İmdat Avcı

O zaman da gözüm karaydı. 1968 yılında, harman yerinde babamdan yediğim bir tokat hayatımı değiştirdi. Tokadı yiyiş o yiyiş, üç saat boyunca yürüyerek eve geldim, evdeki 100 lirayı cebime attım ve evden kaçtım.

“Dayak yedim, çevreci oldum”

İMDAT AVCI KİMDİR?
1954 Artvin Yusufeli doğumlu. Babaevinden ilk yolculuğu, babasından yediği bir tokatla başlıyor. Kuzey'den başlayan yolculuk önce batıya doğru uzanıyor. Zonguldak, Bursa, İstanbul'u mesken tutuyor önce. Kimi yerde inşaat işçisi, kimi yerde bulaşıkçı, kimi yerde tezgahtar, kimi yerde plaj görevlisi oluyor… Bir çok işin üstesinden geliyor. 1982 yılında kuzey rüzgarları Marmaris'e atıyor İmdat Avcı'yı. Teknelerde aşçılık yapmaya başlıyor. Hayatını da zaten yaptığı bu iş değiştiriyor. Karacasöğüt'te çalıştığı teknenin mutfak çöplerini denize atıyor. Bunun üzerine köylülerden yediği dayak, onun çetin bir çevre dostu olmasına neden oluyor. O şimdi Türkiye'nin en popüler çevrecilerinden biri. Bugüne kadar Marmaris'te çevre uğruna 26 eyleme imza attı. Yanan ormanlık alanları yeniden yeşillendirmek için 2 bin fidanı toprakla kucaklaştırdı, 2 kez açlık grevi yaptı, 2 kez kendini yakmaya, 1 defasında ise parmağını kesmeye kalktı. Marmaris ve çevresi için hayatını ortaya koyan eylemler yaptı. Hepsinde başarılı oldu. Halen Marmaris yollarında ve koylarındaki çöpleri toplamaya devam ediyor ve hayatı boyunca bu çalışmalarını sürdüreceğini ifade ediyor. Tüm bunları Marmaris'in çevresi ve doğası için yapıyor. Karadenizli olduğunu da unutmuyor. Geçtiğimiz yıl 2000 yılından bu yana ağaçlandırdığı yer, Artvinli sanatçı Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı oldu. 1997 yılında, “Her türlü kahrımı çekiyor, hakkını ödeyemem” dediği, memleketlisi Yıldız Avcı ile evlenen İmdat Avcı, biri kız biri erkek iki çocuk sahibi.
Romanlara, filmlere konu olacak bir yaşam öyküsü var İmdat Avcı'nın. Çoğumuz O'nu vücudunu ortaya koyarak başarıya ulaştığı, çılgın çevre eylemlerinden tanıyoruz. Fakat Avcı'nın Marmaris'te bir çevre dostu olarak ortaya koyduğu ilginç yaşam öyküsünün, bir de öncesi var. Bu film gibi yaşamı dinledim ve sizlerle de paylaşayım istedim. Tabii sayfamız elverdiğince. İşte çocukluktan, gençlik yıllarına ve tüm o yıllardan bir çevre savaşçısı olana dek, Kuzey Çocuğu İmdat Avcı'nın hikayesi…

