• BIST 1.147
  • Altın 470,043
  • Dolar 7,6938
  • Euro 9,0287
  • Muğla 14 °C
  • İzmir 20 °C
  • Aydın 17 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C

YENİ YIL YAZISI

İbrahim KARABENLİ

Yeni yılın ilk yazısını içten ve sıcacık duygularla yeğenim Berna yazdı...

Çocukluğumuzda da bu kadar hızlı, bu kadar zorlu muydu bu yıllar? Bilmiyorum,   hatırlamıyorum …. Sadece sınırlı imkanlarla, sonsuz gibi gelen zamanlarda, küçücük mutluluklar içinde geçen yıllar hatırlıyorum …..

 

Baharı beklediğimiz yaşlarımızı hatırlıyorum. Daha ince giyinme telaşlarımızı … Elbiselerin, şortların ortaya çıkma zamanını. Sokakta daha fazla zaman geçirme çabalarımızı. Okula gitmenin  yavaş yavaş zor gelmeye başladığı zamanları. Çağla ağaçlarının, erik ağaçlarının tepesinde yıkanmadan yenilen ve büyüklerin ‘’Karnınız ağrıyacak  !‘’ uyarılarını gülümseyerek hatırlıyorum. Sonra, sonra bahar demek; ilk denize girme mevsiminin de o tatlı heyecanını yaşadığımız zamanlar demek olduğunu hatırlıyorum. Nisan sonu, hele Mayıs başı öğle tatillerinde girilen kaçamak denizlerin kokusu… Saçlar ıslak ıslak, doğru dürüst duş almadan okula yapılan koşular…..Ne garip, o ıslak saçlarımın ve denizin iyot  kokusu geliyor burnuma bu satırları yazarken!

 

Yaz, yaz… Büyülü yaz…. Kocaman, deniz ile iç içe, sıcak ve hatta çok sıcak yaz…Uyunmak istenmeyen ama zorla, dayanılmaz sıcağın ağırlığıyla çaresizce boyun eğilen öğlen uykuları. Pervanenin bile sınırlı olduğu ve şimdilerde nasıl dayanmışız diye düşünmekten kendimi alamadığım o uzun, güzel yaz günleri. Yaz tatilinde baba ocağına gelen dayılarımın,yengelerimin, kuzenlerimin tatlı telaşı… Kurulan kocaman sofralar… Belki 30 kişilik  bir sofra hayal edin. Arka arkaya birleştirilmiş, üzerinde çiçek desenli muşamba örtülerin olduğu tahta masalar. Masanın başında rahmetli Nabi Dedem, elinde kadehi…Gözler hafif kapalı, mutluluk, gurur, sevinç, tatlı bir sarhoşluk… Hepsi içiçe… Kocaman ailesine bakıyor sevgiyle….. Sesleniyor sevgili eşi Servet’e… ‘’ Gel artık Servet… Gel otur!!! ‘’. Biraz yorgun, biraz mahçup yanına gelip oturan ufak tefek,küçücük ama kocaman yürekli, güzel bir kadın hayal edin….. Ve büyüklerin neden bu kadar güldüklerini tam anlayamadığımız bizler… Bir yandan aklımız sokakta oynanan toplu saklambaçta, bir yandan boğazımızda büyüyen lokmaları çabucak yutma telaşı, bir yandan sevdiklerinle hep beraber olmanın getirdiği haz…. Kaçlara kadar sürerdi o sofralar… Biz yorgunluktan oralarda uyuya kalırdık… Ya bir sedirin üstünde, ya sevgi dolu bir kucakta. Komşuların biraz hasetle, biraz merakla dinledikleri sohbetler, şarkılar ve kahkahalar….. İstanbul’dan gelenlere duyulan özlem, duyulan haklı gurur… İstanbul’dan gelenlere gösterilen hürmet… Gülümseyerek hatırlıyorum o unutulmaz yazları .

