Gündem Gazetesi

ENSTİTÜ EDEBİYATINA İLGİNÇ BİR KATKI

23 Nisan 2017 Pazar 13:18

Her yıl eğitimciler tarafından yaygın programlarla kutlanan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü, bu yıl 16 Nisan anayasa oylamasının gürültüleri arasında güme gitmiş gibi.

1940’lı yıllarda köyün eğitim yoluyla kalkındırılması amacıyla açılan fakat birçoklarının sandığı gibi tek başına Türkiye’yi dönüştürmesi mümkün olmayan enstitüler, sola kayıp amaçlarından saptığı gerekçesiyle daha 1946’da devletin kara listesine alındı ve 1954’te da ilköğretmen okullarına dönüştürüldü.

Enstitülerde okumuş olanların anıları yayımlanmaya devam ediyor. Bunlardan belki de en sonuncusu Akpınar Köy Enstitüsü mezunu Hayri Doğan’ın kaleminden çıkmış. Kitapla ilgili olarak Öğretmen Dünyası’nın Ocak 2017 sayısında çıkan yazımı aşağıya alıyorum.

1946’dan sonra devletin gözünden düşmüş köy enstitülerinden mezun olanlar uzun yıllar bir kâbus yaşadılar.  Adları komüniste çıktı, askerde çavuş çıkarıldılar, izlendiler, öğretmen okulu çıkışlı ve kentlerde çalışan meslektaşları bile onları dışladılar.

Aydınlar, 1960’tan sonra toplum kalkınması arayışları içinde Köy Enstitülerini hatırladılar ve enstitü sitemini bir kalkınma ve aydınlanma hareketi olarak önerdiler. Enstitülerle ilgili bu imaj 1980’lereden sonra daha da güçlendirildi. Her enstitü mezunu mükemmel bir eğitici sayıldı ve öğretmen günlerinde aranıp bulunarak protokol sıralarına oturtulup kendilerine plaketler verildi.  Zamanında enstitüler aleyhinde bulunmuş olanlar bile enstitüleri öven kitap ve makaleler yazmaya koyuldu.

Aydın Erdemir’in derlediği Hayri Doğan’ın anılarından oluşan kitap 2016 yılında basılmış. Tam adı şöyle: “Akpınar Lâdik Köy Enstitüsü’nden Bir Eğitim ve Aydınlanma Neferi Hayri Doğan-HAYATIM”

Kapakta “Köy Enstitüsü”, “Aydınlanma Neferi” gibi kavramlarım kullanılması, ilk 24 sayfaya Köy Enstitüleriyle ilgili yazıların konulması, sözünü ettiğimiz imaja uygun. Fakat Hayri Doğan’ın dünya görüşünün bir hayli karışık olduğu görülüyor. Onun ideolojisi 1940’lardan beri ülkenin yaşadığı politik ortamlardan katmanlar taşıyor. Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam’ında anlattığı, önce Turancılık, ardından komünistlik daha sonra Kemalizm, 1950’lerde Demokrat Partililik, 27 Mayıstan sonra yeniden Kemalist çizgiye oturması gibi bir gelişme. Hayri Doğan, yoksul bir köylü çocuğu, Enstitülü, Demokrat Partili, milliyetçi, Atatürkçü, Enstitücü ve hacı…

311 sayfalık kitabın 164 sayfası çocukluk, okul ve meslek hayatını kapsıyor.  Geri kalan 122 sayfası ise yazı ve şiirlerinden oluşuyor.

“BİR ESİR GİBİ”

Yazarımız, 1933’te Tokat’a bağlı Erbaa ilçesinin Zilhor (Çatılı) köyünde doğmuş. O dönemin yoksulluğundan başka 1939, 1942 depremlerinin yol açtığı sıkıntılar, babasının 1941’de ölmesi, annesinin talihsiz bir evlilik yapmak zorunda kalması gibi nedenlerle “Elem dolu yıllar” yaşamış.

Devletin tek parti diktatörlüğü altında bulunduğunu ve CHP’nin halka zulüm yaptığını çeşitli örneklerle anlatan Doğan, İsmet İnönü’nün bunlardan habersiz olduğunu ileri sürüyor.

