Yine yaz mevsimi... Yine gökyüzünü kaplayan dumanlar, yine alevlerle mücadele eden kahramanlar, yine ciğerimizi dağlayan görüntüler...
Her yıl aynı acıyı yaşıyoruz. Sadece yangının çıktığı yer değişiyor. Bir gün Marmaris, ertesi gün Seydikemer, sonra Tekirdağ... Oysa yanan sadece bir ilin ormanı değil; Türkiye'nin ortak nefesi, ortak geleceği oluyor.
Ha Marmaris, ha Seydikemer, ha Tekirdağ... Ne fark eder?
Alevler il sınırlarını bilmiyor. Yanan çam ağacı da aynı, kaçan karaca da aynı, yuvasını kaybeden kuş da aynı. Dumanı hepimizin gökyüzünü karartıyor, acısı hepimizin yüreğine çöküyor.
Orman yangınlarını yalnızca sıcak havaya ya da iklim değişikliğine bağlayıp geçemeyiz. Elbette küresel iklim krizi yangın riskini artırıyor. Ancak ihmali, dikkatsizliği ve sorumsuzluğu da görmezden gelemeyiz. Atılan bir sigara izmariti, söndürülmeden bırakılan bir mangal ateşi ya da küçücük bir kıvılcım, yılların emeğini birkaç saat içinde küle çevirebiliyor.
Yangın başladığında ise devletin tüm kurumları seferber oluyor. Orman teşkilatı, itfaiye, AFAD, jandarma, emniyet, TOMA ekipleri, belediyeler, gönüllüler... Günlerce uykusuz, dinlenmeden alevlere karşı mücadele ediyorlar. Kimi zaman kendi canlarını hiçe sayarak başkalarının hayatını ve doğayı kurtarmaya çalışıyorlar. Onların emeği ve fedakârlığı her türlü takdirin üzerindedir.
Ancak asıl başarı, yangını söndürmek değil, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır. Bunun yolu da eğitimden, denetimden, teknolojiden ve en önemlisi toplumsal bilinçten geçiyor.
Unutmayalım ki bir orman birkaç saatte yanıyor, ama yeniden eski haline gelmesi onlarca yıl sürüyor. Bazı ekosistemlerin kendini tamamen toparlaması ise belki de hiç mümkün olmuyor.
Bugün Marmaris için üzülürüz, yarın Seydikemer için, ertesi gün Tekirdağ için... Ama aslında her yangında biraz daha fakirleşen Türkiye'dir. Çünkü kaybettiğimiz sadece ağaç değil; suyumuz, toprağımız, yaban hayatımız ve çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirastır.
Artık birbirimize "Geçmiş olsun" demek yerine, "Bir daha yaşanmasın" diyebilmeliyiz.
Çünkü orman vatandır. Vatanı korumak yalnızca sınırları korumak değildir; ağacını, toprağını, suyunu ve geleceğini de korumaktır.
Dileğim odur ki, gelecek yazlarda televizyon ekranlarında alevleri değil, yeniden yeşeren ormanları izleyelim.
Çünkü ha Marmaris, ha Seydikemer, ha Tekirdağ... Acı hep aynı. Ama bu acıyı önlemek de bizim elimizde.
Allah'a emanet olunuz.