CHP NE YAPACAK?

Zeki SARIHAN

14 Mayıs milletvekili seçimlerinden sonra 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri de kaybedilince gözler Millet İttifakı’nın baş aktörü CHP’ye ve onun genel başkanı Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Böyle yenilgi anlarında yol gösteren “Ben demiştim” diyenler çok olur.

Kılıçdaroğlu istifa etmeyeceğinin işaretlerini verdi. Buna karşılık CHP’nin kaynadığı, İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na soyunduğu, hatta yeni bir parti kurarak onun başına geçeceği gibi söylentiler ortalıkta dolaşıyor. Oysa seçimden önce ve seçim sırasında ne kadar çok muhalif, Kılıçdaroğlu’na övgüler düzüyordu. Hiçbir CHP genel başkanının yapamadığı bir şeyi başarmış, iktidar bloğuna karşı güçlü bir muhalefet bloğunun başına geçmişti. Çok çalışıyordu ve dürüst bir insandı. Gerçi onun biraz sağa kaydığını söyleyenler varsa da iktidar olmanın hatırına buna da fazla ses çıkarmıyorlardı.

CHP’NİN SORUNU BAŞKANLIKTAN KAYNAKLANMIYOR

Oysa çeşitli zamanlarda yazdığım üzere, CHP’nin bunca zamandır olmayıp seçim kazanamamasının nedeni, başında şu veya bu kişinin bulunması değildir. Bir hareketin başarıya ulaşması işçin liderinin önemi yadsınamazsa da geçtiğimiz dönemde CHP için Kılıçdaroğlu’ndan daha uygun bir başkan bulunamazdı. Başlangıçta onun seçilemeyecek bir aday olmasının gerekçesi olarak Alevi olması gösteriliyorsa da Kılıçdaroğlu, yaptığı bir açıklama ile, bu engeli mantıklı bir biçimde hemen hemen aşmış bulunuyordu.

CHP’nin başında kim olsaydı bu seçimden başarı ile çıkardı? Başlangıçta adaylar arasında adları öne sürülen İmamoğlu ve Yavaş Cumhurbaşkanı adayı olsalardı bu seçimlerin sonucu başka türlü mü olurdu? Denenmediği için bu sorunun yanıtı belirsizdir. Fakat, Millet İttifakı bu iki belediye başkanını Cumhurbaşkanlığı yardımcılıklarına aday gösterdiğinden, hem İmamoğlu hem Yavaş muhalefet bloğunu takviye ettiklerinden ve bütün güçleriyle seçime asıldıklarından bunun seçim kazanmaya yetmeyeceği anlaşılmış olmalıdır.

Kanımca CHP’nin seçimlerde çoğunluğun oyunu alamayışının nedeni, Tek Parti Döneminden kalma bagajının yaptığı ağırlıktır. Bu bagajda tahsildarda simgeleşen yoksulluk ve ağır vergiler vardır, Hiçbir muhalif örgütlenmeye izin vermeyen hürriyetsizdik vardır. Milletin çoğunluğunun diline yabancılık vardır. Kılıçdaroğlu CHP’yi bu görüşlerden arındırmaya çalışmış olsa da bu çabası yetersiz kalmıştır. Bunu ondan daha iyi yapacak kimse de yoktu. Öyle ki, Tek Parti Döneminde hiçbir kimlikleri tanınmayan Kürtler (Kürtlerin devrimcileri) bile Erdoğan’ın baskıcı ve gerici iktidarına karşı Kılıçdaroğlu’nu desteklediler.

Seçim analizleri yapanlardan öğrendiğimize göre, seçmenlerin yarıdan biraz fazlasının Cumhur İttifakı adaylarını ve Cumhurbaşkanlığında Erdoğan’ı desteklemesinin iki nedeninden biri, yoksullara yapılan sosyal yardımların kesileceği korkusu, diğeri de CHP’nin terörle ilişkilendirilmesidir. Erdoğan’ın başta kalabilmek için yapmayacağı numaranın olmadığı (her yola başvuracağı) çok söylenip yazıldı. Nitekim öyle de olmuştur. Bu güvensizliğin en büyük kanıtı, seçim güvenliği hakkında duyulan kaygılardır. Gene de sandık sonuçları Cumhur İttifakının önde olduğunu gösteriyor. Seçim başa baş bitseydi ve aradaki fark fazla olmasaydı Cumhur İttifakı’nın iktidarı bırakıp bırakmayacağı sorusu ortadadır. Kısacası seçimi kazanıp kazanamayacağınız, rakibinizin kim olduğuyla yakından ilgilidir.

1930’LARA DÖNÜLEMEZ

Çoğu Cumhuriyet gazetesinde yazan bazı aydınlarımız var ki, yıllardır, CHP’nin eski CHP olmadığını, Kemalizm’den ödünler verdiğini, partinin kurucu değerlere dönmesi gerektiğini yazıyorlar. Bu yazarların en çok üzerinde durdukları ilke laikliktir. Fakat unutmamalıdır ki, 1930’lu ve 40’lı yılların laiklik ilkesini yeniden hayata geçirmek için onun bekçisi bir ordu, bütün devlet örgütüne hâkim bir bürokrasi ve onların başında Atatürk gibi bir şahsiyete ihtiyaç vardır. Bu ise bir nostaljiden ileri gidemez.

Atatürk adının seçim kazanmaya yeteceğini sananlar Muharrem İnce’nin ve Sinan Ogan’ın düştüğü durumdan ders almalıdırlar. Bu iki kişinin ve Atatürk adına konuştuğunu ileri süren bazılarının Atatürk’ün bir sağ yorumuna bağlı oldukları söylenebilir. 12 Mart ve 12 Eylül rejimleri de Atatürk’ün adını en çok ileri süren rejimlerdi. Atila İlhan’ın “Hangi Atatürk”, “Taha Akyol’un “Ama Hangi Atatürk” kitaplarında dile getirdikleri gibi Atatürk’ü günümüz koşullarında yeniden yorumlamak şarttır. Bu yorum içinde Tek Adam rejimine bağlılık, ülkedeki farklı kültürlerin inkârı, iktidar partisinden başka siyasi ve toplumsal örgütlenmenin yasaklanması olamaz. Atatürk’ün hiç tereddüt edilmeden savunulacak temel ilkesi tam bağımsızlıktır. O bile NATO’ya girişten beri hayal olmuştur.

Günümüzde halk güçlerini derinden kavrayacak bir siyasi partinin temel ilkeleri, bağımsızlık, özgürlük ve refah olmalıdır. Laikliği de devletin din işlerine karışmaması, buna karşılık herkesin inandığı gibi yaşaması olarak anlamaktan başka çözüm yoktur.

EL ELİN EŞEĞİNİ…

Şunu da eklemek zorundayım: Geçtiğimiz seçim kampanyasında halka verilen pek çok vaatle karşılaştık. Bunların çoğu refahla ilgili maddi vaatlerdi. Merkez ve merkez sağ partilerden şu anlayışla hiç karşılaşmadık: “Halk örgütlenmeli, mücadele etmeli ve iktidara gelmelidir. Kendi kurtuluşunu ancak halk sağlayabilir.”

Çünkü burjuvazi, “senin derdini ben çözerim” demeye getiriyor. Oysa elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz ve el elin eşeğini türkü çağırarak arar. (9 Haziran 2023)

zekisarihan.com