Şu Çılgın Türkler, rahmetli Turgut Özakman tarafından 2005’ta yayınlanıp 480. baskıya ulaşarak iki milyondan fazla satan kitabının adıdır. Orta sınıf aydın okurlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin Atatürk’ü Kurtuluş Savaşını küçümseyen anlayışları karşısına bu kitapla dikilmişti. Sosyal medyada adının önüne “Türk” veya “TC” yazıldığı bir dönemdi.
Ancak kitabın Ana fikrinde bir sorun vardı. Türkler, Kurtuluş Savaşı’nı çılgınlıklarına mı borçluydular? Kimse bu konu üzerinde durmayınca 2017’de “Çılgın Türk Değil, Hesap Yapan Türk” başlıklı yazımı paylaşarak Kurtuluş Savaşımızın kazanılma koşullarını ve nedenlerini anlatmaya çalıştım. Başka yazılarıma da konu olan Kurtuluş Savaşının kazanılma nedeni, ona önderlik eden kişilerin çılgınlığı değil, tam tersine kılı kırk yaran hesap kitap adamı olmalarıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda savaşa girişte olduğu gibi Sarıkamış faciasına neden olan çılgınlıklar, Kurtuluş Savaşı önderlerini maceradan uzak tutmuştu. Savaş dört yıl sürdü. Türkler zayıf oldukları zamanlarda geri çekişmeyi, “hattı değil sathı müdafaa” etmeyi, hazırlık yapmayı, düşmanlar arasındaki çelişkilerden yararlanıp düşmanı teke indirmeyi, kendilerini destekleyecek olan dünyadan yardım almasını bilmelerine borçludurlar. İngiltere, Rusya (Sovyetler Birliği) gibi büyük ülkelerin tepkisini çekecek olan İslamcılık ve Türkçülük gibi yayılmacı görüşlere de itibar etmemişlerdir.
Türk Müdafaai Hukukuna “çılgınlık” hiç yakışmıyorsa da İranlı komşularımızın politikalarına yakışan kavram “çılgınlıktan” başka ne olabilir? Millî Bağımsızlık savaşı vermiş, bağımsızlığına düşkün bir halk olarak, komşumuz İran’ın ABD ve İsrail’e karşı verdiği savaşta başarılı olmasını candan isteriz. Emperyalist ve Siyonistler el ele vererek ve teknolojik üstünlüklerini kullanarak İran’ı yerle bir edebilirler ancak bu halkı köleleştirmeleri mümkün değildir. Türklerin 1918’de bağımsız yaşamaktan umudu kesmemelerinin nedenlerinden biri, arkalarındaki 600 yıllık bağımsız yaşama geleneği idi. İran halkı da yaşadıkları topraklar üzerinde, hatta daha fazlasında 2500 yıllık bir devlet geleneğinin kendilerine verdiği moral destekle emperyalistlere teslim olmayacaklardır.
Bu tip savaşlarda başlangıçta saldırgan emperyalist üstün durumdadır. Ancak savaş uzadıkça savunmada olan millet toparlanır, plan ve projesini yapar, silah ve teçhizatını tamamlayarak saldırıya geçer. İran toprakları geniştir. Saldırgan bu kadar geniş topraklara hakim olamaz.
Fakat Türk Kurtuluş Savaşı önderlerine yakışmayan “çılgınlık” İran yöneticilerine yakışıyor. 1979 Dinci dönüşümden beri İran devletini yönetenler, ABD ve İsrail’le sonuçsuz bir hesaplaşmaya girişmişlerdir. Türk Misakı Millisi gibi açık ve sınırları belli bir projeleri yoktur.
İran’dan atılan füzelerin İsrail topraklarına düşmesini önleyen ve füzeleri havada imha eden “Demir Kubbe, İsrail’i saldırıdan korumaktadır. Son zamanlarda bu mermilerin bir kısmi İsrail topraklarına düşmeyi başarsa bile ABD ve İsrail füzelerinin attığı mermiler İran hava sahasında engellenemiyor. Atılan mermilerden isabet alan tesisler arasında iki taraf arasında büyük bir fark olduğu gibi ölen insanlar arasında da nerdeyse 1’e 100 fark vardır.
Kurtuluş Savaşını Yönetenler İle İran Yöneticileri Arasındaki Farklar
Kurtuluş Savaşı’nı yöneten kadrolarla bugünkü İran’ı yöneten kadrolar arasındaki farklar, nelerdir?
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Osmanlıların son zamanlarındaki Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye gibi modern okullarını bitirmiş asker ve mülkiye memurlarından oluşuyordu. Dolayısıyla çağdaş bir dünya görüşüne sahiptiler. İranlı yöneticilerin ise esas olarak medreseli olduğu veya medreseli gibi düşünüp davrandığı görülüyor.
