Gündem Gazetesi

MAHMUR DAĞININ DUMANLARI

16 Mayıs 2019 Perşembe 16:06

Samsun Yerel tarih Grubundan bir davet aldım. 18 Mayıs Cumartesi günü saat 16.00’da Atakum Kültür Merkezi’nde Şenol Katkat’la birlikte Kurtuluş Savaşı’nı anlatacağız. Programda gazeteci dostum Cemil Baskın’ın televizyon programında konuşmak da var. Umarım çalıştığım yerlerden sorar!
Elbette Samsunlu hemşerilerime anlatacağım çok şey var. Fakat bunları panelde bana ayrılan süreye sığdırabilme becerisini göstermem gerek.
Nereden başlasam? Buluşma Samsun’da olunca aklıma ilk gelen Ceyhun Atuf Kansu’nun “Havza Yollarında Mustafa Kemal” şiiri oldu. Bayram törenlerinde yıllarca öğrencilerimize okuttuğumuz, ayrıca Türkçe, edebiyat derslerinde açıklayıp yorumladığımız bu şiir, Nazım Hikmet’in, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ve Cahit Külebi’ninkilerle birlikte Kurtuluş Savaşı hakkında yazılmış en güzel şiirlerden biridir. Duygulandırıcı gücünü şairin halkçı romantizminden alır.
BİR SANA BİR BANA VERMEK…
Mustafa Kemal, Samsun’dan Havza’ya yola çıkmıştır. Yolunun geçtiği Mahmur Dağının başı dumanlıdır. Ancak Mustafa Kemal, Çakallı’daki bir kahvede bir sabah vakti köylülerle konuşunca onların gözlerindeki ışıltıyı görür. Mahmur dağlarının dumanları dağılır. O, artık bir Köroğlu olmaya ve denizlerin getirdiği güneşi “bir sana bir bana vermeye” karar verir.
Millî esaret, bütün milletler için Mahmur Dağı’nın başındaki duman gibidir. Bu dumanın dağılması, ferah bir gökyüzünün açılması, millî hürriyetle mümkündür. Milletlerin gamını dağıtan bir hürriyete kavuşulmasının tek güvencesi, emekçi halk yığınlarının ayağa kalkmasıyla mümkündür.  Nazım ustamızın ifadeleriyle: Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar. İsrafil kalk borusunu vurduğunda artık o zincirlerinden boşanmış bir sel gibidir. Bentleri yıkar, abı hayat suyunu akıtmak için kayaları delip yol açar.
Bu bir hayal veya ütopya değildir. Bütün Millî Kurtuluş ve sosyal devrimler gibi Kurtuluş Savaşımızın zaferi bunu kanıtlıyor. O zafer, asıl olarak İnebolu’dan ve Samsun’dan kağnılarla ve sırtlarında cephane taşıyanların eseri değil mi? Onu Tekâlifi Milliye emirleriyle elinde avucunda ne varsa orduya veren, canını ortaya koyarak Sakarya boylarında gece gündüz direnen köylü askerlere borçlu değil miyiz?
“Bin kişiye bir baş lazım” demişler. Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı yıllarında bütün badireleri ustalıkla atlatması, ona direnç gücü veren kitlelerin bu bağımsızlık ve özgürlük talebine yaslanmasıdır.
Gerçi “Denizlerin getirdiği güneşi”, “bir sana bir bana” verecek biçimde paylaşamadık. Ama hiç değilse bunun önünde en büyük engel olan dış saldırganları denize kadar kovaladık.
Fakat kapıdan kovduklarımız, bu kez ocak başında başköşeye bağdaş kurmuş olanların rızalarıyla, hatta çağrısıyla bacadan girip gene milletin ayaklarına pranga vurdular.
MAHMUR DAĞI’NIN BAŞI GENE DUMANLI
Bugün Mahmur Dağı’nın başı gene dumanlıdır. Bu kez, hak ve adaletin, bilim güneşinin önüne kalın bir perde çekerek milleti yüzyıllardır gözümüzü kör eden bir karanlığa boğmak istiyorlar. İktidar olmanın kendilerine sağladığı sonsuz haram nimetleri ellerinde tutmak için söylemedikleri yalan, çevirmedikleri entrika kalmadı. Bunun için milletin yarısını düşman ilan etmelerinin yarattığı tehlike bile umurlarında değil!
Bu durum karşısında, Mayıs 1919’da Havza Yollarında yapıldığı gibi, halkın emekle kazanılmış helal sofrasına oturmak, onların gözlerindeki ışıltıdan ilham almak ve “Bir sana bir bana” felsefesine dönmekten başka çözüm yoktur.
Yirminci Yüzyıl devrimleri, bu anlayışla başarıya ulaşmıştır.
Samsunlu hemşerilerime en başta bunları anlatmak isterim.