İnsan bazen kalabalıklar içindeyken bile yalnızdır; ama asıl yalnızlık, evin sessizliğinde kendini belli eder. Son günlerde gribe yakalandığım için evdeyim. Üç kez devlet hastanesine gidip ilaç takviyesi almama rağmen hâlâ istirahatteyim. Dışarıda hayat akıyor, içeride ise zaman ağır ağır ilerliyor.
Ev sessiz… Bu sessizliği en çok, konuşacak bir cümle aradığınız anlarda fark ediyorsunuz. Allah’tan kedimiz Irmak var. Onunla konuşuyorum. Bazen cevap vermiyor, bazen sadece bakıyor; ama yetiyor. Çünkü bir canın varlığını hissetmek, sessizliğin yükünü hafifletiyor.
Bazen dönüp salona bakıyorum, Irmak yok. İçimde küçük bir boşluk oluşuyor. Yukarı çıkıyorum; bir köşede kıvrılmış, şekerleme yaparken buluyorum onu. Gülümsüyorum. Sonra istemsizce şu soru düşüyor aklıma: Irmak olmasa, kimle konuşurdum?
Yeğenim Ahmet’in eşi Züleyha, günlük yemeğimi getirdi. Allah razı olsun.
Arayıp soranlar da oldu. Takibini yapan, halimi hatırımı merak edenler… Ordulu hemşehrim Hacı Ali Elibal, iki kez evime çorba getirdi.
İşte o an anlıyorsunuz; yalnızlık her zaman kimsesizlik değildir. Bazen sadece sessizliktir. O sessizliğin içinde uzanan bir el, kapıya bırakılan bir kap çorba, insanın içini ısıtmaya yetiyor.
Yalnızlık, çoğu zaman etrafımızda kimse olmaması değildir.
Yalnızlık, konuşurken sesinizin bir kalpte yankı bulup bulmamasıdır.
Ve bazen…
Bir kedinin sessizce yanınıza uzanması,
Bir insanın “Nasılsın?” diye sorması,
Yalnızlığa söylenmiş en güzel cevaptır.
Bu yazının ana mesajı şudur: Ailenizde yalnız yaşayan insanları sık sık ziyaret edin.
Uzun süre yalnız kalan insanların ruh sağlığı zamanla olumsuz etkilenebilir.
Allah kimseyi yalnızlıkla imtihan etmesin. Âmin.
Allah'a emanet olunuz.