CHP MUĞLA MİLLETVEKİLİ GİZEM ÖZCAN’DAN AK PARTİ MUĞLA MİLLETVEKİLİ KADEM METE’YE YANIT
“AK Parti Muğla Milletvekili Sayın Kadem Mete’nin yaptığı talihsiz açıklamaları, Muğla’nın tarihine, toplumsal dokusuna ve kardeşliği esas alan eşitlikçi siyasal kültürüne yakıştıramadığımı özellikle belirtmek isterim.
Sayın Mete’nin kullandığı “karton kutular”, “devirir geçeriz” gibi ifadeler yalnızca Partimize değil; Muğla’da oy veren ya da vermeyen, alın teriyle yaşamını kuran, çocuklarının geleceği için söz söyleme hakkına sahip olan tüm Muğlalı yurttaşlarımızın demokratik iradesine yönelmiştir. Siyasette oy tercihleri değişebilir, iktidarlar değişebilir; ancak değişmeyecek olan tek şey millet iradesinin üstünlüğüdür. Bu iradeye yönelik küçümseyici ve tehditkâr dile asla sessiz kalmayız.
Muğlalının iradesi bir “karton kutu” değildir. O iradenin siyasetteki karşılığı olan Cumhuriyet Halk Partisi, emperyalizme karşı yurdumuzu savunup, Cumhuriyeti kuran partidir. Muğla ise harcı emekle, akılla ve halk iradesiyle karılmış bir Cumhuriyet kentidir.
Muğla’nın “kalesi” sandıkta kurulur. Duvarları eşit yurttaşlıkla, burçları hukukla, sancağı Cumhuriyet değerleriyle yükselir. Bugün sandıktan kaçanların bu gerçeği anlamasını beklemiyoruz! Hep söylediğim bir sözü buırada tekrar etmek istiyorum: Muğla hak edene hakkettiği cevabı sandıkta verir!
“Devirir, geçeriz” diyenlere açıkça ifade ediyorum: Muğla fethedilecek bir ganimet değildir. Bu şehir, Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyet’in onurlu bir parçasıdır. Üzerinden geçilecek bir “arazi” değil; geleceğini özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde kurmak için mücadele eden yurttaşların yurdudur.
Muğla’nın mayasında laiklik vardır, sosyal adalet vardır, kamuculuk vardır. Muğla’nın mayasında korku yoktur, teslimiyet yoktur. Ve en önemlisi: Bu kentte tehdit diliyle, ötekileştirme diliyle siyaset yapılamaz. Geçici hesaplar çöker; ama halkın iradesi ayakta kalır.
Sayın Mete’nin dile getirdiği “Doğacak çocukların bile Erdoğan’a borcu vardır” ifadesi ise meseleyi çok daha vahim bir noktaya taşımaktadır. Bu söz, Cumhuriyet ile tek adam rejimi arasındaki tarihsel fay hattının açık bir itirafıdır. Yurttaşı hak sahibi birey olmaktan çıkarıp, geleceği daha doğmadan bir kişiye zimmetleme iddiasıdır. Bu, demokratik siyaset dili değil; biat rejiminin açık beyanıdır.
Doğrusu ise şudur: Doğacak çocukların Sayın Erdoğan’a bir borcu yoktur; ama doğacak çocukların bile iktidarın yanlış politikaları yüzünden borcu vardır!
Oysa bu topraklar başka bir anlayışla kuruldu: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır.” Bu söz; mütevazı bir devrimciliğin, kişilere değil halka, ilkelere ve Cumhuriyet’e yaslanan bir siyaset anlayışının ifadesidir.
Bugün asıl mücadele tam da buradadır: Herkesi bir kişiye borçlu ilan eden hoyrat tek adamcılıkla, egemenliği millete emanet eden Cumhuriyetçi, kamucu ve eşitlikçi anlayış arasındaki mücadeledir.
Türkiye bir kişinin lütfuyla ayakta duran bir ülke değildir. Bu ülkede kimse borçla doğmaz. Çocuklar borçla değil, haklarla dünyaya gelir. Yurttaşlık, minnetle değil; eşitlik, özgürlük ve hukukla tanımlanır.
Biz Cumhuriyet’i ve halkın iradesini savunmaya devam edeceğiz. Kimseye borçlu değiliz; yalnızca halka karşı sorumluyuz.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.