BABAMDAN TOKADI YİYİNCE EVDEN KAÇTIM
-Marmaris'te çevre ile ilgili yaptığınız ilginç eylerinizle tanıyoruz sizi. Gözü kara bir kişiliğiniz var. Nasıl bir çocuktunuz, çocukluk yıllarınızı paylaşır mısınız bizimle?
-O zaman da gözüm karaydı. 1968 yılında, harman yerinde babamdan yediğim bir tokat hayatımı değiştirdi. Tokadı yiyiş o yiyiş, üç saat boyunca yürüyerek eve geldim, evdeki 100 lirayı cebime attım ve evden kaçtım. Şehre indim, daha arabanın yüzünü görmemiştim o güne kadar. Bir otobüse atladım, Erzurum'a geldim. Hayatımda ilk kez kalabalık bir şehir görüyordum, ne yapacağımı da bilmiyordum. Orada üzerimdeki parayı da çaldırınca, beş kuruş parasız kaldım. Çaresiz bir şekilde Artvin'e geri döndüm. 3-4 gün aç susuz dolaştım, yine de köyüme dönmedim. Artık açlığa dayanacak halim kalmamıştı, bir inşaatta çalışan işçileri görünce onlardan su, ekmek isteyeyim diye yanaştım ki, ne göreyim bizim köylüler. Kendimi anamdan yeni doğmuş gibi hissettim. Ben de inşaatta çalışmaya başladım. Bir kaç ay sonra, işveren Zonguldak Devrek'te iş aldığını söyledi ve beni Zonguldak'a gönderdi. Çok uzun kalmadım Zonguldak'ta, inşaat işi hafifleyince, Bursa Uludağ'da çalışan amcaoğlumun yanına gitmek üzere yola çıktım, sabaha karşı indim Bursa'ya. Ramazandı, garajda oturdum sahur vaktini bekliyorum. Yanıma bir adam yanaştı, "Nerelisin" falan derken sohbete başladık, ben de daha çok toyum. Adam bana Artvinli olduğunu söyledi. "Aa hemşeriyiz" muhabbetine sahur için yemek ısmarlamaya kalktım, “Yok eve gidelim” dedi adam. Eh, hemşeri değil miyiz, misafir edecek beni. Zaten Uludağ'a gündüz gözüyle gidecektim nasıl olsa, kalktık adamın evine gittik. Ertesi gün öğle üzeri kara lastiklerimi geçirdim ayağıma, Uludağ'a gitmek üzere evden çıktık. Çarşıya indiğimizde bir baktım cebimdeki paralar da, saatim de yok. Bunu adama söylediğimde hiç bozuntuya vermedi. Ben de çocuğum daha, sesimi çıkartamadım hiç. Yol iz de bilmediğimden beni Uludağ'a o götürdü. Fakat amcaoğlumu bulamadım, ayrılmış oradaki işinden. Yeniden Bursa'ya döndük, adam beni eve bıraktı, kendisi çekip gitti. Param, pulum da yok, korkudan evden çıkamıyorum. Evde yiyecek, içecek de yok. Bir hafta boyunca dolapta bulduğum kuru fasulyeyi haşlayıp haşlayıp, oturdum yedim. Bir hafta sonra İnegöl'den kardeşi çıktı geldi. Durumu anlatınca, beni çarşıya çıkardı gezdirmek için, bir de baktım ki amcaoğlum ceketini omzuna asmış geliyor karşıdan. Nasıl sevindiğimi anlatamam, anlaşsak böyle karşılaşamazdık. Başımdan geçenleri anlattım ve adamın kardeşi ile birlikte gidip adamı bulduk. Paralarımı değil ama, saatimi geri alabildim.

