14 Kasım 2018 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Hastane ve Yaşam” dergisinin konuğu;Özden
25 Kasım 2008 Salı 11:35

“Hastane ve Yaşam” dergisinin konuğu;Özden

“Hastane ve Yaşam” dergisi milletvekilimiz Prof. Dr. Yüksel Özden ile özel bir röportaj yaptı.

Eğitimci yönü ile dikkat çeken Özden'e tüm röportajlarda olduğu gibi burada da daha çok muhabirin eğitimle ilgili sorularına muhatap oluyor Özden'in eğitime bakış açısını çok net ortaya koyan röportajda turizmle ilgili görüşleri de ilgi çekici.

Sayın Özden! Görüyorum ki genç yaşta profesörlük unvanını elde etmişsiniz. ABD'de lisansüstü çalışmalar yapmışsınız. Üniversitelerde önemli görevler üstlenmişsiniz. Buradan da İlköğretim Genel Müdürlüğü gibi devasa bir yapının başında bulunmuşsunuz. Eğitiminiz ve Türk Milli Eğitimi dediğimizde neler söylemek istersiniz?

Anadolu'nun, Eğe'nin dahası Muğla'nın Yerkesik Beldesi'nin Kıran Köyünde doğdum ve ilk eğitim için Kıran İlkokuluna gittim. Daha iyi eğitim almak için ilkokul beşinci sınıfı baba ocağından uzakta başka bir köyde tamamladım. Sonrası, malum eğitim için 12 yaşında köyümden bir çıktım yatılı olarak ortaokul, lise, üniversite eğitimimi tamamladım. Derken devletimizin sağladığı bursla da yüksek lisans ve doktoramı tamamladım. Bu hikâye Anadolu insanının hikâyesidir. Allah'a sonsuz şükürler ediyorum. Annemin ve Babamın ellerinden öpüyorum. Bu sürede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu milletin ödediği vergilerden bize burs veren devletimize de minnettarız.

Bu öykü bizim. Bu yaşanan gerçekleri unutmadan çalışıyorum.

Türkiye de 14 milyon örgün eğitim öğrencisi var. Bu sayıya yaygın eğitimi de eklersek yaklaşık 20 milyon insana eğitim ve öğretim hizmeti sunmak hiç de kolay bir iş değildir. Ülkemizde son yıllarda yaşanan eğitim atağı kısa sürede meyvelerini verecektir. Türkiye büyük bir ülkedir. Sadece öğrenci nüfusu ile bile dünyanın 170 ülkesinden daha büyüktür.

Bu genç nüfusu nitelikli hale getirdiğimizde dünyanın ilk on büyük ekonomisinden biri haline gelecek olan ülkemizde kişi başına düşen milli gelir 20 bin doları bulacaktır. Bu, yoksulluğun, işsizliğin belini kırmak demektir.

Eğitimde kaliteyi yakalamak için yapılması gereken en önemli çalışma nedir?

Bireyin ihtiyaçları gibi toplumun ihtiyaçları da dinamiktir. Bu ihtiyaçlara cevap verebilecek yetenek ve yeterlilikte bireyler yetiştirmek çağdaş devletin kaçınılmaz sorumluluğudur. Örneğin ilköğretim alanında program değişikliğini en son 1968'lerde yapmışız. Uzun bir süre, bu alanda ne olup bittiği ile ilgilenmemişiz. Yaklaşık 40 yıldır neyi ihmal ettiğimiz, neyi görmediğimizi düşünebiliyor musunuz? Geleceğimizi ıskalamışız. Allah'tan, risk alan, eleştirileri görmezden gelen bir Başbakan'a ve hükümete sahibiz. Bu büyük problemi gördük ve acilen öğretim programlarını değiştirdik. Eğitimde yenilenme çalışmalarını, sürekli yapılması gereken bir iş olarak ele almalıyız. Çünkü değişen ve gelişen dünyanın bilgi birikimini kullanabilmenin tek yolu, bu hıza ayak uydurabilecek kurumsal bir hafızadan geçmektedir. Yani bakanlık, okullar, öğretmenler, veliler ve öğrenciler olarak kendimizi sürekli geliştirmeliyiz.

Tam bu noktada meslek eğitiminin ülkemiz için önemini sorsam, mesleki teknik eğitimin istenen düzeyde gelişmemesinin nedenleri nelerdir?

Ülkemizde mesleki eğitim ile genel eğitim dengesi bir türlü kurulamamıştır. Ancak Türkiye yaklaşık %30 genel lise %70 mesleki ve teknik eğitim dengesini kuramadığı sürece önündeki büyük hedeflere ulaşması zor görünmektedir. Mesleki ve teknik eğitim aleyhine her politika Türkiye'nin kaybetmesi anlamına gelmektedir. İş dünyası ara eleman bulamamaktan şikayet etmektedir. Aslında bu talep sadece Türk iş dünyasının isteği de değildir, dünyanın ara insan gücü ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Herkese iş, herkese aş ve huzurun yolu mesleki ve teknik eğitime gerekli önemi vermekten geçiyor. Bizim bir an önce mesleki-teknik eğitimi %70'ler seviyesine çıkararak hem ülkenin gelişmesinin önünü açacak hem de genel liseler ve yüksek öğretim kurumları önündeki yığılmaları önlemek gibi son derece faydalı bir iş yapmış olacağız. Sayın Milli Eğitim Bakanımız Doç. Dr. Hüseyin Çelik'te konunun önem ve önceliğinin farkında. Bu konuda bir eylem planı yapılmış durumda.