Kurtuluş Savaşı önderleri halkı harekete geçirmek için din olgusunu kullanmış olmakla birlikte amaçları bir din devleti kurmak değildi. İran yöneticileri ise bir din devletinin başında bulunuyorlar. Bu din, İslam’ın Şii anlayışıdır. Laik olmayan bir ülkede demokrasi de olamıyor.
Türk devriminin Türkiye dışındaki Müslümanları veya Türkleri kanatlarının altına almak, onları başka ülkelere karşı eğitip örgütleyerek savaşa sürmek gibi bir politikaları yoktu. Barış ve ilerleme uğruna Lozan’da, Misakı Millî sınırları içindeki Kuzey Irak’tan bile vazgeçebilmişlerdir. İran yöneticileri ise Ortadoğu ve Asya’da bütün Şii toplulukların hamiliğine soyunmuşlardır. Onları yönetmekte ve yöneltmektedirler.
Kurtuluş Savaşı ülkede yaşayan milliyetlere çeşitli haklar vaat edip savaşı bu anayasa ile başarıya ulaştırmıştır. Hiç değilse başlangıçta kendisini dünya devriminin bir parçası ilan ederek bütün halkların sempatisini toplamıştır. İran “Devrimi”nde ise bütün bu olgular yoktur.
Köpeği Ürdürmektense…
Bizim köyde, belayı savuşturmanın bir yolu olarak “Köpeği ürdürmektense çaltıyı (çalılığı) dolaşmak evladır” derler. İranlı yöneticiler, bağımsızlıklarını kazandıktan, petrollerini kurtardıktan sonra savunmalarını tahkim etmek, halkın refahını yükseltmek için üretimi artırmak, komşuları Türkiye’nin modernleşme hamlelerini demokrasi ile taçlandırarak Ortadoğu’da halkların gıpta ile baktığı bir ülke olmaya bakmalıydı. Amerikan emperyalizmine karşı, pek çok devletin yaptığı gibi “çıltıyı dolaşma” siyasetini izleseydi bu felaket başına gelmeyecekti. Günümüz dünyasında halklar için ne yazık ki “Talih zebun”dur. Bütün kuralları alt üst eden bir zorba ağa, gözünün kestirdiği ilkelerin egemenlik haklarını hiçe sayarak istediğini yatağından alıp getirterek hapsetmekte, istediğini İran’da yaptığı gibi nokta atışları ile katletmektedir. Maddi servetlerini ateşe vermektedir.
Buna karşılık İran, dünyada hiçbir ülkeden de açık bir maddi destek alamıyor. Bu durumda, İran yöneticileri ülkelerinin daha fazla harap olmasına ve halkının kırılmasına meydan vermeden bu savaştan çekilmeli ve bütün hızını kalkınmaya ve millî birliğini güçlendirmeye vermelidir. İçeride demokratik bir düzeni kuramazsa bu İran için bundan sonra da büyük bir sorun olacak ve ülkeye müdahale etmek isteyen dış güçlere ve ülkeyi bölmek isteyenlere gerekçe oluşturacaktır.
İran’ı kurtaracak çılgınlık değil, hesap kitap yaparak akıllı bir politika izlemeleridir.
BANA ULAŞAN YAYINLAR
1. Dr. Niyazi Altunya, Kuruluş Öyküleriyle Köy Enstitüleri, İstanbul, 2026, Eğitim-İş, Cumhuriyet Yayınları, 494 s.
2. Dr. Niyazi Altunya, Köy Enstitüleri Sistemime Toplu Bakış (1936-1946), Genişletilmiş 6. Baskı, İstanbul, 2026, Eğitim-İş, Cumhuriyet Yayınları 373 s.
3. Mehmet Alev Coşkun, Atatürk, Karar ve Tavır, İstanbul, 2025, Cumhuriyet Kitapları, 732 s.
4. Gürkan Avcı, Z Kuşağına Öyküler, Ankara-2025, Mitosera Yayınları, 145 s.
5. Meral Sayın, Çanakkale Cephesindeki Doktorlar, “Sakız ve Morfin”, Ankara, 2026,239 s.
6. Mustafa Gazalcı, Yaşam Yolculuğum, (Anılar İzlenimler), Ankara-2015, Ürün Yayınları, 192 s.
7. Mustafa Gazalcı, Bozkırdaki Işıklar, (Öyküleriyle Köy Enstitülüler), Ankara-2025, Bilgi Yayınevi 139 s.
6. Tükenmez, üç aylık dergi, İstanbul, Güz 2025
7. Gargalak, iki aylık şiir ve edebiyat dergisi, Fatsa, Sayı 59, Kasım-Aralık 2026
(Independent Türkçe, 9 Mart 2026) zekisarihan.com