Tevazu mu? Zaaf mı?
Uzlaşma mı? Teslimiyet mi?
Açık sözlü olmak mı? Ukalalık mı?
Bu sözcükler iletişimimizin arasına incecik, şeffaf bir çizgiyle yerleşir.
Ama en çok da yanlış anlaşılır, yanlış insanlarla daha da çok.
Kendi iletişim yolculuğumdan üç kesit bırakayım buraya:
Birinci:
Hoşgörülü, ulaşılabilir ve nezaketle yaklaşıp empatiyle taçlandırdığım her iletişimde, karşı taraf önce bir yayılıyor. Saygı inceliyor. İçinden geçiriyor:
“Bir eksiği mi var ki bu kadar anlayışlı ve benim bütün ucuz hamlelerimi görmezden gelebiliyor.” diye düşünme ye başlıyor!
İşte tam orada: tevazu, zaaf algılanıyor!
Ve ben kükremeye başlıyorum.
Sonra da: “Off… bu ne sert üsluplu kadın.”
İkinci:
Bazen karşındakini kırmamak, kendini yormamak hatta bozmamak adına tartışmayı nezaketle sonlandırıyorsun.
O hemen: “Oh, pes etti, teslim oldu” diye galip geldi sanıyor.
İşte tam orada "mevzu yeni başlıyor".
Ve yine ben, onun dar ve kısık algısında “sert ve ters kadın” oluyorum.
Üçüncü:
Hoşgörün, karşıya yapay bir cesaret veriyor.
“Açık sözlüyüm” maskesiyle maksadını aşan cümleler kuruluyor. Ağzı var diye konusuyor bağıra çağıra.
Açık sözlülük, ukalalığa evriliyor.
O zaman benim sert ama saklı nezaket cesur üslubum sahaya iniyor.
Son sözüm şu:
Tevazu zaaf değildir.
Uzlaşma teslimiyet değildir.
Açık sözlü olmak, ukala olma hakkı vermez.
İletişim ancak saygı, sevgi ve empatiyle kurulursa yol alır.
Ve ancak o zaman hepimiz gerçekten mutlu oluruz.