Çok Değerli “GÜNDEM GAZETESİ” yönetici ve çalışanları,
Aşağıdaki mektubumun sevgili Marmarislilere ulaştırılmasını istirham ediyorum.
Saygıdeğer Marmarisliler,
Öncelikle sizleri en içten duygularımla selamlıyorum. Size bu mektubu Hasdal Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü bağlısı Hadımköy’deki Askeri Ceza ve Tutukevinden yazıyorum. Bu mektubu yazmaktaki muradım, Marmaris Garnizon Komutanı olarak sizlere duyduğum hasreti bu satırlar vasıtasıyla bir nebze olsun gidermek ve sağduyusuna her zaman inandığım değerli Marmaris Halkını gerçekler hakkında bilgilendirmektir.
Ben, Kamuoyunda “Balyoz Davası” olarak bilinen hukuki olmaktan ziyade siyasi olan bir davanın masum sanığı ve mağduru yapılmış 365 Balyoz sanığından biriyim. Halen Yargıtay süreci devam etmekte olan bu davada ileri sürülen sözde delillerin tamamı kimler tarafından yazıldığı tespit edilemeyen imzasız bilgisayar yazılarıdır. Sözde dijital verilerde; diğer sanıklarda olduğu gibi, benimle de illiyet bağı kurulabilmesine olanak sağlayacak bir olgu, tek bir imzam, bir parafem, bir parmak izim ve bir DNA kaydım yani tek bir maddi delil yoktur. Şimdi, davanın teferruatına girmeden genel bir çerçevesini çizerek konuyu anlamanıza yardımcı olmaya çalışacağım.
İstanbul’daki 1’inci Ordu Komutanlığında 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında (dokuz yıl önce) yasal sınırlar içinde gerçekleştirilen, olağan ve rutin bir askeri seminerin sözde “Balyoz” darbe planının tartışıldığı bir toplantı olduğu iddia edilmektedir. Ancak söz konusu seminere katılan 162 kişiden sadece 50’si yargılanmaktadır. “Balyoz” planına ilave olarak, “Suga” adıyla Deniz Kuvvetleri planı, “Oraj” adıyla Hava Kuvvetleri planı, “Çarşaf” ve “Sakal” adıyla da Jandarma Genel Komutanlığı planları kurgulanmıştır. Böylece askerleri tasfiye operasyonunun, Deniz ve Hava Kuvvetleri yanında Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeline kadar genişletilmesine imkân sağlanmıştır.
Bu sözde dijitallere askeri gözle bakıldığında ise akıllara durgunluk verecek oranda birçok sahtekârlığın olduğu derhal anlaşılmaktadır. Sanıklar ve avukatları tarafından bu sahtekârlıklara ilişkin 1957 adet tespit yapılmış ve mahkemede defalarca ortaya konmuştur. Örneğin; 2002 ve 2003 yıllarında hazırlandığı iddia edilen CD’lerin içindeki dijital liste ve metinlerde; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 2006 ve 2007 yıllarında verilen sokak isimleri, Mahkeme kararı ile ismini 12 Mayıs 2009 tarihinde değiştiren bir subayın isminin değiştirilmiş halinin yazılı olduğu, 02 Aralık 2002 tarihinde yazıldığı iddia edilen hayali Balyoz Darbe Planında 19 Mayıs 2006 tarihinde kurulan “Türkiye Gençlik Birliği”nin yer aldığı görülmektedir!!!!! Diğer dijital sahtelikler EK’te detaylı olarak sunulmuştur.
Mektubumun bu kısmında ise, komplocuların yaptığı bu yüzlerce sahtecilikler neticesinde Türkiye Cumhuriyetinin şerefli bir Amirali olarak, ironik bir şekilde 19 Ağustos 2011 tarihinden bu yana tutukluluğuma neden olan şahsımın maruz kaldığı iftiraya da kısaca değinmek istiyorum. Komplocuların, benimle ilgili yapmış olduğu dijital sahteciliği kanıtlayan en çarpıcı hususlardan biri de; sözde Suga Planı çerçevesinde bir çalışma grubuna dâhil olduğum ve bu çerçevede 03 Ocak 2003 tarihinde Aksaz/Marmaris’te bu çalışma gurubunun bir toplantısına katıldığım, üstelik bu konuda bir de Toplantı Tutanağının düzenlendiği iddiasına yönelik aykırılıklardır.
