• BIST 2.371,25
  • Altın 962.811
  • Dolar 16.9839
  • Euro 17.385
  • Muğla 24 °C
  • İzmir 27 °C
  • Aydın 28 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C

Ben Aydınlıkçı İken-3: PARTİNİN HANGİ GÖRÜŞLERİNE İTİRAZ ETTİM?

Zeki SARIHAN

Sosyalist Parti ve İşçi Partisi dönemlerinde, partiye üye olmadan da bir üye gibi görevlerimi yaptım. Bağış adı altında düzenli ödenti verdim. Partinin özellikle seçim dönemlerinde açtığı yardım kampanyasına, Aydınlık ve Ulusal Kanal için açılan yardım kampanyalarına katıldım. Bazı seçimlerinde arabamı kullanmaları için verdim. Hemen bütün mitinglerinde bulundum. Kongrelerine katıldım. Partinin örgütlediği grupla Silivri duruşmalarına üç kez gittim. 

Partiye üye olmazdan çok önce partinin bazı kuruluşlarında görev aldım. Ulusal Kanal’da 1000’i aşkın program sundum. Partinin yayın organı Aydınlık’ta 58, Teori’de 21 yazım, Kaynak Yayınlarında bazı kitaplarım yayımlandı. 

1992’de Hasan Yalçın’ın çağrısıyla Sosyalist Partinin Bilim Kuruluna katıldım. İP’in Yayın Organı Teori Dergisi’nde Ankara Yayın Kurulu’na katıldığımda da parti üyesi değildim. Turan Dursun Araştırma Ödülü jürisinde yer aldım. Atatürk’ün Bütün Eserleri Danışma Kurulu üyesiydim. Partili gençlere yazma dersi verdim. Partinin bir eğitim kampında Öğretmen Dünyası’ndaki deneyimlerimi toparlayarak bir toplantının nasıl yönetileceğini anlattım. Belki de beni parti organlarında aldığım bu görevlerden ötürü, bazı arkadaşlar geçmişte parti yöneticisi olduğumu zannetmiş olabilirler.

“BARAJI AŞIYORUZ” 

5 Aralık 1995’te haftalık yazılarımın yayımlandığı Siyah Beyaz’da İP’i desteklediğimi yazdım. Ancak onun seçimlerde herhangi bir varlık gösteremeyeceği ortadaydı. Her seçim propagandasında “Barajı aşıyoruz” söylemi yapılıyordu. Bu söylemlere itiraz ediyordum. Taraftarlara moral vermek için halka yalan söylemek sosyalist ahlaka sığmazdı. İki ayrı seçim döneminde iki arkadaşla bahse girdim, ikisinde de kazandım. Bir seçim sonrası değerlendirme toplantısında gençlerden biri “Barajı aşıyoruz” söylemini eleştirdi ve partinin güvenirliliğinin zedelendiğini söyledi, yöneticilerden biri “Ne yani seçimleri kazanamayacağız mı demeliydik?”  cevabını verdi. Gencin yanıtı şu oldu: “Doğu Perinçek gibi usta bir yazar için ‘Kanacağız’ veya ‘kazanamayacağız’ sözlerinden başka bir ifade kullanmakta zorluk mu var?” Parti 1995 seçimlerinde binde 22 oy alabildi! 

11 Nisan 1999, Parti ile ilişkilerimin inişe geçtiği tarihtir. “İP’e Oy Ver” çağrısın imza verenler arasında adıma yer verilmeyişi bunun işaretiydi. 18 Ekim 1999’da Teori Yazı Kurulunda “İP’in Yayın Organı” ibaresinin çıkarılmasını, parti haberlerine yer verilmemesi gibi önerilerde bulundum. Öyle de yapıldı.

ÜLKÜCÜLERDEKİ DEĞİŞİM  

Parti yöneticileri ile aramdaki ilk tartışmalardan biri 18 Nisan 1999 seçim sonuçları hakkında oldu. Partinin oyları Yüzde 0.18’e indi. Bu seçimde DYP, ANAP, CHP erimiş, DSP ile MHP en çok oyu almışlardı. Parti yöneticileri seçim sonuçlarının ABD’den ayarlandığını ileri sürüyorlardı. Amerikancı liberal yazarlar ise aksine seçim sonuçlarından kaygılıydılar ve “Türkiye’nin üzerine kara bir şal örtüldü” diye yazdılar. Bense SDP ve MHP’nin yükselişini seçmenin Batıya kafa tutması olarak yorumladım. MHP’nin eski MHP olmadığını, değişime uğradığını ileri sürdüm. Parti sözcülerine göre MHP değişmemişti, eski faşist MHP idi. 

