KENDİNİ TECRİT ETMEK

Zeki SARIHAN

 

 

 

 

 

 

Epey bir zamandır, kent merkezlerinde oturanlar, evlerini satıp kenti çevreleyen lüks villa veya apartmanlarda daire almaya bakıyor. Merkeze gidip gelmenin açtığı zaman israfına ve benzin parasına da kıyıyor. TOKİ konutlarının yanında Ankara çevresinde orta sınıfların oturduğu böyle bir hayli site var.

Buraya kadarını toplumsal üretim ve gelirin artmasına, kentlerin genişlemesi ve yenilenmesine yorabiliriz. Daha sağlıklı ve kullanışlı konutlarda oturmak herkesin hakkı. Köylülerin de eline para geçince evlerini yenilediklerini görüyoruz. Altı ahır, üstü ev olan konutlar, alaturka tuvaletler kalkıyor. Türkiye inşaat alanında oldukça mesafe aldı. Denebilir ki en çok anladığımız şeylerden biri inşaat.

DUVARLARLA ÇEVRİLİ BİR SİTEDE YAŞAMAK!

Bir süredir, sözünü ettiğim sitelerde bir durum dikkatimi çekmeye başladı. Sitenin çevresi taş, beton ve demir duvarlarla çevriliyor. Bu yetmiyor, giriş çıkışlara da elektronik kapılar yerleştiriliyor. Bunların bir kısmında görevliler var. Siteden veya apartmandan birine konuk gidecekseniz, görevli kime gideceğinizi soruyor, ev sahibiyle bağ kuruyor ve size kapıyı öyle açıyor. Görevli yoksa içeriye telefon ediyorsunuz, elindeki bir kumandayla uzaktan kapıyı açıyor.

Siz o sitede oturuyorsanız kapıya yaklaşınca kapı sizin arabanızı tanıyarak açılıyor. Yaya iseniz yaya kapısındaki şifreyi kullanarak kapıyı açıyorsunuz. Yani kendi evinize girmek bile merasime tabi.

Türkiye’nin üst ve orta sınıfları neden kendilerini toplumun geri kalanından böyle tecrit ediyor? Bunun gerekçesi olarak dile getirilen başlıca gerekçe siteye hırsız girmesini önlemek. Zaten giren çıkanı ve site içinde dolaşanı saptamak için ayrıca adım başı kamera var.

Bizim oturduğumuz sitenin genel kurullarında da zaman zaman giriş çıkışları denetlemek için önlemler almanın gerekliliği dile getirilirdi. Sonunda bu yıl, cadde kenarındaki evlerin bahçe demirleri yükseltildi, hatta bir bölümünün üstüne ayrıca dikenli teller çekildi. Komşulardan biri, “Kendimi hapishanede hissediyorum” diyerek buna itiraz etti. Ben de aynı görüşteyim. “Yapamayın, etmeyin, buna gerek yok” dememiz kâr etmiyor. Siteler birbirinden görüyor, kendini tecrit etmek bir statü işareti sayılıyor.  

Bu önlemler, herhangi bir cana kastı önlemek için yapılıyorsa, bu gibi saldırılar zaten ev ve mahalle dışında da yapılır. Hırsızlığı önlemek içinse sitede uzun süredir bir hırsızlık da görülmedi. Kaldı ki, siz ne kadar önlem alsanız, hırsız sizden daha beceriklidir.

Geçen yıllarda, akşamüzerleri mahallede bir yürüyüşe çıkınca komşu sitenin sokaklarında da dolaşır, ev tiplerine, çiçeklere, meyve ağaçlarına bakardık. Şimdi bu siteye olduğu gibi bizimkine de, site sakinlerinden başka kimse izinsiz giremiyor. Simit satıcısı, haftada bir gelen sebzeci, ara sıra geçen hurdacının sesi de artık duyulmuyor!

DOĞRUDAN SOKAĞA AÇILAN KAPILAR   

Türkiye’nin bazı köylerinde evler, ahır, ocak, tuvalet bir kerpiç duvarla çevrilir. Karadeniz gibi bazı yörelerde ise evlerin kapıları doğrudan sokağa veya dış mekâna açılır. Evlerin kapılarını açmak için ipini çekmek yeter. Köylerde yaşanan can ve mal kaygısıyla kentlerde yaşananlar niçin bu kadar farklı?

Bunun nedenini, herhalde hızla bir kent orta ve üst sınıflarının oluşmasına bağlamak gerekir. Bu sınıfların mensupları, korunaklı köşklerde oturanlara özeniyorlar. Böylece, geniş halk kesimlerinden kendilerini tecrit ediyorlar. Zaten apartmanlar ve sitelerdeki komşuluk ilişkileri de son derece zayıf. Kentte herkes, mahallesinde de kent merkezinde de yalnızdır. Cenaze çıkan bir evin bulunduğu apartmanda bunu duymayanların sayısı bir haylidir.

Nerde o çat kapı girdiğin köy evleri? Giriş merdivenlerine oturup karşı komşu ile yapılan sohbetler?

Değişiyoruz, gelişiyoruz. Şu salgın döneminin getirdiği duraklamayı saymazsak zenginleşiyoruz. Modern hayata katılanlar artıyor ama bunlar insanlar arasındaki ilişkileri de geliştirmiyor, mutluluğumuzu artırmıyor. (8 Temmuz 2021)

zekisarihan.com