Gündem Gazetesi

GİTMEK!...

08 Nisan 2021 Perşembe 23:42

 

 

 

 

Gitmek, denince insanın aklına hemen kaçıp gitmek geliyor.                          Gitmek kaçmak gibi mesela...                                                       

Ama, kaçmak veya gitmemenin pekte önemi kalmadığı günümüzde. Bu satırları yazarken gözlerini kapatmak istedim. Gözlerimi kapatınca nasıl klavyenin tuşlarına basabileceğim ki. Düşünmek ne kadar güzel bir şey.                                   

Ağaçta dalların yapraklarının kuruduğu, kışın kar-boran-tipi  şiddetli yağmurlu, soğuk gecelerin ardından baharın geldiği ve dalların tekrar bir coşkuyla çiçek açtığı. İnsanların öldüğü her gün...                                                                                                                         

Bir bebeğinin sesinin çığlığının yükseldiği boş koridorlarda...                                  

Yürümek sonsuzluğa..                                                                                             

Güneşin kavurucu sıcağında, Üçköprü’nün sessiz ve sakin kadınları ve kızları tarlada çaba yapmaya çalıştığı.                                                            

İnsanın ta buralardan, hey gidi günler hey diyesi geliyor.                                            

Ve en güzeli mahallenin afacanı elinde güdümle su dağıtıp, serinlik ve sevgilik yaratmaya çalıştığı. Güneşin yakıcı sıcağından kurtulmak için bir gölge arayan mahallenin köpeğini. Herkesin çok sevdiği güneşin bir an önce bulutların arasına kaçıp, yağmur olarak  dönmesini bekleyen, o kara gözlü.                                                                                                                     

Onlar, hiç gitmek ve gitmemek arasında kalmamıştılar.  Kaderlerine razı olmuş, elleri nasırlaşmıştı bile. Büyük şehirlerin çirkin yüzlerini  televizyon ekranlarından siyah beyaz olarak bellemiştiler. Aşkları, terk edilmişleri…                                                                            

Ve gitmeleri, dönmemeleri.                                                         

Toprağın nasıl suyu beklediği gibi, hasretle beklemiştiler.  Bekledikleri her neyse bir türlü gittiği yerden gelmek bilmiyordu. Güneşin kaybolup, ardından karanlığın belirlenmesi gibi. Gidenlerden gittikleri yerden bir türlü ses çıkması korkutsa da...

Evin birinde gözleri yaşlı bir kadın ağlıyordu. Takvim yapraklarında yaklaştığı yıllar, sonunu hazırlar gibiydi.  Sonra küçücük bir çocuk evin eşiğine kadar gelip, elini uzatıyor. Kadın çocuğun yüzüne bile bakmadan, geçip gidiyor ya, sonsuzluğa… (Arşiv 02.05.2004)