• BIST 1.123
  • Altın 477,990
  • Dolar 7,8288
  • Euro 9,1832
  • Muğla 27 °C
  • İzmir 27 °C
  • Aydın 28 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 29 °C

MAKEDONYA'NIN BODRUM'U OHRİ

Zeki SARIHAN

28 Temmuz günü dört kişilik ailemizin bir araya geldiği Üsküp'te bir gün ve gece geçirdikten sonra, program gereğince Ohri kentine gitmek üzere otobüs garajına gittik. Pusuda beklemekte olan taksicilerden biri bizi yakaladı ve kendisinin yolcu almak için zaten Ohri'ye gideceğini, bizi ehven bir fiyata götüreceğini söyledi. Biz aramızda bu konuyu tartışırken bizi daha geniş bir taksiye devretti. Arnavut Sabahattin'in arabasına yerleştik.

Geniş Vardar Ovası'nda ülkenin güneyine doğru yol alırken bir taraftan da taksici ile Makedonya'yı konuşuyoruz. Önce benzinin fiyatını soruyoruz: 1.20 Yüro imiş. Sabahatti'e Arnavutluk'un eski başkanı Enver Hoca hakkında ne düşündüğünü soruyoruz. “İyi adamdı. Şimdi Arnavutluk'ta bir şey yok” yanıtını veriyor.

Geçmekte olduğumuz ovada ne yetiştiği sorusuna da “Her şey” diyor. İki şeritli düzgün bir asfalt yolun iki tarafında mısır tarlaları görülüyor. Makedonlar, sütlü mısırı pek seviyorlar. Üsküp'te çarşıdan sütlü mısır almış olanlara rastlamıştık. Bu durumu gezeceğimiz kentlerde de sütlü mısır haşlayan veya kızartan tezgâhların çokluğu da kanıtlayacaktı.

Sabahattin meslek okulu mezunu. 41 yaşında. 20 yıldır şoförlük yapıyormuş. Üç çocuğu varmış. 9 yıllık ilköğretim okulu mezunu olan eşi ev kadını imiş. Türk parasıyla bin lira verdikleri bir dairede kirada oturuyorlarmış. Kiraya verdiği bir dükkânı da varmış.

Sorum üzerine Sabahattin, ülkede rüşvetin yaygın olduğunu, ülkenin gazinolarla (kumarhanelerle) dolu olduğunu, memurların aldığı rüşvetlerle buraları doldurduğunu anlatıyor. Rüşvetin yaygınlığını başkalarından da duyduk. Kendisinin de sağlam ayakkabı olmadığı, yanımızdaki bir erkeğe kadın pazarlamayı önermesinden anlaşılıyor. Yolda durup içinde kadınların olduğu öndeki taksiyi durdurdu ve onun şoförüyle de bu konuda bir pazarlık yaptı!

Benim dilimde Ruhi Su'nun sesiyle “Vardar Ovası, vardar Ovası, kazanamadım sıla parası” türküsü, ovada epeyce yol aldıktan sonra dağlık bir araziye tırmanıyoruz. Bu dağlar sık bir ağaç örtüsüyle kaplı. Aşağıdaki vadilerde kırmızı kiremitli evlerden oluşan köyler göze çarpıyor. Sabahattin'in demesine göre bu evleri yurt dışında çalışanlar yaptırıyor ya emekliliklerinde oturuyor ya da yazlık olarak kullanıyorlarmış. Birçok köy ve kasabada minare de göze çarpıyor. Ülkenin bu batı yakasında çoğunlukla Müslüman Arnavutlar oturuyorlarmış. Zaten sınırın öte yanı da Arnavutluk. Işık'ın bilgisine göre her dönemde arabanın yüksek yerine binmeyi tercih eden Arnavutlar, Osmanlı askerlerinden kaçan Makedonların yerine gelip buralara yerleşmişler. Şimdi Tiran'da Enver Hoca'nın başkanlık sarayında İngilizce kursu veriyorlarmış...

Bizim Jön Türklerin, milliyetçiliği Makedonya dağlarında direnişçi milliyetçileri kovalarken öğrendikleri söylenir. Kim bilir şu dağlarda, vadilerde, ormanlarda kaç asker ve direnişçinin kanı aktı!

Ormanlar arasında bir süre yol aldıktan sonra yenidean başka bir ovaya iniyoruz. Kekova kentini sıyırıp geçiyoruz. 180 km.lik Üsküp-Ohri karayolunu üç saatte aldıktan sonra Makedonların Ohrid dedikleri Ohri Gölü ve kentine ulaşıyoruz. 51 bin nüfuslu kent turist kaynıyor. Burası Türkiye'nin Bodrum'u gibi. İpini koparan Makedon'dan başka yabancı gezgin de bir hayli.

OHRİ GÖLÜ AYAKLARIMIZIN ALTINDA

Kalacağımız Villa Stefana'da yerimiz önceden ayrılmış. Burayı bulmak için Sabahattin, Kale eteklerindeki dar ve Arnavut kaldırımıyla döşenmiş sokaklarında birkaç tur atıyor, böylelikle bizi istemeyerek de olsa gezdirmiş oluyor. Oh olsun! Gelirken bizi kentlerin içinden geçirmesini rica etmiştik de fazladan benzin parası istemişti.

Villa Stefana, Ohri gölüne bakan yamaçta üç katlı bir motel. Sahibi Stefana güler yüzlü bir kadın. Bizi kapıda karşılıyor ve ikinci kattaki dört yataklı odamızı gösteriyor. Balkona çıkıyoruz ki, alt taraflarımızda basamak basamak alçalan kiremitli evlerin çatıları üstünden Ohri gölü ayaklarımızın altında.

Balkonda bir parça soluklandıktan sonra sokak aşağı inip kıyıya ulaşıyoruz. Burada göl boyunca paralel iki cadde var. Her taraf insan kaynıyor. Burası dünyanın en eski göllerinden biriymiş ve bizim İzmit Körfezi gibi çöküntü ile oluşmuş. Lokantalar göl kıyısındaki kaldırıma da masalar atmışlar. Yer bulmak zor. Bazı yerlerde denize de giriliyor. Ancak kum yok. Su biraz soğukmuş.

Benim gibi bazı konularda biraz “gerici” olanların dikkatini çekmeyecek gibi değil: Kadınlar ve özellikle genç kızların üzerindeki iki parçalı giysinin ağırlığı herhalde yüz gramı geçmez... Yarım metrelik bir bez her iki parçayı yapmaya yetmiş olmalı! Belki de böyle giyinmelerinin nedeni vücutlarının demir ihtiyacını kızgın güneşten bol bol almak içindir...

Kıyıdaki caddenin deniz tarafında kaldırımdaki yeni boşalmış bir masaya kapağı atıp karnımızı doyurduktan sonra sahil boyunca ayaklarımıza kara sular ininceye kadar yürüyüp etrafı keşfetmeye çalışıyoruz. Sonra bir büyük marketten kahvaltılıklar alıp yokuş yukarı yürüyerek villamıza çıkıyoruz. Balkonda kahvelerimizi içip gerdanlık gibi ışıklarla donanmış gölü ve müzik sesleri gelmekte olan gölün manzarasını izliyoruz. Göl, haritalarda da gösterildiği gibi Makedonya ile Arnavutluk sınırında. Yarısından Arnavutlar yararlanıyor.

Yarın da Ohri'deyiz. Anlatacaklarım var.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141