DENİZ...

Güven KARABENLİ

Bir çoğunuzun bildiği gibi; Deniz Gezmiş benim çocukluk arkadaşımdır. Yedi yaşından lise sona kadar Sivas'ta birlikte okuduk, birlikte büyüdük. Deniz'in babası Cemil Bey Maarif Müdürü yardımcısıydı. Babamla birlikte çalışırdı. Deniz'in annesi Mukaddes Hanım öğretmendi. Esmer kabarık saçlı, kara kaşlı, kara gözlü, balık eti, otoriter bir hanımdı.

Deniz'le iyi arkadaştık. İkimiz de hayvanları çok severdik. Sabahtan akşama kadar bütün Sivas'ı tarar, bir köpek yavrusu bulur, minik bir yuva yapar, içine koyardık. Mutluluğumuz birkaç saat bile sürmez, annelerimiz köpeği hemen atar veya attırırlardı. Kısa bir yastan sonra yola çıkar yeni yavrular bulurduk. Bu günlerce devam ederdi. Hiç usanmaz, hiç yorulmazdık.

Bir gün yine bulduğunuz bir yavru köpekle Deniz'lerin evinin önünde oynuyorduk. Birden nasıl olduysa, ne olduysa, köpek döndü ve Deniz'i sağ kaşından ısırdı. Ama ne ısırma. Adeta çocukcağızın kaşına yapıştı. Ben köpeğin çenesini zorlukla açıp Deniz'i kurtardım, ama kaşından kan akmaya başladı. Bu arada Deniz'in feryatlarını duyan annesi Mukaddes Hanım evden dışarı çıktı. Bizi şöyle bir süzdü. " Hah iyi oldu, sokaklardan ne olduğu belli olmayan köpek yavruları bulup getirirseniz işte böyle olur, hadi hemen hastaneye gidiyoruz" Emrini verdi. Sonra bana döndü. " Sen de geliyorsun, suç ortağı" dedi.

Ve Mukaddes Hanım bizi kolumuzdan tuttuğu gibi hastaneye götürdü. Doktora olanları anlattı. Hemen Deniz' e Deniz'in direnmesine ve dehşet dolu bakışlarına aldırmadan koca bir iğne ve korkutucu bir enjektörle karnından ilk iğnesini yaptılar. Sonra da dokuz kez iğne olacağını müjdelediler. Mukaddes Hanım bir hışımla bana döndü, o insanı titreten otoriter öğretmen sesiyle " Sen" dedi. "Sen her gün bize gelip Deniz'i alacak, bu hastaneye getirecek, iğnesini yaptıracaksın. Eğer bir iğne bile atlarsanız ikinizi de mahvederim. Duydunuz mu eşşek sıpaları?" dedi.

Hastaneden Deniz'lerin evine döndük. Yavru köpeği alıp kontrol altında tutulması için karantinaya bıraktık. Sonra ben Deniz'i dokuz gün bazen sürükleyerek, bazen tehdit ederek, bazen kucaklayarak hastaneye taşıdım.( Çok güçlü bir çocuktum). İğne olmamak için Deniz her yolu denedi. Hatta bana rüşvet bile teklif etti "Güven ne olursun bugün gitmeyelim bak sana simit alırım, gazoz alırım. Annemin ruhu bile duymaz ne olursun canım benim" yakarışlarına benden hep kararlı bir " Hayıııır" cevabı aldı, ama yine de her defasında şansını denemekten vaz geçmedi.

Sonunda öyle veya böyle iğneler bitti. Son iğneyi olduktan sonra Deniz'i görmeliydiniz. Boynuma sarıldı. Defalarca " Yeter lan" diyene kadar öptü beni. Sonra Hükümet konağına gittik. Babası Cemil Bey'e müjdeyi verdi. Cemil Bey bana teşekkür etti ve sinemaya gitmemiz için Deniz'e iki kişilik bilet parası verdi.

Hükümet konağından çıktık. Deniz" Hadi gidip köpeği çıkaralım yoksa öldürürler Güven" dedi. Karantinaya gidip köpeği çıkardık. Zavallı hayvan bir deri bir kemik kalmıştı. Deniz' in gözleri buğulandı. "Benim yüzümden Güven, boşver sinemaya gitmeyelim, hadi et alıp köpeği doyuralım" dedi.

Kasaptan paramızın yettiği kadar et aldık, su bulduk. Zavallı hayvanın et yiyecek, su içecek kadar bile enerjisi kalmamıştı. Zorlukla ayakta duruyordu. Köpeği eve götürürsek başımıza geleceği bildiğimizden sakin bir yer bulduk, orada bıraktık. Ayrılırken Deniz iki de bir döndü baktı.

Eve dönene kadar hiç konuşmadı...