26 Mayıs 2019 Pazar

Didem Meram / yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Mert Kalpli Çocuklar (2)

04 Mart 2019 Pazartesi 17:51
Alper kendi halinde yaşamayı çok seven, şiir yazan, iki çocuk babası ve hasta anneciğine bakan, herkes tarafından sevilen bir adamdı. Annesinin duaları onu bu güne kadar getirmişti ona göre...
Her sabah işe giderken anneciğinin elini öper duasını alırdı. 
'Anacığım dualarını eksik etme'
'Seni Allaha emanet ediyorum oğlum. Tırnağına taş değmesin. Allah senin acını bana göstermesin'
 Çocukluğundan beri annesinin gözünün üstünde tuttuğu bir damla oldu hep.
Doğuştan hastaydı Alper.. 
Kalp yetmezliği vardı...! 
 
Yedi yaşındaydı. Çok sevdiği kırmızı bisikletini sürerken öyle aniden düştü. Sokaktan geçen komşu teyze ve amcalar hemen ambulans çağırdı ve annesine haber verildi. Babası o daha 2 yaşındayken işyerinde aniden gelen bir kalp krizinden ölmüştü.
 
'Hızlı sürdüyse bisikleti yorulmuştur' dedi annesi komşusuna. Panik ve korku dolu zihni bedenine yansıtmamaya çalışıyordu. Yedi yaşındaki bir çocuğun başka neyi olabilirdi ki.? Dişlerini sıkıyor, dudaklarını kemiriyordu. Parmakları buz kesmişti onları hissetmiyordu artık.
 
Doktor muayeneden sonra Alper'in daha dikkatli ve yavaş yaşaması gerektiğini söylerken, beyninde kımıldanan sözcükleri kestiremiyordu. 
' Oğlum nasıl' diyebildi kendisinin bile zor duyabileceği bir sesle..! 
 
Alper sık sık hastalanıyor belli aralıklarla hastanede yatması gerekiyordu. Yaşam şeklini hastalığına göre düzenlemişti. Çabuk yoruluyor, nefesi daralıyor çoğu zaman elini kaldıracak hali olmuyordu.  35 yaşına kadar itina ederek gelmişti ama, yorgun kalbi bazen isyan ettiriyordu ona. 
 
 
Annesinin elini hep arkasında hissetti. Dünyalar iyisi karısı ve oğlu onun yorgun kalbine verilmiş bir armağandı. Anneciğiyle birlikte yaşayıp gidiyorlardı.  Annesinin emekli maaşı vardı. Kendisi bir fabrikada çalışıyordu. Kıt kanaat geçiniyorlardı. Sağlık sorunu olmasa çok mutlu bile sayılırlardı.
 
Akşam işten her zamankinden daha yorgun çıktı. Çok soğuktu ve ellerini hissetmiyordu. Bir an önce ılık duş alıp bir kase sıcak tarhana çorbası içip huzurlu yatağına sinmek istiyordu. Ertesi gün çalışmayacaktı ve sıcacık evinin tadını çocuklarıyla çıkaracaktı. Önce güzel bir kahvaltı yaparlar sonra biraz sohbet ederlerdi. Dinlenecekti neticede. 
 
Tüm bu düşünceler kafasından geçerken olduğu yere yığıldı. Sıcak evine gidemedi. Gözünde tüten tarhana çorbasını içemedi. Yarı açıktı gözleri. Acımasızca vuran hırçın bir soğuk vardı. Gözlerinden akan yaşı hissediyordu sadece..
 
'Adam düştü koşun..! Ambulans çağırın su verin..!' 
'Ne olmuş?! Nabzı atıyormu? Başını oynatmayın..! Kımıldatmayın ambulans geliyor..!' 
Koşturmaca, kargaşa İstanbul akşamında bir dolmuş durağına yakın mesafede küçük bir yer kaplıyordu. 
 
 
Biraz sonra uzaktan duyulan siren sesi yakınlaşmaya başladı. 
'Hastayı hemen sedyeye alıyoruz. Dikkatli olun. Yakınlarına haber verdinizmi?! '
'Hayır Doktor Bey telaştan ne yapacağımızı bilemedik. Hangi hastaneye gidiyorsunuz telefonundan arayalım ailesini' 
'Neyi var adamın doktor abi. Gördüm ben kalbini tuttu öyle düştü olduğu yere. Çok korktum!!' 
'Hastanede öğreneceğiz ama kalp krizi geçirmiş olabilir' 
 
'Alo iyi akşamlar hanımefendi. Ben doktor Ahmet. Sakin olun. Alper Öz' ün neyi oluyorsunuz? 
'Ee eşiyim..!!!!'
Eşi haberi alır almaz çocukları kayınvalidesine emanet edip hastaneye koştu.
'Bana haber ver kızım' 
'Dualarını eksik etme annem' 
Yolda giderken eli kulağında ne zaman geleceğini bilmediği kara haber gelmişti. Gün boyu içinde gezinen sıkıntı silsilesinin nedeni belli olmuştu. 
Koşar adımlarla hastane kapısından içeriye girdi. Çaresizce görevliye kocasının ismini kekeleyebildi. Aynı hızla yoğun bakıma yöneldi. Doktoru buldu. Aldığı cevap onu olduğu yere bıraktı...!
 
'Artık çok zorlanıyor. Nakil şart aksi halde'??? Susun söylemeyin..!
 
Çaresizce bitap vaziyette yığıldığı yerden kalkarak koltuğa doğru seğirtti. Sendeliyordu. Ne yapabilirlerdi bir mucize olmalıydı...!
 
Arabada şarkılar söyleyerek gidiyorlardı.Birbirlerine aşkla bakan gözler süzülerek konuşuyordu. Martılar gibi özgür hissediyorlar, 3 yıldır süren aşklarını evlilikle taçlandıracak olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. 
Ruh eşiydi onlar. Kalpleri bir atıyor hayata tek bir gözle bakıyorlardı. Onlara göre bu harika bir ayrıcalıktı.
 
Pusluydu hava, zemherini savuran bir soğul hakimdi. Uzun yol şoförleri için rehavet çöken bir saatti. Sabahın ilk ışıkları dünyayı aydınlatmak üzereydi. 
 
Olmadı o gün hiç aymadı...! 
 
Yollar buz tutmuştu. Mert ters yöne giren tıra çarpmamak için direksiyonu sola kırdı ve taklalar atarak karşı yola girdi. 
Mert ipek böceğinin kozasını yırtarken çektiği bir acıyla Beste' yi baş başa bırakıp süzülerek gitti..!
 
Beste yaralıydı. Buzlu yollar kırmızı renge boyanmıştı. Acı aşkın en koyu rengi kırmızı mıydı?
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
İstanbul Seçimlerini kim Kazanır
RÖPORTAJ