BURSA'DA TANIDIĞIM KIZ SAYESİNDE SOLCU OLDUM
-Sanki bir filmi anlatır gibisiniz. Sonra veda ettiniz mi Bursa'ya?
-Hayır, o sıra ayrılmadım Bursa'dan. Bana bir lokantada iş buldular. Bulaşıkçılık yapmaya başladım. O sırada liseye giden bir kıza aşık oldum. Kız benim bulaşıkçı olduğumu anlamasın diye, okul çıkış saatlerinde yol üzerindeki lüks bir giyim mağazasının önünde bekler oldum kızı. Bu arada mağazanın sahibi de beni tanıdı ve çok sevdi. Mudanya Burgaz'da yeni bir giyim mağazası açıyordu, beni o mağazaya işe aldı. Bir müddet sonra bir de baktım ki o kız bisikletle yoldan geçiyor. İkimiz de sevinmiştik yeniden görüşebildiğimize. Çok iyi ve kültürlü bir kızdı. Benim Anadolu'dan gelen temiz yürekli bir genç olduğumu anlamıştı. Bana durmadan kitap getiriyordu, ben de okuyup yutuyordum. Sol görüşe sahip olmamın en büyük nedeni o kızdır.
Sezon bitince Bursa'ya döndüm, kız bana Bursaspor'da oynayan Haluk'un kıraathanesinde iş buldu. Büyük kıraathaneydi, koca koca pinpon masaları vardı. Bir gece el ayak çekilince, göze girmek için pinpon masalarını yıkadım. Suntadan yapıldıkları için yıkanınca şişeceklerini nerden bileyim. 8 masayı mahvetmişim. Doğal olarak kapı dışarı edildim.
İstanbul Avcılar'da Baler Otel'de çalışmaya başlayan amcaoğlumun yanına gittim. Beni bulaşıkçı olarak işe aldılar. İlerleyen zaman içinde otel sahibinin koyu Galatasaraylı olduğunu öğrendim. Galatasaray 3 yıl üst üste şampiyon olmuştu. Derken bir gün Galatasaray-Fenerbahçe maçı var, Fenerbahçe Galatasaray'ı yendi. Bunun üzerine attım kendimi yere, bayılma numarası yaptım. Otel müdürü falan telaşlanıp, seferber oldular. Bu olayın ardından da beni önce resepsiyona, yaz sezonu geldikten sonra da plaja aldılar. Müşterilere bilet kesiyor ve iyi para kazanıyordum. Hakem Doğan Babacan, Halit Kıvanç denize girmek için otele geliyorlar, benim sağa sola koşuşturmamı, çalışkanlığımı takdir ediyorlardı. Beni Galatasaray'ın atletizm takımına yazdırdılar. Atletizm programını alıp, gittim Artvin'e dağlara, antrenman yapmaya başladım. Atatürk koşusu için hazırlanıyordum. Günü gelince çağırdılar, yarışlara katıldım ve Atatürk Koşusunda üçüncülüğü kazandım.

İSTANBUL'DA POLİS BENİ ARIYORDU, MARMARİS'E KAÇTIM
-“Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz” derler ya, sanırım sizin yaşamınızda bu söze örnek oluşturacak bir çok yaşanmışlığınız var. Artvin'den İstanbul'a uzanan Kuzey Çocuğu İmdat Avcı, Marmaris'e yolunu nasıl düşürdü peki?
-Askere gidip geldikten sonra Baler Otel satıldı, işsiz kaldım. Bunun üzerine otelin müşterilerinden Metin Duru beni Cen Ajansta işe aldı. Bir müddet sonra siyasi nedenle işyerinden beni polislerin aradığını söylediler. İstanbul'dan ayrılmam gerekiyordu bu yüzden. Metin Duru'nun Marmaris'te bar açtığını duymuştum. Elbet kendisini bulurdum Marmaris'te…Cebimde beş kuruş param da yok. Garaja gittim, bir otobüsle anlaştım ve ver elini Marmaris… 1982 yılıydı, ilk kez böyle geldim Marmaris'e.

-Bulabildiniz mi Metin Duru'yu?
-Kale Otel'de buldum Metin Duru'yu… Bana iş buldu çalışmaya başladım. Bir zaman sonra İstanbul'daki kız arkadaşımı görmek için İstanbul'a gittiğimde, polise yakalandım ve 44 gün içerde yattım.
Marmaris'e tekrar döndüğümde, teknelerde aşçı olarak çalışmaya başladım. Tekneyi Karacasöğüt'e demirlediğimiz bir gün, mutfak çöplerini topladığım gibi denize attım. Bunu gören köylüler ayağa kalktılar, bir güzel dövdüler beni. Kendimi o günkü kadar kötü hissetmedim hiç. Çok zoruma gitti, bana oldukça ağır geldi bu olay.

