• BIST 1.124
  • Altın 458,671
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • Muğla 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Aydın 20 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 16 °C

Hayat Süzgecinde Şiir

Uğur Kaçar

Hayatın şiire bürünmesi

‘’Bir şairi unutulmaz kılan nedir’’ sorusuna en güzel yanıt hayatını yansıtmasından doğan güzellikler olacaktır kanımca.

Namık Kemal, Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Can Yücel, Ahmet Arif… Birçok şairi sayabiliriz, aklımıza hangi şair geliyorsa hayatı da bizi cezbetmemiş midir?

Bir şairi tanımaya ilk şiirlerini okuyarak başlamış ve okunan şiirden sonra hayatını araştırdıysak, şiirlerine yakışır bir şekilde yaşamış demişizdir. Bugünden geçmişe dönerek bakarız onlara ve bir nevi de yazdıkları tarih gibi yıllar sonrasına bırakılmıştır. Yaşananlar değerlidir dizelerde. Ve dikkatli bakabilirseniz şiirlerine yakışır şekilde yaşamış derken hataya düşmüşüzdür çünkü o şairler ki aslında hayatına yakışır şiirler kaleme almıştır. Hayranlığımız da biraz orda saklıdır.

Hayatlarımıza giren dizeler

Okurken zevk aldığımız şiirler, defalarca okuduğumuz şiirler, ezberleyemediğimiz cinsten. Okurken ne kadar güzel diyerek, içten okuduklarını bir kenara koy ve gündelik işlerine bak. O zaman yanında gelen, hafızanda yer edinen, dilinde tekrarlanan dizelerin de olduğunu göreceksin.

Hayatları büyük şairlerin, büyük yapıtları büyük hislerimizle buluşur. Ancak sadece bu değildir, bazen bir dizesi bile bizi alıp götürmeye yeter.

Bir de hayatımıza giren dizeler var o halde, şairin ölmemesini ve yeni nesillere aktarılmasını sağlayabiliyor.

Sadece okurken sevmek değil, asıl hayatımızda sevmek bize şairliği kutsayan şeydir.

Âşık olduğunda aklına gelen ya da ağlarken haykırdığın dizeyi düşün,şiirin uzunluğu mu kısalığı mı veya ahenk düzeni, kelime oyunları gibi yanları mıydı o an seçmenin nedeni? Anlık durumda hangisine bakarsın ki? Öyle güzel dersin ki hafızam da kalmış işte.

Mesele şu ki şiirler, biraz da hayatta kalmalı insanoğluyla.

 

Hatalı hayatlar mı hayatsız imgeler mi?

 

Akademisyenler misal, hepsi olmasa da bazıları için geçerli bir şey, edebiyatçıysan şairliği zorlama hatasına düşmek. Şiir yazmalıyım derken ortaya öyle bir şey çıkıyor ki anlamak elde değil. Akademisyenliğin getirdiği hayattan mı yoksa imgelere hayatı yedirememekten mi kestirmek zor ancak uyak, redif, kelime oyunları derken bir sanat değil laboratuvar çıkmıştır ortaya. Şiir laboratuvarı! Kelimelerden oluşmuş, uyak düzeninin tahlili yapılmış, redifler yerlerine konulmuş, kelime oyunlarının üzerinde uzun uzun düşünülmüş ancak yazılırken hiç okunmamış hissi verir bunlar. Bir laboratuvar yaratmak boş,  sanat eserleri laboratuvar olarak nitelendirilebilecek ofislerde değerlendirilebilir. Güzel eserleri alıp sanatçı bu şiirde neler yapmış diyebilirsin. Ancak şiir deyince akademisyen misin şair mi sorusu sorulmalı. Yoksa bu gidişle o hayran kaldığımız şairlere yenileri çok zor eklenir.

 

İnsanlığa eser bırakacak, yeni şairlerin çıkması önemli bir mesele. Yeni eser yaratanları aklınıza getirin, bir de eskiden yaratılmış eserleri tekrar tekrar önümüze sürenleri. Bugün edebiyat alanının aslında her alanı için geçerli üretmeyen, üretemeyen sanat tüccarları var. Hayran olunan eserleri dergilere yazarak ya da ah ne güzel eserler veriliyormuş önceden dedirten ufak çapta bir değerlendirme yapanlardan bahsediyorum. Edebiyat dergisi diyerek pazarlıyorlar güzelim eski şairlerimizi. Üretimden yoksun olmanın yanında, karamsarlığın tüm sayfalarında yer aldığı dergiler oluyor bunlar. Ve hatalı bir anlayışla karşımızdalar. Baştan aşağı hatalı hayatlar diyebiliriz bu kesime, imgeleri yoktur bile çünkü bir şiir bile yazamamışlardır. Ne kadar kısa yaşıyor insanlar değil mi? Biz hiç unutulmayan şiirlere bir nağme tutturalım ve ölümsüz şairlerden ilham alalım. Ölümsüz olamayabiliriz ancak en azından uzun yaşamak için elimizden geleni yapmalıyız.

Tüm Hakları Saklıdır © 2003 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0252 412 2141