Nisan 1999’da Ankara İl Başkanlığında seçim sonuçlarını değerlendirmek için yapılan toplantıda gene Parti yöneticilerinin tutumlarını eleştirdim. Tabii görüşlerim beğenilmedi. 25 Nisan 1999’da bu kez Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısında Hasan Yalçın, bu görüşlerimi tekrarlamamı önerdi. Daha doğrusu, konuşmak için adlarını yazdırmış olanların en başına benim adımı yazdı. “Beni kum torbası gibi dövdüreceksin değil mi?” diye şaka yaptım. Konuşmam gerçekten de bir kum torbası görevi gördü. Nerdeyse her konuşmacı bana yanıt verdi. İşin ilginç yanı, bu tartışmaya geniş yer ayıran Teori dergisi, benim konuşmamı özet olarak bile vermiyor, fakat bana verilen yanıtları yayımlıyordu! Konuyu Ankara yazı Kurulu’na getirdiğimde kurul üyeleri bana hak verdiler. 

Ne gariptir ki MHP’nin değişmediğini, faşist bir parti olduğunda ısrar etmiş olan Parti yönetimi bir süre sonra, ülkücülerle bağ kurmaya ve onlarla ulusalcı bir cephe oluşturmaya başladı. Bunun doğru bir tutum olduğuna inanıyorum. Birçok MHP’li geçmişte komünist avına girişmekten pişman olduklarını, emperyalistlerin bizi birbirimize kırdırmak istediğini söylemeye başladılar. Ulusal bağımsızlık söz konusu olduğunda antiemperyalist bir cephe kurmak yanlış değildi.

“BEN BU PARTİNİN BAŞINDA OLDUĞUM SÜRECE…” 

AKP’nin tek başına iktidar olduğu 3 Kasım 2002 seçimlerinde İP Yüzde 0.51 aldı ve bütün seçimlerde aldığı en yüksek oy bu oldu. Parti sözcülerinin sübjektivist tutumunu eleştiren bir metin yazdım ve bunu Teori Ankara yazı kuruluna sundum. Kurul üyeleri, saptamalarıma geniş ölçüde katılarak bunu İstanbul’da yapılacak olan “Seçimin Sonuçlarının Değerlendirilmesi” toplantısına anlatmamı istediler. 13 Kasım 2002’de İstanbul’da yapılan toplantıda metni kürsüden sundum ve parti yöneticilerini sübjektivist olmakla eleştirdim. Doğu Perinçek, kürsüden bana seslenerek “Zeki Sarıhan, ben bu partide başkan olduğum sürece aday olamayacaksın” diyerek azarladı. Ona yerimden “Zaten aday olmak isteyen kim?” diye yanıt verdim. Ankara’ya dönüşte de kendisine bir yazı göndererek zaten adaylık önerilerini reddetmiş olmakla birlikte partide adayları tek başına belirleme tutumunun da kaygı verici olduğunu belirttim.

Bu süreç içinde başında bulunduğum Öğretmen Dünyası Dergisinin bağımsızlığını da korumaya çalışıyordum. Yazı Kurulu üyelerinden bazıları, derginin İP’in bir yayın organı olmasını önerdiler. Karşı çıktım. 5 kişilik kurul üyesinden üçü Partide yapılan toplantıda aleyhimde epey atıp tutmuşlar. Yaptığımız hararetli bir toplantıda bu şartlarla dergideki görevime devam edemeyeceğimi söyledim. “Ben bağımsız, kendi ayakları üstünde duran, görüş üreten bir yayın organı özlüyorum. Bazı arkadaşlar başka türlü düşünmek ve davranmak istiyorlar” dedim. Neyse ki benden vazgeçmeyi göze alamadılar. Parti yöneticileri de onların tutumuna sahip çıkmadı.

“MÜSLÜMAN LAİK, LAİK MÜSLÜMAN OLAMAZ” 

Bir taştırma da laiklik konusunda yaşadık. Mehmet Bedri Gültekin’in “Müslüman laik, laik de Müslüman olamaz” diye keskin bir laf ettiğinde buna “Laikliğe Halkın Penceresinden Bakmak”” başlıklı bir yazıyla yanıt verdim. Yazım Aydınlık’ın Temmuz 1994 tarihli bir sayısında “Tartışma” sayfasında yayımlandı fakat din konusundaki tartışmamız devam etti. Turan Dursun Araştırma Ödülü’nün değerlendirme kurulundaydım. Araştırmaya gönderilen yazılar doğrudan İslam’ı hedef almaya başlayınca 29 Eylül 2001 günü yapılan ödül töreninde “Aydınlar İslam’la Barışmalıdır” başlıklı bir bildiri sundum. Bu metin toplantıya katılanların çoğunluğu tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Teori dergisinde yayımlanmakla birlikte Perinçek’in “Zeki Sarıhan eleştirisi başlatıyoruz” diye bana yanıt vermek için iki arkadaşını görevlendirdiğini öğrendim. Bunların yazıları da aynı dergide yayımlandı. Yazıların biri daha önce yayımlanmıştı ve benim yazımla ilgili değildi. Diğeri dinlerin evrimleşmediği gibi statik bir görüşü savunuyordu. İstanbul’a gittiğim bir tarihte bu yazıları niçin yazdıklarını sordum. “Doğu emretti, yazdık” demelerine hayret ettim.