1942 yılında köylerindeki bir barakada eğitmenli okula yazılır. 1947’de Akpınar Köy Enstitüsünde öğrenim görmeye başlar. Bu eğitimi “Eski Isparta devletinin terbiyesi gibi sert” olarak niteliyor.  Bir hafta sonra sırtlarında taş taşımaya başlarlar. “Esir gibi” çalıştırılırlar, ezdikçe ezerler” Dayanamayan birkaç öğrenci okuldan kaçar.  Yamalıksız elbise giyen öğrenci yok gibidir. Okulda bit salgın haldedir. Üç öğün yemek bulmak yüce bir mutluluktur. Bin mevcudu olan ve bunların dörtte birinin kız olduğu Akpınar’da şartlar giderek düzelecektir.   Üçüncü yılını anlatırken (1949-1950) okul kooperatifinde tezgâhtar olarak çalışmaya başlayan yazar, rahata ermiştir fakat “Arkadaşlarım adeta esir gibi çalıştırılıyorlardı” demekte, onların Ortaçağ köleleri gibi yarı aç yarı tok, üstte yok, başta yok bir şekilde çalıştırılmasına” da üzülmektedir.

Enstitüde verilen eğitim “Kemalist anlayışla ve Kuvayı Milliye ruhuyla” yapılmaktadır. Öğrenciler “cumhuriyetin, devrimlerin ve laikliğin fedaileri gibi”dirler.  “Cumhuriyet din eğitimini ihmal ettiği için” halk cahil hocaların elinde kalmıştır.

MENDERES AŞKI

1950 seçimlerinde CHP’nin iktidardan düşmesi,  öğretmenler üzerinde bir travmaya neden olur.  Ağlayanlar bile vardır.  Demokrat Parti yaptığı işlerle günden güne güçlenir. “Geçmiş tek parti diktatörlüğü” her geçen gün güvenini yitirir ve unutulur. Milletin satın alma gücü giderek artmaktadır.  Yazarımızı da halkta olduğu gibi bir Menderes tutkusu sarar. Adeta ona âşık olur. Her yerde onun yaptıklarını anlatmakta ve resmini evinde bulundurmaktadır.

Okuldaki dördüncü yılında Bakanlıktan gelen gizli bir emirle kütüphanedeki Rus ve Yunan Klasiklerini nasıl yaktıklarını anlatan Doğan, Celal Bayar’ın okula gelişi ve derse girişini de yazmaktadır.  Onun emri ile kendilerine sivil elbise verilmesi öğrencilere kişilik kazandırmıştır. Ruhları ve benlikleri değişir.  Özgürlüğün tadını alırlar. “Yat denince yatan, kalk denince de kalkan emir kulları gibi itaatkâr olan öğrencilerden bir anda direnme ve hakkını arama gibi davranışlar görülmeye başlanır.”  Şimdiye kadar kendilerine “esir gibi” davranmalarındaki suçun çoğunu da okul müdürüne yüklerler.

1952’de 19 yaşında enstitüden mezun olan Hayri Doğan, Erbaa’nın Emeri köyünde göreve başlar. 1953’te evlenir. Çocukları olur. 1956’da 99 lira maaş almaktadır. Koyu bir DP’li olduğu için DP Erbaa ilçe başkanının gönderdiği inşaat malzemesiyle köyün camisini yaptırır. 27 Mayıs 1960 ihtilâli üzerine evine gelen jandarmalar DP’lilerin fotoğraflarını indirtirler.  1962’de askere gider. Samsun Eğitim Enstitüsü’nü dışarıdan bitirir.  Niksar ve Erbaa’da öğretmenlik yapar. Ev sahibi olur. 1975’te Milliyetçi Cephe Hükümeti tarafından solcu sayılarak Eynesil’e atanır. Yeniden Erbaa’ya döner. Oğlu Amerika’ya yerleşir.  1984’te emekli olur. 2000 yılında hacca gider. Dönüşünde cami yaptırma derneğinin ikinci başkanı olur ve camiyi yaptırırlar. Ameliyatlar geçirir. 2004’te bir ruhsal çöküntü yaşar. Psikiyatrisin verdiği ilaçla bu rahatsızlığı da atlatır.

İşte Hayri Doğan hocamızın samimi bir anlatımla önümüze koyduğu ve bizi düşündüren hayat hikâyesinin özeti budur. Bu hikâyede Türkiye’nin 1930’lu yıllardan beri siyasi ve ekonomik gelişimi katmanlar halinde okunmaktadır. Yoksul bir köy çocuğu, “esirler gibi” çalıştırıldığı ve öğretmen ve öğrencilerin CHP militanı gibi yetiştirildiği köy enstitüsü yılları, DP döneminde hürriyete ve refaha erişme, Demokrat Parti militanlığı, 1975’te “solcu” sayılma, hacca gidiş, cami yaptırma dermeğinde görev alış.

 Peki, neden gene de köy enstitülerini şimdi övüyor? Çünkü onu övmek günümüzde bir güçlü akımdır ve kitap ancak bu adla ilgi çekebilir.  Enstitü edebiyatına ilginç bir katkı…