Sedat Peker

Bizim Ordulu Yunus Şahin, Karadeniz dalgaları gibi hırçındır. Ofisime sık sık uğrar, sohbet ederiz. Sabah erken saatlerinde haber eklemek için Instagram’ı açtığımda karşıma Yunus’un sayfası çıktı. Bir baktım; bir video, günün geri kalanını unutturdu bana.


Yaşlı bir teyze, çaresizlik içinde Sedat Peker’e sesleniyordu. Eşi hasta, yatağa bağlıydı. Yaşadıkları ev küçücüktü, üstüne bir de tavan akıyordu. Kelimelerden çok görüntüler anlatıyordu her şeyi: yoksulluk, çaresizlik ve umut arayışı…


Hemen ardından gelen videoda ise bambaşka bir manzara vardı. Aynı evin çatısı yapılmaya başlanmış, tadilat için ekipler harekete geçmişti. Kısa sürede değişen o tabloyu izlerken insanın gözleri ister istemez doluyor. Bu satırları yazarken ben de aynı duygunun içindeyim.


İşte tam burada mesele sadece bir yardım hikâyesi olmaktan çıkıyor.


Türkiye’de bazı isimler vardır; yalnızca geçmişleriyle değil, bugün yarattıkları etkiyle konuşulur. Sedat Peker de bu isimlerin en dikkat çekici olanlarından biri. Onu sadece hakkında açılmış davalar ya da yöneltilen suçlamalar üzerinden okumak eksik bir değerlendirme olur. Çünkü sahada, doğrudan hayatlara dokunan bir yönü de var.


Bir hastanın tedaviye ulaşması, bir evin çatısının onarılması, bir ailenin nefes alması… Bunlar istatistik değil, yaşayan gerçeklerdir. Ve bu gerçekler, toplumun bir kesimi için her türlü tartışmanın önüne geçer.

Belki de bu yüzden Peker ismi yalnızca eleştirilerle değil, aynı zamanda takdirle de anılır. Çünkü insanlar çoğu zaman şuna bakar: “Yardım ulaştı mı?” Ulaştıysa, gerisi ikinci planda kalır.


Ancak bu durum, onun toplumdaki etkisini de büyütür. Artık sadece bir isim değil, bir başvuru noktası hâline gelir. İnsanlar seslerini duyurabilecekleri bir kapı olarak görür onu. Bu da klasik kalıpların ötesinde bir etki alanı yaratır.


Elbette bu tablo tartışmasız değildir. Ama şu gerçek değişmez: Sedat Peker, Türkiye’de yalnızca geçmişiyle değil, bugün ortaya koyduğu etkilerle de konuşulan bir figürdür.


Kendi hayatımdan bir anı da bu duyguyu tamamlıyor aslında. Pandemi döneminde evimin taksitlerini ödeyemediğim günleri hatırlıyorum. 48 bin liraya satmak zorunda kaldığım araba, bugün milyonları geçmiş durumda. İnsan böyle anlarda ister istemez düşünüyor: “Acaba başka bir kapı çalsaydım ne olurdu?” diye…


Ama hayat geriye değil, ileriye bakmayı öğretiyor insana.


Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Birilerinin hayatına dokunan her yardım, arkasından edilen bir “Allah razı olsun” duasını da beraberinde getiriyor.


O zaman ne diyoruz?

Bir umuttur yaşamak.

Allah’a emanet olunuz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri