Hayat gerçekten çok garip…
Bir yanda sevinç, bir yanda hüzün. Birkaç gün içinde hayatın iki farklı yüzünü birden yaşadım.
Dayım oğlu Davut ile Şenay Irmak'ın evladı Beytullah’ın düğünü için cuma günü Marmaris’ten Çarşamba’ya geldim. Cumartesi günü gençlerimizin düğününü sevinç ve mutluluk içerisinde yaptık. Nursena ile Beytullah’ın mutluluğuna ortak olduk. Genç çiftimize bir ömür boyu sağlık, huzur ve mutluluk diledik.
Gülüp eğlendik, sevdiklerimizle bir araya geldik. Güzel bir gün yaşadık.
Ancak pazar günü saat 23.30 sıralarında mahallemizden, çocukluk arkadaşım Mehmet Erbaş’ın vefat haberini öğrendim.
İşte hayatın ne kadar kısa ve ne kadar beklenmedik olduğunu bir kez daha o anda anladım.
Mehmet Çarşamba dan çocukluk arkadaşımdı. 1984 yılından bu yana Marmaris’te beraberliğimiz, arkadaşlığımız, dostluğumuz oldu. Yıllarca Marmaris Çoban İş Hanı’nda çay ocağı işletti. Nice insan Mehmet’in çayını içti, sohbetini etti.
Daha sonra yaşadığı bir rahatsızlık nedeniyle Çarşamba’ya döndü. Annesinin, babasının, eşinin ve çocuklarının yanında yaşamını sürdürdü.
Bugün ise Mehmet’i, Üçköprü Mahallesi Mezarlığı’nda bu dünyadan gerçek dünyaya uğurladık.
Allah mekânını cennet eylesin. Çocuklarına, ailesine, sevdiklerine sabır versin.
Söylenecek çok şey var ama bazen insanın söyleyecek, yazacak kelime bulamadığı anlar oluyor.
Ben yıllardır hep şunu söylüyorum:
Yaşarken insanların kıymetini bilin.
Arkadaşınızın, dostunuzun, annenizin, babanızın, eşinizin, çocuklarınızın, kardeşlerinizin kıymetini bilin.
Çünkü insan öldükten sonra arkasından güzel sözler söylemek kolay.
Asıl mesele, insanlar hayattayken onların değerini bilmek.
Bazen Gazeteci Ali Gündoğan bana takılır. “Ben öldükten sonra beni yolda bir kere ansanız ne olur, hatırlasanız ne olur?” dediğimden dolayı.
Aslında bunu söylerken anlatmak istediğim çok başka bir şey var:
İnsanların kıymetini yaşarken bilin.
Ben bir gazeteci olarak yıllardır insanların önünde olan, topluma seslenen bir insanım. Siyasetçileri, yöneticileri, sanatçıları ve toplumun farklı kesimlerini takip ederken sadece yaptıklarını değil, yaşantılarıyla topluma verdikleri mesajları da önemsiyorum.
Çünkü hepimizin, farkında olarak ya da olmayarak, birbirimize örnek olma sorumluluğu var.
Ama bugün konumuz bu değil…
Bugün biraz duygulandık.
Bir gün önce düğünde sevinç yaşadık, gençlerin mutluluğuna ortak olduk. Ertesi gün bir çocukluk arkadaşımızı toprağa verdik.
Bir yanda hüzün, bir yanda sevinç… Hayat işte tam da böyle.
Yarın ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz.
O halde neden birbirimizi kırıyoruz?
Neden küslükleri uzatıyoruz?
Neden sevdiklerimize güzel sözler söylemek için onların aramızdan ayrılmasını bekliyoruz?
Hayat çok kısa…
Bugün yanımızda olan, sohbet ettiğimiz, birlikte güldüğümüz insan yarın olmayabilir.
Bu yüzden gelin, birbirimizi üzmeyelim.
Kırgınlıklarımızı büyütmeyelim.
Sevdiklerimize sevgimizi gösterelim.
Dostlarımızın kıymetini bilelim.
Çünkü hayat, ertesi güne ne getireceğini kimseye söylemiyor.
Mehmet kardeşim…
Seni çocukluğumuzdan, Marmaris’ten, dostluğumuzdan hatırlayacağım.
Allah rahmet eylesin. Mekânın cennet olsun.
Bir yanda düğün, bir yanda cenaze…
Bir yanda hayat, bir yanda ölüm…
Ve bize kalan tek gerçek:
Sevdiklerimizin kıymetini, onlar hayattayken bilmek.
Allah'a emanet olunuz.
10.8.2026 Çarşamba