CENNET ADASI'NDA ÜÇ AY ÇÖP TOPLADIM
-Yoksa denize çöpleri atmak, hayatınızı çevreye adamak gibi yeni bir yol mu açtı önünüze?
-Aynen öyle oldu. Tekneden elimi ayağımı çektim, Marmaris'e geldiğim gibi, kendimi Cennet Adası'na attım. Üç ay kaldım Cennet Adası'nda. Komple temizledim adayı. Vicdanımı ancak böyle rahatlatabilirdim. Marmaris'e gelip dönemin Belediye Başkanı İsmet Karadinç'e yaptıklarımı anlattım ve adadan çöpleri aldırmalarını istedim. Bana inanmadılar. Ben de gidip, adadaki çöplerin 300 torbasını iki tekneye yükledim. Getirdim Azmakbaşı'na boşalttım. Sonunda çöp arabası geldi, adada kalan diğer çöpleri almaları için kendilerinden söz istedim. Söz almadan da vermedim çöpleri arabaya.
Ertesi gün Belediye Başkanı, iki belediye memurunu görevlendirdi, bir de tekne verdiler. Adadaki çöpleri alıp, döndük Marmaris'e. Çevre ile ilgili ilk eylemim bu oldu, sonra da devamı geldi.

-Hayatınızı ortaya koyarak yaptığınız eylemleriniz oldukça ses getirdi ve hepsinde başarılı oldunuz. Bugüne kadar kaç eylem gerçekleştirdiniz?
-Ondan sonra artık, kendimi çevreye adadım. Tüm eylemlerimde de başarılı oldum. Herhangi bir sivil toplum örgütüne bağlı olarak yapmadım eylemlerimi. Kendi başıma mücadele ettiğim için de, daima vücudumu ortaya koydum. Yoksa sesimi duyuramazdım. Çevre uğruna 26 eyleme imza attım. Yanan ormanlık alanları yeniden yeşillendirmek için 2 bin fidanı toprakla buluşturdum, 2 kez açlık grevi yaptım, 2 kez de kendimi yakmaya, 1 defasında ise parmağımı kesmeye kalktım. 4 kez Muğla'ya kadar, 4 kez Gökova'ya kadar, 4 kez Çetibeli'ne kadar, 3 kez Datça tarafına kadar tüm yol kenarlarındaki çöpleri temizledim, topladım. Bu çalışmalarım sırasında çok ilginç malzemeler buldum yollarda. Mesela bunların içinde 28 adet boş çanta ve 33 adet boş cüzdan, 1 silah, 1 para kasası ve 8 bıçak da var. Kasa ve silaha el sürmedim, Jandarmaya haber verdim, onlar gelip aldılar.
Yollarda torbalara doldurduğum çöpleri, belediye sınırları içindekileri belediyeler, bunun dışında kalan çöpleri de Karayolları veya Muhtarlıklar topluyorlar. Çevre ile ilgili yaptığım bu çalışmalardan dolayı, Yeşil Marmaris İşletmeleri ve Marmaris Ticaret odası bana maddi katkıda bulunuyorlar. Tekne arıza yapıyor yaptırıyorlar, kiramı ödeyemezsem ödüyorlar. Hepsine çevre adına, Marmaris adına sonsuz teşekkürler ediyorum.

28 YILDIR MARMARİS'TE, 24 YILDIR ÇÖP TOPLUYOR
-Her yıl Marmaris koylarında da temizlik yapıyorsunuz.
-Yaşadığım sürece çevre için elimden ne geliyorsa yapacağım, çalışmalarım devam edecek. Yaptığım her eylem ve çalışma, insanlara temiz çevre anlayışı hakkında mesaj vermek içindir, dileğim herkes çevreye duyarlı olsun.
Marmaris tarihinde, benden başka Marmaris koylarını temizleyen yok. Eminim ki, çevre için açlık grevi yaparak, tekne alan tek kişi de benim. 28 yıldır Marmaris'teyim, 24 yıldır hem karadan hem denizden Marmaris'in çöplerini temizliyorum. Yaz aylarında çocukların okulu tatil olduğunda, eşim ve çocuklarımla birlikte teknemizle koyları temizlemeye gidiyoruz. Koylardan pet şişe, plastik bardak, naylon poşet, meşrubat ve bira kutuları gibi bir çok katı atık topluyoruz. Topladığımız çöpleri poşetlerle teknemize yükleyip, dönüyoruz Marmaris'e. Tekne 400 torba çöp alıyor. Geride çöp kalırsa, tekrar gidip alıyoruz.