 

Sonbahar …. Sonbaharlar  çok güzeldi Marmaris’te… Havalar hani denir ya , tam limonata kıvamındaydı. Yazın bunaltan sıcaklığının yerini; terletmeyen ve yine pırıl pırıl olan bir güneş almıştır. Denizden çıkınca, hafif bir ürperti gelir üzerine ama hala deniz çok güzeldir. Babam Eylül geldiğinde ‘’Artık bizim tatil zamanımız ‘’ derdi. Ailece, sadece sevdiklerimizle küçük mavi yolculuklar yapardık. Eşsiz bir yıldız haritasının altında, üzerimizde battaniyeler, teknemizin üstünde uyurduk çoluk çocuk… Ne severdim o geceleri… Ne severdim yıldızların tatlı göz kırpışları altında, derin ve nefis bir uyku çekmeyi… Teknemizin denizin üstünde dururken yaptığı hafif dalgalanmayı… Hayaller kurmayı… Nasıl olduğunu anlayamadan , o derin uyku kuyularına düşüvermeyi…. Sabahın ilk ışıklarının yüzümüzdeki yansımalarını… Sonunda güneşe yenik düşüp, yüzümüzü denizde yıkamaya karar vermişiz gibi, büyük bir hevesle denize atlamayı… Sessizlikte yankılanan kulaçlarımızın sesini… Şimdilerde o kadar derin uyuyabiliyor muyuz acaba? Şimdilerde o kulaçları atarken , çıkan sesi duyabiliyor muyuz acaba? Bilmiyorum…

Sonra, sonra okul telaşı… Alınacak kitaplar, kaplanacak defterler …Öyle bol seçenekli defter, kalem, silgi çeşitleri yok elbette. Herkesin defteri aynı, kalemi aynı… Sonsuz bir eşitlik duygusu. Hangi derse, hangi öğretmen girecek tahminleri… Okulun açılışında kim şiir okuyacak telaşı… Sonbahar önemli… 29 Ekim var kutlanacak… 10 Kasım var Ata’mızı anacağımız. Okulda tatlı bir rekabet… Bu törenlerde yer almanın tatlı gururu … Şimdilerde çocuklar aynı hislerle uyanıyorlar mı acaba?

 

Kış…Bizim oralarda kış olmazdı ki… Sadece bol yağmur olurdu . Biraz karanlık, bulutlu havalar. Bazen denizin kabardığı, fırtınalı günler….. Deniz kenarında bıraktığı ıslaklıklar… Hepsi o kadar! Rutubetin getirdiği soğukluk ayrı… Sobalı odadan çıkıp, o buz gibi koridoru geçerken yaşanan ürperme hissi…. Sonra soba üzerinde yapılan kestaneler… Hele o mandalin, portakal kabuklarının soba üzerinde bıraktığı kokularının odayı doldurup, adeta başka bir boyuta taşıdığı zamanlar… O kokuyu ne çok severim.…. Eğer çok acıktıysak, soba üzerinde ya da şömine üzerinde ızgara edilen, üzerine tuz atılan çıntarlar… Televizyonun tek kanalında, tüm hafta merakla beklenen birkaç yabancı dizi… Çok fazla yerli dizi yoktu. Hani şu andaki gibi, her kanalda, her saat başı yeni bir yerli dizinin olduğu zamanlar değildi… Reyting kurbanı olup, kaldırılanlar  ya da bilmem kaç sezondan beri devam eden dizilerimiz  yoktu. Reyting diye bir kavram var mıydı, onu bile hatırlamıyorum .

 

Artık böyle mevsimler de yok… Artık hissetmiyoruz baharı, yazı, sonbaharı, kışı … Hepsi birbirinin içinde… Yaz ortasında kocaman taş büyüklüğünde dolu da yağabiliyor. Kış ortasında baharı da yaşayabiliyoruz . Tüm çiçekler, ağaçlar gibi biz de ne yapacağımızı, ne tepki vereceğimizi şaşırıyoruz bu şaşkın, kararsız havalara …

 

Bu yüzden mi acaba artık her geçen gün daha zor geçiyor bu yıllar? Yoksa 50’e direndiğim şu yaşlarda ben mi öyle hissediyorum? Ağır geçtiğini söyleyemem çünkü sonsuz bir koşuşturma içinde günler haftaları, haftalar ayları kovalıyor.…. O sonsuza kadar sürecekmiş hissi yok artık… Veeeee bir bakıyorsunuz yine Aralık sonu olmuş… Bir yıl daha geçmiş… Bir yaş daha alınmış …

