• BIST 4.957,77
  • Altın 1058.747
  • Dolar 18.6225
  • Euro 19.5298
  • Muğla 6 °C
  • İzmir 9 °C
  • Aydın 12 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C

DÜNYADAN HABERİN YOK

Korcan Yiğit

Kapitalist sistem ne zaman tıkanmaya başlasa bir yerlerde bir kargaşa, savaş çıkar. Sistemin eleştirilmesine imkan vermeden dikkatleri sıcak bölgede toplamak öncelikli hedeftir. Silah satışı ile kazanç elde etmek düşüncesi olayın ayrı bir ekomik boyutudur.

Teknolojinin ilerlediği, artık hiç bir bilginin saklı kalmadığı, herkesin ve her ülkenin eşit seviyeye yaklaşması elbette ki dünya düzenini değiştirdi. İnsanlar refah seviyesi yüksek, mutlu mesut bir şekilde yaşamaya başladıkları için savaş, sömürge gibi eski dünyanın hastalıklı fikirlerini reddetti. 

 

Rahatlığından feragat etmeden, barış içinde yaşamayı tercih etti. Uluslar kaynaştı, birbiri ile akraba oldu, sınırlar kalktı, karnının doyduğu yer zaten memleket oldu. Belki tasarlanmış, belki spontan gelişen Covit gibi bir salgın durumu ile dünya ticaretinin sekteye uğraması süre gelen ekonomik döngüde bir tıkanmaya yol açtı. Nedense nakliye giderleri birden yükseldi, nedense tarımsal üretim düştü, nedense bir zincirleme ile herşey anormal bir şekilde pahalandı. Bunun sonucu olarak insanlar harcamalarını kıstı. Alıcı olmayınca üretici üretimi kıstı. Düşük arz ile işini yürütemeyen işletmeler giderlerini karşılayamamaya başladı ve iflaslar arttı. E tabii iş yerleri kapanınca milyonlarca insan işsiz kaldı. Ticarethaneler kapanınca devletin vergi 

 

gelirleri azaldı. Gelir yok, gider çok devletler de tıkandı.

Kurtuluş, dünyanın bir yerinde kargaşa çıkarmakta.

Hiç bir zaman kendileri bizzat savaşa iştirak etmez dünyayı yöneten bu ülkeler. Hep bir veraset savaşı yürütülür. Her zaman yön verendir, komuta edendir perde arkasından. Biraz pohpohlama, biraz kışkırtma, karşı tarafın sinir uçlarına dokunan hareketler ve sözler, azıcık yarasını kaşıma ve "Aslanım, kaplanım, sen yaparsın", "Bu senin doğal hakkın", "Yürü be koçum, arkanda ben varım" gazını da verdin mi durum, vaziyet bu işte.

İçinde milliyetçilik duyguları ile yoğrulan bir toplum bu gaza çok kolay gelir. Ufacık bir dürtme ile bir anda uyanışa geçer içindeki bu dev. Vatan, millet aşkın 

 

kabarır, tarihsel özlemin canlanır, gözün hiçbir şey görmez, Hak'ka yürümek motivasyonu içinde savaşın içinde bulursun kendini. Aklın başına geldiğinde iş işten geçmiştir, bombanın pimi çekilmiş, ortaya bırakılmıştır.

Aklı olan kaçar. Çünkü sen ortada debelenip dururken, arka planda neler döndüğünü asla anlamayacaksın. Sana akıl verenler sıcak yuvalarında kahvelerini yudumlarken, senin haklı davanda ne kadar da haklı olduğunu hatta fazlasını da ismen durumunda bu konuda da seni destekleyeceklerini teyit ve tasdik eder ve alkışlarla gazlamaya devam eder. Zenginler ve oligarklar pılı pırtısını toplar güvenli diyarlara seyrü sefer eder, fukara halkına da memleketi savunmak düşer. Gelir paylaşımı adaletsiz olduğu gibi risk paylaşımı da 

 

adaletsizdir çünkü.

Bir zaman sonra yüksek sermaye grubunun gidişatı değerlendirip artık savaş ekonomisinin doyuma ulaştığı kanaatine vardığında, tarafların "Biz dosttuk, komşuyduk, aramızda bir ticaretimiz, hukukumuz vardı. Biz nasıl düşman olduk" diye uyanışa geçtiği, bu savaşın aslında ne kadar manasız olduğu yavaştan konuşulmaya başladığında sizi gazlayanlar bir bakmışsınız iyi niyet elçisi olmuş ve sizi barışa sevketmiş.

Elbette ki bu garabet topluluğun yeni hedefi savaş esnasında yıkılan binalarını, bombalanan alt yapını, deniz ve havalimanlarını yeniden inşaa etmek arzusudur.

Savaş sömürüsü bitti şimdi sıra yeniden inşaa sömürüsünde... Batan geminin 

 

malları bunlar diye bir anda akbabalar gibi üşüşürler bu yabancı yatırımcılar ülkene. Amaçları ekonomik ve iktisadi olarak seni yeniden kalkındırmak, medeni devletler düzeyine ulaştırmaktır, aman yanlış anlamayasın.

Bankaların, ağır sanayiin, paralı yolların, köprülerin, limanların, turizm bölgelerin tek tek satın alınır veya 90 yıllığına kiralanır ve itina ile kalkındırılır. Sen kalkınırsın ama para senin cebine girmez, halkın hala fakirdir o da ayrı bir mesele. Üç kuruşa, açlık sınırında sana lütuflarda bulunan sermayenin kölesi olmuştur artık halkın.

Kaçan zenginler memleket hasreti ile geri döner. Kimi siyasette, kimi STK'lar içinde maşa faaliyetlerini üstlenirler. Düzen oturtulur, dümen kurulur. Ülken geleceğe artık umut ve güvenle bakar.

 

Askerin öldü, ekonomin çöktü, halkın fakirleşti, eğitim sistemin, tarım ve sanayiin denetimli serbestlik altında, sözde özgür ama örtülü bir sömürge devletine dönüştürüldü memleketin.

Memleket hassasiyeti olanlar, bu durumu içine sindiremeyenler izin verilen ölçüde bir kaç boykot, yürüyüş ve serzenişten sonra tıpış tıpış işinin başına geçecek ve gündelik hayatına geri dönecek nasılsa.

DÜNYADAN HABERİN YOK. Çünkü seni yöneten o en büyük güç biliyor ki insanları güden, yemek, içmek, barınmak gibi temel ihtiyaçlarıdır. Karnını tok, sırtını pek tut, söylenir, söylenir, azıcık diklenir ama konfor alanından çıkmaz, sana hizmet eder.

Yalancı mıyım?

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141