Halbuki gerçekte ben o tarihte, Türkiye’de değil, TCG GİRESUN Fırkateyninin Gemi Komutanı olarak, İsrail-Türkiye ve A.B.D.’nin 30 Aralık 2002 - 03 Ocak 2003 tarihleri arasında ortaklaşa icra etmiş olduğu Relaint Mermaid-V Tatbikatı kapsamında ev sahibi ülke olan İsrail’in Hayfa limanında, YANİ YURT DIŞINDA BULUNMAKTAYDIM. Buna, o tarihte Komutanı olduğum TCG GİRESUN Fırkateyninin 250 personeli şahittir.
Şahsıma suç isnat edilmek istenen isminin geçtiği imzasız dijital dosyaların düzmece ve sahte olduğunu, yanda bir tanesi sunulan resmi belgeler (tarihçe raporları, birçok resmi yazılar), devlet arşiv belgeleri ve o tatbikatta gemimde verilmiş olan resepsiyonda zamanın İsrail Büyükelçisi, günümüzün Dışişleri Bakanlığı müsteşarı olan Sayın Feridun SİNİRLİOĞLU ile birlikte çektirdiğimiz aşağıdaki fotoğrafı da ibraz ederek, Aksaz’da katıldığım iddia edilen darbe toplantısı tarihinde YURT DIŞINDA BULUNDUĞUMU, gerek soruşturma savcısına gerekse yargılamayı yapan mahkemeye her türlü şüpheden uzak kanıtladım.
Ayrıca, Sayın Feridun SİNİRLİOĞLU’nun ve/veya o tarihte Komutanı olduğum
TCG GİRESUN gemi personelinden mahkemece uygun görülecek kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep ettim, tabiî ki maddi gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek için bu talebim mahkeme tarafından 06 Nisan 2012 tarihinde reddedilmiştir.
Bu mahkeme, delilleri toplamayan, savunmanın lehine olan delillerin adli emanette saklanmasına sessiz kalan, en önemli delilleri aylarca savunmaya vermeyen, yalan ve iftira ürünü sözde delilleri değerlendirmeyen ve tartışmayan, bilirkişi görevlendirmeyen, tanık çağırmayan, savcının taleplerinin %99,7’sini karşılarken, savunmanın taleplerinin sadece %0,7’sini (binde 7) karşılayan ve bu uygulamaları ile hukuku ve savunmayı fiilen yok sayacak şekilde avukatsız yargılama yapan bir mahkemedir.
Ayrıca, devletimiz bazı uluslar arası meselelere yönelik olarak Devlet Arşivlerinden çıkarılan belgelere istinaden uluslar arası platformlarda haklılığını savunurken, bu davada benim sunduğum yine Devlet Arşivlerinden çıkarılmış olan Gemi Jurnali belgelerini yok hükmünde sayarak hem kendi içerisinde ciddi bir çelişkiye düşmekte, hem de milli hukukla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)’nin 5. maddesini ihlal etmektedir.
Bununla birlikte, aleyhimde delil olarak gösterilen imzasız dijital verilerin, tek tek isimleri sayılmak suretiyle sahtecilik eseri (manipülatif) olduğu başta A.B.D.’nde bulunan ARSENAL Consulting, Almanya’da bulunan Bilişim Bilirkişi Bürosu Gramberg Vogel olmak üzere ve dava dosyasına girmiş olan toplam 23 bilirkişi raporu ile bilimsel olarak ispatlanmıştır. Balyoz Davasının dijital delillerine adli bilişim incelemesi yapan ARSENAL Consulting (Danışmanlık) Şirketinin Patronu Mark Spencer; “Bu tür bir delil sahteciliğini ispat etmek, ABD’de Watergate skandalını ortaya çıkarmak gibi olurdu” diyerek, dava konusu dijitallerin sahteliği hakkında Türk Kamuoyunun dikkatini çekmiştir.
Tüm bunlara rağmen, Türk Milleti adına yargılanma yaptığını iddia eden, akıl ve bilime karşı bu mahkeme tarafından(!); hiçbir gerçek kanıta dayanmadan, sadece kimin tarafından nerede hazırlandığı belli olmayan ve asliye ve sulh hukuk mahkemelerinde bile delil olarak kabul edilmeyen imzasız sahte dijital kayıtlara itibar edilerek tutuklanmam ve dava nihayetinde suçlu bulunduğum belirtilerek 16 yıl hapse mahkûm edilmem, sadece benim ve ailemin adına değil, evrensel hukuk adına da son derece üzücü ve bir o kadar da düşündürücüdür.