YILDIZ'IN HAKKINI ÖDEYEMEM
-Eşiniz sizin bu eylemleriniz sırasında neler yaşıyor kim bilir?
-Eşim Yıldız benim çok kahrımı çekti. Hakkını ödeyemem. Bana deseler ki “Al sana 10 trilyon para, Yıldız'ı bırak”. Gözümü kırpmadan Yıldız'ı tercih ederim. Eşim ve çocuklarım benim her şeyim.

-Geçtiğimiz yıl sizin diktiğiniz fidanlardan oluşan bir de Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı kazandı Marmaris…
-Bugün Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı olan yer, eskiden bir çöplüktü adeta, şimdi ise kamyonların otobüslerin giremediği genç ağaçlardan oluşan bir orman. Kamyonlar, otobüsler park ediyor ve kirletiyorlardı orayı. Kendi kendime “Buraya fidan dikersem, zaman içinde bu kamyonlar, otobüsler buraya giremez” dedim ve 2000 yılında oraya fidan dikmeye başladım. Artvinli sanatçımız Kazım Koyuncu öldüğünde, onun adına bir hatıra ormanı oluşturmayı geçiriyordum içimden. Her yıl koylardaki çöpleri toplayıp, Marmaris'e döndüğümde gazeteci arkadaşlarımızı çağırıyorum, haber yapıyorlar biliyorsunuz. Bu haberleri internet sitelerinden Kanal 24'te program yapan sanatçı Burhan Şeşen takip etmiş. Marmaris'e geldiğinde de benimle röportaj yapmak istedi. Birlikte fidan diktiğim yere gittik. Ona “Buranın Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı olmasını çok istiyorum” dedim. O da gidip Muğla Valiliği ile görüştü ve izin çıktı. Valilik izin verince, düşüncemin hayata geçmiş olması çok mutlu etti beni. Bir de tabela yapıp astık “Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı” diye. Tabelayı yaptıran Bedri Kurtuluş'a maddi, manevi desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.

KUZEYİN ÇOCUKLARI “3 TEMMUZ'U UNUTMAYIN”
-Marmaris'teki Karadenizlilere nasıl seslenmek istersiniz?
-Kazım Koyuncu'nun 3 Temmuz'da ölüm yıldönümü. Marmaris'teki tüm Karadenizlilerden rica ediyorum. O tarihte “Kazım Koyuncu Hatıra Ormanı”nda toplanalım. Kemençelerimizle, tulumlarımızla ve de Kazım Koyuncu'nun şarkılarıyla güzel bir anma günü gerçekleştirelim istiyorum.
Ayrıca Hatıra Ormanı'nın kısım kısım duvarları yıkılmış, onların onarılması gerekli. Biraz kum, biraz çimento ve biraz briketle yıkılan yerler halledilebilir. Bu konuda da Karadenizlilerden yardım bekliyorum.
Çevre adına daha kalıcı çalışmalar yapılabilir diye düşünüyor ve örnek çalışmalarda bulunuyorum. 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde tüm Marmarisli çevre dostlarını teknem ile koyları temizlemeye götüreceğim. Hep birlikte temizlik yapacağız.
Şimdi diyorum ki, iyi ki o dayağı yemişim, bana ders oldu. Bugün ben de çevreye zarar veren birini görsem aynı şeyi yapar, dayağı atarım. 


 Yazı Dizisi :15

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Haberleri