerine Müslüman sarığını görmeyi tercih edenlerin bulunmasına da bağlarlar.

Birinci Dünya Savaşı’nda bir kısım Arapların İngiliz ve Fransızların tarafını tutup Osmanlı yönetiminden kurtulmak istemesini “Hain Araplar, bizi arkadan vurdular” gibi sözlerle açıklamak ve bu yolda tarih yazmak yetersiz bir açıklamaktır.  Osmanlı, o topraklara dişe dokunur bir hizmet götüremediği gibi Falih Rıfkı’nın Zeytindağı’nda anlattığı gibi ücretsiz tarla bekçiği yapıyordu. Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşa, oralarda birçok Suriyeli aydını darağacına çektirmişti! Ayhan Sarıhan da  “Çöl Gelini” adlı Suriye gezi kitabında Arapların Türkiye’yi arkadan vurduğu iddiasının doğru olmadığını anlatır.

İkinci Dünya Savaşından sonra ABD’nin Türkiye’ye girişini de hatırlayalım. Rusların Kars ve Ardahan’ı geri istediği gerekçesiyle Türkiye Amerika’nın şemsiyesi altına sığındı. Aç köylü 20 kuruşa Amerikan buğdayı yedi. Çarıklar çıkarılıp kara lastik giyen köylü Amerika hayranı kesildi. Ta 1960’ların ortalarından itibaren Türkiye’de anti Amerikancılık başlayana kadar.

SORUNLAR YUMAĞI SURİYE

Suriye’de çok sorun var. Dünyanın iki büyük gücü Amerika ve Rusya orada. İran ve Türkiye orada. Suudilerin, İsrail’in Suriye ile ilgili hesapları var. IŞİD’in bu bölgede Taliban rejiminden daha gaddar bir Ortaçağ devleti kurma girişimi bölgedeki iç ve dış kuvvetlerin çabasıyla sonuçsuz kalmış gibi. Şimdi sorun, Suriye devletinin geleceği ve oradaki Kürtlerin statüsünün ne olacağı.

Ortadoğu’da Beşar Esat rejimini yıkmak, bu mümkün olmazsa onun egemenlik alanlarını sınırlamak, Rusya’yı bölgede dengelemek, İran etkisinin önünü kesmek isteyen ABD, Suriye’ye asker yığmak yerine kendi yönetimlerini kurmak isteyen Kürt oluşumlarına silah yardımı yapıyor. Bunu önce Türkiye ile birlikte muhalif Arapları eğitip donatarak Beşar Esat’ı bunlarla yıkmayı denedi, fakat bu unsurların Esat’ı yıkamayacağı anlaşılınca Türk yönetimi ile anlaşmazlığa düştü. Türkiye Suriyeli Araplardan ÖSO’yu kurdu, ABD ise PYD’nin ağırlıkta olduğu başka bir silahlı gücü kullanmaya başladı. Şimdi bu iki güç Suriye hükümetine karşı birlikte hareket etmenin yollarını arıyor.  ABD de iki yol ağzında. Ya PDY’yi terk edecek ya da onunla birlikte Suriye’de kalıcı olmaya çalışacak. Bu durumda da stratejik Müttefik Türkiye ile arası iyice açılacak.

ESAT’IN YAPMASI GEREKEN

Bu sorunlar yumağının neresinde tutup çözmeli? Suriyeli olmayanı güçlerin o topraklarda ve rejim üzerinde söz sahibi olmamsı esas ilkedir. Uluslararası hukuka uygun olan da budur.

Bu noktada Beşar Esat yönetimine büyük sorumluluklar düşüyor. Suriye yönetimi, rejimin eskisi gibi süremeyeceğini anlamalı, ülkedeki unsurlarla uzlaşma yolları arayarak onların yabancı güçlerle işbirliğine yönelmesini önlemelidir. Bu yerli unsurların başında Kürtlerin geldiği görülüyor. Suriye rejimi içinde kimlik sahibi olmayan Kürtlerin bu saatten sonra buna razı olması herhalde beklenemez.

Dünyanın birçok ülkesinde azınlıklar sorunu, onlara kimlik vererek çözülmüştür ve herhalde bundan sonra da uygulanacak olan çözüm budur. Irak’ta bu sorun yıllar önce Kürtlere otonomi sağlanarak çözülmüş gibiydi. Suriye bu basireti gösteremezse hem ülkesi parçalanmış olarak kalacak, hem de bu parçalar üzerinde ABD gibi dış güçler denetim sahibi olacaklardır. Hiçbir milliyet, adam yerine konduğu, demokrasinin nimetlerinden yararlandığı, zenginliklerini paylaştığı bir ülkede yabancı güçlerle işbirliğine yönelmez. Denize düşürülmediği için sarılacak yılan aramaz.  Çöl gelinleri de kocalarıyla ve çocukılarıyla mülteci olmaktan kurtulup mutlu bir hayata kavuşurlar. Ezo Gelin Suriye dağlarının başına çıkıp Tür-kiye’ye kınalı ellerini sallar.

Belki de Beşar Esat’ın Kürtlerle bir masaya oturması yakındır. Öyle ya akıl var, yakın var. Denize düşenin yılana sarıldığı atasözünün Arapça bir karşılığı da olmalı.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141