Tüm sanıkların mahkemede yapmış olduğu muhteşem savunmalara ve çürütülmemiş hiçbir iddia kalmamasına rağmen, Mahkeme tarafından inanılmaz bir şekilde verilen adalet ve hukukla bağdaşmayan bir hükmü ne benim vicdanım, ne de kamu vicdanı kabul etmemiş, asla etmeyecektir de…
Bu bağlamda, ucuz bir CD’nin veya çıktıları dahi alınmamış imzasız sahte bir dijital verilerin, Yüce Türk Milletinin bağrından çıkan TSK’ya ve onun şerefli askerlerine galebe çalmadığı ve evrensel hukukun üstün olduğu günlerin gelmesini, gelecek nesillerimiz adına özlemle bekliyorum.
Ne acıdır ki, “Balyoz Davası”nın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin liderlik yetenekleri gelişmiş çok değerli subaylarını tasfiye etme operasyonu olduğu söylemek kesinlikle yanlış olmaz. Komplocular, yaptıkları çeşitli dijital komplolar ile; birçok ulusal ve uluslararası başarılara imza atan, her türlü platformda milli menfaatlerimizi koruyan, tam bağımsızlık ilkesi ile yetişmiş, eğitimli subayları bu davada özel olarak hedef seçmişlerdir. Bu kapsamda özelikle şunu belirtmek gerekirse; denizde küresel güç odaklarının emellerine engel olan, savunma sanayimizi millileştirerek (Milli Gemi vb.) dışa bağımlılığımızı yok etme aşamasında dev adımlar atan özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığının yetişmiş insan gücü yok edilmeye çalışılmaktadır. (365 sanıklı BALYOZ davası sanıklarının 157’si yani % 43’ü Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelidir.)
Bu kapsamda, Deniz Kuvvetlerinin her iki amiralinden biri yani 25 Amiral ile geleceğin Amiralleri olacak 76 Deniz Kurmay Albayın sanık olarak yargılanmasına neden olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığına yapılan bu komplonun, Cumhuriyet tarihimizin en büyük tasfiye hareketi olduğu, bu ülkede yaşayan eğitimli herkes tarafından rahatlıkla görülebilmektedir. Bunları gördükçe bir denizci olarak, ekmeğini yiyerek büyüdüğüm ve çocuklarıma da şerefle onun ekmeğini götürdüğüm kurumum Deniz Kuvvetlerinin geleceği adına içim sızlıyor ve kahroluyorum.
Sonuç olarak; bırakın dava açmayı, soruşturma açılmasını gerektirecek bir delil bile olmaksızın sadece birkaç sahte imzasız dijital veri nedeniyle bizlerin tutuklanması, telafisi mümkün olmayan insan hakları ve hukuk ihlalidir. Hiç hak etmediğim bir şekilde, hukuksuzca tutuklanarak yaklaşık 20 aydan beri sevgili ailemden ve gururla yapmakta olduğum Aksaz Deniz Üs Komutanı görevimden koparıldım...
Değerli Marmarisliler şimdi soruyorum, ileri demokrasiye geçtiğimiz iddia edilen ülkemde tüm bunlar nasıl yaşanabilir??? Bizler haksızlığa ve zulme maruz bırakılıyoruz. Bu bir insanlık suçu değil midir? Hangi vicdan suçsuz insanları bu zulme layık görebilir?
Aziz Türk milleti müsterih olsun! BALYOZ sanıkları olarak bizler vatanımıza, milletimize, devletimize ve bayrağımıza asla ihanet etmedik. Şanlı Türk Bayrağı üzerine elimizi koyarak ettiğimiz yemine asla halel getirmedik, vicdanımız tertemiz. Bizlerin değişmez Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’tür ve izleyeceğimiz rota O’nun manevi mirası olan akıl ve bilim rotasıdır. Bunu hiçbir güç değiştirmeye muktedir olamayacaktır.!
Masumiyetimin bana verdiği güçle bu haksız ve adaletsiz duruma içten içe isyan ediyorum,
ancak bedeni hapiste olmasına rağmen, fikri ve vicdanı hür bir Türk vatandaşı ve vakur bir asker olarak bugüne kadar gerçekleşmeyen adaletin bir gün gerçekleşmesi ümidiyle sabır ve tevekkülle bekliyorum.
Bu vesileyle, bu sıkıntılı süreçte çok kıymetli mektupları, engin yürekleri ile bana ve aileme
en içten kalb-i desteklerini veren başta Marmaris Musiki Derneğinin saygıdeğer mensupları ve çok sayıda görevde/emekli öğretmen/Eğitici olmak üzere, destek veren herkese sonsuz şükranlarımı sunmayı bir borç biliyor, ülkemizde evrensel hukukun en kısa sürede hâkim olması temennisi ile
tüm Marmarislilere en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Şafak YÜREKLİ
Tuğamiral Aksaz Deniz Üs Komutanı