 

Hiç mi iyi şeyler olmuyor? Güzel, huzurlu zamanlar hep mi kayboluyor? Hiç mi acılar paylaşılmıyor, üzüntülere ortak olunmuyor? Oluyor, olunuyor elbette …. Olmaz mı? Bunların hepsi içi içe, hepsi ‘’hayat ‘’ denilen, her birimize özel olarak ayrılmış zaman diliminde yaşanıyor …

 

Yine gülüyoruz, kocaman kahkahalar patlatıyoruz .

Keşfettiğimiz yeni bir şehrin sokaklarında kayboluyoruz .

Hiç bilmediğimiz bir denize atlamanın ve ‘’ Suyun rengi ne güzel ! ‘’ demenin dayanılmaz keyfini yaşıyoruz .

Yeni tatlar keşfediyoruz . Yeni sofralar kuruyoruz .

Her geçen gün birbirimizi daha iyi anlamanın, daha çok sevmenin yollarını arıyoruz.

Güzel bir kitabın sonunda, bir dosttan ayrılmışcasına hüzünleniyoruz.

Hayallere dalıyoruz. Eski hayallerimizi, yenileri ile renklendiriyoruz.

Hastane koridorlarında, o geçmeyen dakikalarda, bildiğimiz tüm duaları sıralarken;  ayakta durmakta zorlanırken, doktorun ağzından çıkanları sonsuz dikkatle dinliyor ve şükrediyoruz .

Kayıplar yaşıyoruz. Güzel insanların ardından ağlıyoruz, ağlıyoruz. Acımızı paylaşıyoruz.  Aile olmanın, komşu olmanın, arkadaş olmanın anlamını hatırlıyoruz,  özümsüyoruz .

Özlüyoruz, hem de çokkk.…. O’nun orada verdiği mücadelenin farkına varmaya çalışıyoruz. Gururlanıyoruz.  Sadece destek olmak için, sadece yüzünü küçüçük bir kareden görmek için saatin O’nun saatine gelmesini bekliyoruz . Özlüyoruz hem de çokk …  Döneceği günün saatlerini sayıyoruz .

Sevdiklerimize kavuşmanın hazzını, ayrılmanın buruk tadını yaşıyoruz. Küçücük zamanlarda, çok şeyler yaratmaya çalışıyoruz.Eski kasabamızı sanki eski günlere dönüşecekmiş gibi hasretle kucaklıyoruz. O bahsettiğim kocaman aile sofralarını, artık yetişkin olmuş biz çocuklar, kuzenler olarak yaşatmaya çalışıyoruz.  Aramızdan ayrılanları hasretle, özlemle anıyoruz. Aramıza yeni katılan dünya güzellerini, minik kuzucuklarımızı  sevgiyle öpüyoruz .

 

Yeni bir yıl… Yeni hedefler, eskimeyen dilekler! Yeni umutlar, yeni heyecanlar… Güzel bir yıl olsun. Sağlık, mutluluk ve huzur ile geçen bir yıl olsun. Başarılara imza attığımız, farklılığımızı ortaya koyduğumuz bir yıl olsun. Sevdiklerimiz ile daha çok vakit geçirebileceğimiz, birbirimize daha çok ‘’ Seni seviyorum ‘’ dediğimiz bir yıl olsun. Dolu dolu geçecek bir yıl olsun. Varlıkları ile her günümüzü özel kılan insanlarla birlikte olacağımız, şahane bir yıl olsun. Sevgi dolu, aşk dolu, başarı dolu uzun bir yıl olsun. Alışkanlıklarımızın kaderimize dönüşmediği, özel bir yıl olsun.

Candan’ın dediği gibi;

 

Anlatacak hikayelerim bitmedi henüz,

Anlaşacak dostlarım tükenmedi.

Yorgunluk, kırgınlık hepsi gelir geçer …

Her şeye rağmen yaşamak güzel…

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141