Gündem Gazetesi

17 NİSAN DUYGULARI

17 Nisan 2020 Cuma 12:00

Takvimler 17 Nisan’ı gösterdiğinde bizi bir hüzün alır.

 

17 Nisan 1940’ta kurulan Köy Enstitülerini hatırlarız. Zaten onu hiç unutmamışızdır.  Onu açanlara minnet duyar, kapatanları lanetleriz.

 

Türkiye’yi mahvetmiş olan kafasızlığa, gericiliğe karşı ağzımıza geleni söyleriz. Bu eğitim imecesinin önünü kesenleri hayırla anacak halimiz yok.

 

Eğitimden yoksun köy çocuklarını eğiterek, onları bir sanat sahibi yaparak, kapalı köy ekonomisini pazara açmak ve aynı zamanda rejimin kültürünü köye sokmak için düşünülmüş ve topu topu altı yıl uygulanabilmiş bu destandan eğitim ve kültür hayatımıza çok şey ve farklı yorumlar kalmıştır.

 

Kastamonu Göl Eğitmen Kursundan başlayarak zamanın idealist eğitimcileri nasıl da heyecanla işe başlamışlardı. Romancı Kemal Tahir, Bozkırdaki Çekirdek romanında onların bu heyecanını anlamakla birlikte “Boşuna uğraşıyorsunuz. Bu iktidar size bu fırsatı vermez” dedi. Haklı çıktı ama altı yıllık deneyden de önemli bir eğitim mirası kaldı.

 

Gerçi Köy Enstitüleri kapatılmadı, önce programları, sonra adları değiştirildi ve o kurumlar gene köye öğretmen yetiştirmeye devam etti. Ben de bir kısmı Enstitüden kalan öğretmenlerden, enstitülülerin yaptığı binalarda okudum. Bizden de çok halkçı-devrimci yetişti. 1960 Sonrası uyanışına rastladığından belki daha da çok devrimci yetişti. Sayılarını bilmiyoruz.

 

Özgün buluşlarımızın azlığından olsa gerek, Türk eğitimcilerin buluşu olan enstitülerle öğündük. Hakkında çok kitap yayımlandı, bilen de bilmeyen de, olayı kavrayan da kavramayan da yazdı.  Belgeselleri yapıldı. Anma toplantıları düzenlendi.

 

Bu yıl, salgın nedeniyle toplantılar yapılamıyor. Duygularımızı, düşüncelerimizi başka ortamlarda paylaşıyoruz.

 

Artık enstitüleri açamayacağız. Enstitüler, yüzde sekseni köylü olan bir toplumun projesiydi. Artık hemen hemen kentleştik. Enstitülerin adını taklit edip “kent enstitüleri” de açmayacağız. Elimize imkân geçerse bütün eğitim sistemini yeniden düzenleyeceğiz. Eğitimi halkçılaştıracağız. Herkes için parasız yapacağız. Bütün çocuklarımıza halka hizmet ruhu aşılayacağız. Emekçilerin duygu birliğini eğitim yoluyla gerçekleştireceğiz. İnsanların kendi dillerini öğrenmelerinin önündeki engelleri kaldıracağız. Yabancı dille eğitime de son vereceğiz.

 

Eğitimi laikleştireceğiz. Bilimin kılavuzluğunu kitaplara ve gönüllere nakşedeceğiz.

 

Bütün bunlar halkçıların iktidara gelmesine bağlı. Biz hazırız.

 

Bir okulun öğrencileri binalarını kendileri yapar, tarım üretiminde bulunur, iş öğrenirse bu iyi bir şeydir. Fakat bir okulu devrimci yapan bu değildir. Eğer, halkı iktidara taşıma düşünceleri yoksa bu okullardaki üretim, başkaları için ev yapan, tarla işlerini gören fakat ne emeğinin karşılığını alan ne de iktidar için örgütlenmesine izin verilen işçi ve köylülerin çalıştırılmasına benzer.  Bundan hoşlanmayacak ne bir ağa, ne bir burjuva vardır. Enstitülerini de öğretmen ve öğrencileri çok çalıştığı, üretimde bulunduğu için kapatmış değillerdir.

 

Köy Enstitülerinde uç veren ideoloji “Yeter beyim paşam dediğin yeter!” çığlığıdır. Yalnızca uç vermesi bile 1940’lı yılların iktidarının yüreğini ağzına getirmeye yetmiştir. Derhal enstitülere desteklerini çekmişle ve İsmail Hakkı Tonguç’u, Hasan Ali Yücel’i kullanılmış mendil gibi bir tarafa atmışlardır. Sırf enstitü mezunu oldukları için öğretmenlere olmadık eziyet yapmışlardır.

 

“Enstitüleri ağalar kapattırdı” diyerek dönemin CHP gericiliğini aklamaya çalışırsak bu işten bir şey anlamamışız demektir. Nazım Hikmet’i de ağalar mı hapsettirdi? Tan Matbaasını da ağalar mı tahrip ettirdi. Sabahattin Ali’yi de Kinyas Ağa veya Emin Sazak mı öldürttü? Üniversitedeki solcu hocaları da ağalar mı görevden uzaklaştırdı?

 

Hem Köy Enstitülerini savunmak, hem Tek Parti döneminin burjuvazisini temize çıkarma çabası aynı kabın içine sığmıyor. Birisi dışarıda kalıyor.

 

Tek Parti döneminin ideolojisiyle bağlarımızı koparıp yüzümüzü bütünüyle emekçi kitlelere çevirebilirsek enstitüleri daha sağlıklı yorumlamış oluruz. Ne yardan ne serden vazgeçmeyenlerin yarattığı fikir bulanıklığı yıllardır sürüp gidiyor.

 

Bu bulanıklık günümüzde enstitülerin yeniden açılabileceğini önermek gibi saçmalıklara bile neden oluyor. (17 Nisan 2020)

 

zekisarihan.com