“BEN DE OLSAM ÖLÜRÜRDÜM!” 

TİKP, Mustafa Suphi’yi partinin kurucusu olarak kabul ediyordu. Sonradan bundan vazgeçti. Artık Parti merkezlerinde Marks, Engels’le birlikte Mustafa Suphi’nin fotoğrafı da asılmaz oldu. Fakat beni asıl ürküten, bir sohbetimizde Perinçek’in Mustafa Suphi hakkında söyledikleri oldu. Suphi’nin 15 arkadaşıyla Karadeniz’de öldürülmesi söz konusu olduğunda kızgın ve kararlı bir ifadeyle “Ben de olsa öldürürdüm!” dedi.

16 Temmuz 2002 Salı günü İP Genel Merkezi’nde Teori Yazı Kurulu toplantısında Genel Başkan Perinçek’le ordu konusunda tartıştık. Ordu mensuplarının bazı ayrıcalıklarının onun halkla bütünleşmesinde engel oluşturduğu ve bunun için tarihten de örnek verdiğim görüşlerime Perinçek sert yanıtlar verdi. Ordu mensuplarının yüksek maaş almadıklarını, aksine almaları gerektiğini söyledi ve buna karşı olan düşünceleri ağır bir dille suçladı. Bu örnekten, partide neden insanların farklı düşüncelerini dile getirmekten çekindiklerini anladım ve Teori Yazı Kurulu’ndan istifa etmem gerektiği yolundaki görüşlerim güçlendi.

 

Mehmet Bedri Gültekin’le partinin Kürt politikasını konuşurken “Çoğunluk milliyetine dayanmayan bir parti başarıya ulaşamaz” demesi, partinin artık Türk milliyetçisi bir parti olmaya karar verdiğini gösteriyordu.

PERİNÇEK BEKAA VADİSİNE NİÇİN GİTTİ? 

Perinçek’in 1991’de Bekaa Vadisi’nde PKK kampını ziyaretinde Abdullah Öcalan’dan çiçek alması sonradan çok başına kakıldı. Perinçek bu ziyareti bir gazeteci olarak yaptığını, başka gazetecilerin de röportaj için bu kampa gittiğini söyleyerek gidiş gerekçesini “Onu Amerikancılıktan kurtarıp Türkiye’ye kazanmak için” olduğunu ileri sürdü. Bu tam bir kıvırma hareketiydi ve hiç de inandırıcı bulunmadı. Olayların kronolojisi ziyaretin bu amaçla yapılmadığını gösteriyor. 1990’larda hem Batı’da işçi hareketinin hem de Güneydoğu’da Kürt hareketinin yükseldiği yıllardı. Doğu Perinçek de Güneydoğu’da binlerce kişinin katıldığı mitinler yapmıştı. 

Perinçek, emekçi hareketinin liderliğine adaylığını koymuştu. Kürt hareketiyle Batı’daki halk hareketinin birleşmesi ve tek bir kumanda altında yürütülmesini istiyordu. Perinçek Bekaa’ya bunun için gitti ve Öcalan’dan kendi liderliğinin kabul edilmesini istedi. Fakat Kürtlerdeki tarihî güvensizlikten ötürü Öcalan bunu kabul etmedi. O tarihlerdeki Aydınlık yayınlarında devletin aleyhinde ve PKK’nın lehinde onlara “gerilla” diyen birçok yazı ve haber vardır. Fakat Öcalan’ın Perinçek’in liderlik önerisini kabul etmeyince ona ve temsil ettiği siyasi harekete düşman kesildi. 2022’de Ankara Kitap Fuarında imzası olan eski bir Aydınlıkçı ile bu konuyu görüşürken “Ben Bekaa’ya Doğu ile gidenlerdenim. Konuşma benim yanımda oldu. Söylediklerin tam tamına doğrudur” dedi. 

“ALTI AYLA İKİ YIL SONRA İKTİDARDAYIZ”

Perinçek her seçim döneminde “Barajı aşıyoruz, baraj sorunumuz yok” diyordu. Fakat sonraları “Altı ayla iki yıl arasında iktidardayız” demeye başladı. Bu sözlerinden kuşkulandım. Bu kez seçimle iktidara geleceğinden söz etmiyordu. Peki, bunu neye dayanarak söylüyordu? Hangi odaklardan güvence almıştı da bunu söylüyordu? O tarihlerdeki kamuoyuna açık olmayan gelişmeler partinin iktidara gelmesine elvermedi fakat bu kez AKP ve MHP ile ittifak kuruldu. (6 Haziran 2022)

zekisarihan.com 

Gelecek yazı: ARTIK YALNIZ BİR DİNLEYİCİ İDİM  

 

İşçi Partisinin Almanya Temsilcisi Ömer Özerturgut’la, Köln’de Türkiye Kitabevinde. 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141