Hayallerin Peşinden Giden Adam: İhsan Taş

Hayatta bazı insanlar vardır; onlarla yaptığınız ilk sohbeti, oturduğunuz masayı, hatta üzerlerindeki kıyafeti bile unutmazsınız.

Benim için İhsan Taş tam da böyle biridir.

Onu tanıyalı 15 yılı geçti. İlk kez Mecidiyeköy’deki küçücük ofisinde oturup uzun uzun sohbet etmiştik. Üzerinde takım elbisesi vardı. Gözlerinde ise yalnızca sinemaya inanan insanların taşıdığı o heyecan…

Aradan yıllar geçti.

İstanbul’a yolum ne zaman düşse, mutlaka bir araya geliriz. Konumuz hiç değişmez: Sinema.

Çünkü bazı insanların hayatı, tutkularıyla anlam kazanır. İhsan Taş da sinemayı yalnızca bir meslek olarak değil, bir yaşam biçimi olarak seçenlerden biri.

1980 yılında Batman’da dünyaya gelen İhsan Taş, henüz genç yaşta hayallerinin peşinden giderek 1996 yılında İstanbul’a yerleşti. Sanat dünyasına adımını ise 2002 yılında attı.

Gazete ve dergilerde edindiği deneyimin ardından 2012 yılında kendi adını taşıyan yapım şirketi TAŞ FİLM’i kurdu.

Aslında bu hikâye, küçük bir ofisten büyük hayallere uzanan bir yolculuğun hikâyesidir.

2014 yılında çektiği ilk sinema filmi “Kaçış 1950”, daha vizyona girmeden TRT tarafından satın alındı. Bu, her yapımcıya nasip olmayacak önemli bir başarıydı. Film, TRT 1 ekranlarında defalarca yayınlandı ve her seferinde izleyiciden büyük ilgi gördü.

Ardından “Temel ile Dursun İstanbul’da”, “Parayı Bulduk”, “Filme Gel” ve son olarak “Dedemin Gözyaşları” geldi.

Özellikle “Dedemin Gözyaşları”, gişede elde ettiği başarıyla yalnızca bir film olmadığını gösterdi. Bir dede ile lösemi hastası torununun hikâyesini anlatan yapım, izleyicinin kalbine dokundu.

Milyon dolarlık Hollywood yapımlarının arasında zirveye yerleşmek kolay değildir. Ancak samimiyetle anlatılan hikâyelerin her zaman bir karşılığı vardır.

İhsan Taş’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri de Yeşilçam’ın emektar isimlerini hiçbir zaman unutmaması.

Onun filmlerinde yalnızca bugünün yıldızları değil, Türk sinemasına yıllarını vermiş usta isimler de kendilerine yer buluyor. Çünkü o, vefanın da en az başarı kadar önemli olduğuna inanıyor.

Belki de başarısının sırrı tam olarak burada saklı.

Sinemayı yalnızca gişe rakamlarından ibaret görmeyen, kamera arkasındaki emekçileri unutmayan, sosyal sorumluluk projelerine destek veren ve elde ettiği başarıyı paylaşmayı bilen bir isim o.

Lösemi hastalarına destek olmak amacıyla hayata geçirdiği projeler ve tüm gelirini bağışladığı “Sihirli Piyano – Dedemin Gözyaşları” kitabı da bunun en güzel örneklerinden biri.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Mecidiyeköy’deki o küçük ofiste gördüğüm heyecanın hiç değişmediğini fark ediyorum.

Sadece ofisler büyüdü, projeler çoğaldı, başarılar arttı.

Ama İhsan Taş’ın sinemaya olan tutkusu ilk günkü gibi yerinde duruyor.

Bazı insanlar başarıyı yakalar.

Bazıları ise başarı hikâyesi yazar.

İhsan Taş, ikinci grupta yer alanlardan.

Ve anlaşılan o ki, onun anlatacağı daha çok hikâye var.

Ancak burada altı çizilmesi gereken önemli bir gerçek daha var:

İhsan Taş gibi sinemanın emekçilerine sahip çıkılmalı.

Dijital yayın platformları ve sektörün tüm paydaşları, bağımsız yapımcıların eserlerini görmezden gelmemeli; farklı seslere ve yeni hikâyelere alan açmalıdır.

Türk sinemasının geleceği, yalnızca belirli çevrelerin ve birkaç büyük yapımcının yön verdiği bir yapıyla sınırlandırılmamalıdır.

Çünkü sanat, tek seslilikten değil; çeşitlilikten, emekten ve fırsat eşitliğinden beslenir.

Sinemanın gerçek gücü de tam olarak burada yatar.

Allah'a emanet olunuz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri