Gündem Gazetesi

TEKÂLİF-İ MİLLİYE İLE ERDOĞAN’IN KAMPANYASI ARASINDAKİ FARKLAR

04 Nisan 2020 Cumartesi 13:22

TEKÂLİF-İ MİLLİYE İLE 

ERDOĞAN’IN KAMPANYASI ARASINDAKİ FARKLAR

 

Bazı insanlar vardır. Bir şeyi yeni öğrendiklerinde başkalarının bunu bilmediklerini zannederek bilgiçlik satarlar. Cumhurbaşkanı 3 Nisan 2010 akşamı televizyonlardan yaptığı konuşmada böyle bir gaf yaptı. Açtığı yardım kampanyasının biçimini eleştirenlere ders vermek için Mustafa Kemal Paşa’nın Tekâlif-i Milliye(Millî Yükümlülük) emirlerini örnek verdi.

 

Erdoğan veya konuşmayı hazırlayıp önüne koyan kişiye göre, Atatürk Tekâlif-i Milliye’yi “Kurtuluş Savaşı’nın başında” ilan etmiş. Kurtuluş Savaşımız ne zaman başlamıştır? Bunu 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşmasının hemen ertesinde kurtuluş çarelerinin arandığı dönemde başladığını varsaymak gerekir. Bazıları bunu Atatürk’ün Samsun’a çıkış tarihi olan 19 Mayıs 1919’da başlatırlar. Tekâlif-i Milliye Emirlerinin ilk altısı Sakarya Savaşı’nın başlamasına 16 gün kala 7 Ağustos 1921 günü yayımlanmıştır. Ertesi gün de 7-10 numaralı emirleri yürürlüğe konulmuştur. Bu tarih Kurtuluş Savaşının başı değil, ortasıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışından 2 yıl 3 ay,  Büyük Millet Meclisinin açılışından 1 yıl, 3 ay, 14 gün sonrasıdır.  Sakarya Savaşı, Kurtuluş Savaşımız açısından Stratejik geri çekilmenin yerini Stratejik Hazırlık dönemine geçildiği bir tarihtir ve Tekâlifi Milliye Emirleri bu hazırlığın ifadesinden başka bir şey değildir.  Bu emirlerin yayımlanmasından Büyük Zafere kadar 1 yıl 24 günlük bir süre geçecektir ki bu, emirlerin “Kurtuluş Savaşı’nın başında” değil, ortasına denk gelecek bir tarihten sonra ilan edildiğini gösterir. Seferberliğin bu kadar gecikmesi milletin savaş sonrası yorgunluğuyla ilgilidir.

 

Kurtuluş Savaşı hakkında az çok bilgisi olanlar bu gerçekleri de bilirler. Yeni öğrenenler ise başkalarının bunu bilmediğini sanırlar…

 

ARALARINDAKİ FARKLAR

 

Saray’ın Kurtuluş Savaşı dersine çalışmadığını gösteren bu hatırlatmadan sonra Tekâlifi Milliye Emirleriyle Cumhurbaşkanının açtığı yardım kampanyasının benzemeyen yanları üzerinde de durmak gerekir.

 

Mustafa Kemal Paşa’ya bu yetkiyi onu başkomutan olarak seçen Meclis vermiştir.  Bugünkü Meclisin ise yardım kampanyasından haberi bile olmamıştır. 5 Ağustos 1921 günü yapılan Meclis gizli oturumunda başkomutanlık yasasına yalnızca 13 mebus karşı çıkmış, 169 mebus olumlu oy kullanmış, açık birleşimde de dışarıya karşı birlik görüntüsü vermek için 184 mebusun tamamı olumlu oy kullanmıştır. Yurt savunması konusunda Mecliste o zamanki millî birlikle bugün bizzat cumhurbaşkanının kendisinin yarattığı ötekileştirme ve ayrışmayı karşılaştırmak ibret vericidir.

 

Şunu da ekleyelim ki, Başkomutan Tekâlifi Milliye Emirlerini yayımlayıp milletin elindeki bütün maddi araçların bir kısmına cephe ihtiyacı için el koyarken başka bir kuruluşun yardım toplamasını yasaklamış değildir. Kurtuluş Savaşı boyunca gerek düşmanın istila ettiği yerlerden kaçan göçmenlerin ihtiyaçları, gerek esaretten dönen askerler, gerekse cephede çarpışan askerlerin yaralarını sarmak için hem İstanbul’da, hem Anadolu’da Hilal-i Ahmer faaliyet halindedir. Kadın kuruluşları işgallere karşı savaşan Antep, Urfa Maraş gibi halkların savaşçılarına yardım yetiştirmek için arı gibi çalışmaktadırlar. Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) da kimsesiz çocuklar için yardım topluyordu.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis kararıyla başkomutan olduktan sonra kullandığı olağanüstü yetkiler üçer ayla sınırlı kalmış ve büyük zaferle bu yetkileri kalkmıştır. Bugünkü Cumhurbaşkanı ise Meclis dışlayarak kendisini süresiz olarak olağanüstü kararlar almaya yetkili sayıyor.

 

Kurtuluş Savaşı’nın Meclisi veya Başkomutanı daha önce çeşitli yardım kampanyaları açıp bunların hesabını vermemiş olsaydı, millet Tekâlifi Milliye emirlerine gönül rahatlığı ile uymazdı.

 

Gene de o kadar geniş bir kaynak toplama programında görevini kötüye kullananlar olmuş, bunlar İstiklal Mahkemeleri tarafından mahkûm edilmiştir. Bugünkü kampanyada yapılabilecek yolsuzlukların hesabını soracak bir mekanizma ise yoktur.

 

Özetle, salgın bir hastalıkla topyekûn mücadele için bütçeden başka ve onun yetmediği yerde kullanılmak üzere milletten maddi özveri istemek yanlış değildir. Bunu bir partinin taraftarlarına dayandırmak milletin belediyeler gibi öteki kurumlarına yasaklamak yanlıştır. Bu tutum milli birliğin kurulmasına engeldir. Bu kampanya ile gereken para fazlasıyla toplanacak da olsa bunun millette açacağı psikolojik ve siyasi yara çok önemlidir.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yapılan seçimlerin hukuksuz bir biçimde iptal edilmesi üzerine İstanbul halkının nasıl galeyana geldiği unutulmasın… (4 Nisan 2020)