Dün Haluk Okçuoğlunu toprağa verdik. Neredeyse bütün Marmaris geldi cenazesine. Torununu çok severdi Haluk. Torunu Rüzgar iki gözü iki çeşme, iki eli dedesinin tabutunun üstünde başından hiç ayrılmadı.
Haluk çok özel biriydi. Onunla çok güzel anılarımız var. Tenis arkadaşımdı. Otururken birden " tenisim geldi" der kolumdan tuttuğu gibi raketi elime verir korta çıkarırdı. Gece gündüz hiç fark etmezdi. Gece yarısı damadı Serkan Yazıcının otelinin tenis kortunda projektörleri yaktırırdı tenis oynardık.
Aynı yaştaydık. Güzel adamdı. İki metreye yakın boyu renkli gözleri, güçlü yüz hatlarıyla hakikaten yakışıklıydı. Önce milli basketbolcu, sonra milli koç çok başarılı bir spor geçmişi vardı. Arnavut asıllıydı hırslıydı, inatçıydı , öfleliydi ama öfkesi bile güzeldi.
Lanet sigarasından hiç vazgeçmedi. Çok ciddi solunum problemi yaşamasına, ciğerlerinin iflas etmesine rağmen sigara içmeye devam etti. Öyle ki bir elinde oksijen tüpü diğer elinde sigara olurdu. Onu uyardığımız zaman " oksijen altlık, nefesimi toparlıyor rahat rahat sigara içebiliyorum" der gülerdi.
Sevgili melek kızı Gül ile kucaklaştık sarıldık. Bana " Güven Abi ne olur çok kalma. Bir de senin için üzülmek istemiyorum," dedi. Düşünebiliyor musunuz o acılı halinde bile beni düşünüyordu. Melek tabiri o kadar yakışıyor ki Gül'e.
Bütün 70 yaş üstü beyaz saçlı arkadaşlarım gelmişti. Haluk'a helallik verdikten sonra hepsini topladım. " Biz de helalleşsek bence iyi olur çünkü cenazeden cenazeye görüşüyoruz artık"dedim. Gülümsediler ama buruk bir gülümsemeydi.
Allah selamet versin. Çiçekler camiye sığmadı.