Hazır ortaöğretim politikalarını konuşuyorken Türkiye'de üniversiteye girişte fırsat eşitliği var mı diye sorsam, ne söylersiniz?

Yukarıda verdiğim cevaplara ilaveten diyeceğim şey, üniversiteye girişte dershanelerin etkisi arttıkça fırsat eşitliğinin azaldığı olacaktır. Çünkü üniversitede okuma, öğrencinin yeteneklerine değil, ailesinin maddi durumuna bağlı hale gelir. Oysa akıllı, zeki ve çalışkan her çocuğun bu doğrultuda eğitim alabilmesi gerekir. Üniversite eğitimi çocuğun kapasitesi yerine ailesinin gelirine endeksli olduğunda alt sosyo-ekonomik düzeydekiler burada kalmaya devam ederler ki, bu hem o kişiler için talihsizlik hem de ülke için bir kayıptır. Çünkü ülke, o kişilerin yeteneklerinden, katkılarından mahrum kalmış olur. Alt gelir grubundan gençler için üniversite diploması orta sınıfa geçiş pasaportu gibidir. Kapasitesi olan her genç bu pasaportu alabilmelidir. Bu süreçte para yerine; zekâ, yetenek, çalışkanlık gibi öğeler belirleyici olmalıdır. Devlet de bunu sağlamak için düzenlemeler yapmalıdır.

Milli Eğitim'deki eğitim politikalarının siyasal kaygılarla yapıldığına dair söylentiler var. Bu kuşkuları haklı buluyor musunuz?

Devlet yönetimi politik süreçlerin sonucudur. Ancak milli eğitimin, milli savunmanın ve din işlerin aktif politikanın çekişme alanı yapılmaması gerekir. Bu anlamda milli eğitim politikaları oluşturulurken gelişmiş dünyanın verileri ve hedefleri dikkate alınarak planlanmalıdır. AK Parti hükümetleri, milli eğitimi ideolojik söylem ve eylemlerinden uzak tutulmaya özen göstermektedir. Örnek verecek olursak, çok yakın zamanda tartışma konusu olan, resim, müzik derslerinin kaldırıldığı iddiasının medya aracılığı ile dillendirilmiş olması, dikkat çekici oldu. Ancak bu söylemin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını ifade etmek isterim. İlköğretim ders programlarını değiştirmiş, buna bağlı olarak ders kitaplarını yeniden yazdırmış bir genel müdür olarak, çok rahatlıkla söyleyebilirim ki zorunlu olan bir saatlik müzik dersini iki saate, yine zorunlu olan bir saatlik resim dersini (görsel sanatlar) iki saate çıkardık. Ayrıca seçmeli derslerde çeşitlilik getirdik ve ders saatlerini de artırdık. Görüldüğü gibi bilimsellik, Türk eğitim sistemine egemen olmaktadır. Ancak bu hizmetleri yeterince tanıtıamadığımızı belirtmek isterim.

İzin verirseniz çok keyif aldığım bir başka projemizden bu vesile ile bahsetmek istiyorum. 40 yıldır değişmeyen ilköğretim programlarını yeniledik, ders kitaplarını yeniden yazdık, öğretmenlerimizi, yöneticilerimizi yeni bir eğitim anlayışına hazırlamaya çalıştık. Yeni programın felsefesini, esprisini yansıtan 5 ayrı afiş, bir kitapçık ve el broşürü hazırladık. Okullarımızda "Söz bende" "Ezber bozuldu" afişlerini görmek keyif verici.

İlköğretim Genel Müdürü olduğunuz dönemde ilköğretim 1. sınıf öğrencilerini bir hafta erken okula başlattınız. Neden böyle bir uygulamaya gittiniz?

Teşekkür ederim. Bu projemiz en çok keyif aldığımız işlerdendir. Çalışma arkadaşlarıma da bu vesile ile teşekkür ediyorum. Geçmişte okulların açıldığı hafta televizyon ekranlarına yansıyan manzaraları düşünelim. Çocuğumuzun, kardeşimizin, yeğenimizin hatta kendimizin okula başladığı ilk günü hatırlayalım. Ağlayan, sızlayan, annelerinin eteğine yapışmış, onlardan ayrılmak istemeyen çocuklar. Endişeli anne-babalar. Bu manzarayı değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız arayışıyla başladık ve çok basit, sade, yalın ve bir o kadar da kolay olan bu proje ortaya çıktı. Ekip arkadaşlarımdan hemen konunun uzmanlarıyla görüşme yapmalarını ve bir değerlendirme getirmelerini istedim. Bu değerlendirmeleri alınca konunun önemi bir kat daha arttı. Öğretmenlerimizden, velilerden, rehberlik servislerimizden görüşler aldık. Oyunla, drama ile süslenmiş, ikramlarla zenginleştirilmiş bir haftayı okula yeni başlayan çocuklarımıza armağan ettik. Çok mutluyuz.

Gazetelere ve televizyona yansıyan başka bir uygulamayı hatırlıyorum. "Bir okul müdürü kadar iyidir" sloganı dikkatimi çekmişti. Biraz bahseder misiniz?

Okuldaki insan ve madde kaynağını harekete geçiren de atıl bırakan da okul müdürüdür. Okulu öğrenciler ve öğretmenler için keyifli bir mekân haline dönüştürmede okul müdürüne büyük sorumluluk düşmektedir. Bunun için okul yöneticisinin kendini milli eğitimin veya bakanlığın müdürü olarak görmek yerine okulunun öğretim lideri olarak görmesi gerekir. Yani üstten aldığı bir güçle değil, öğretmen, öğrenci, velilerinden aldığı güçle başarılı olacağına inanması gerekir. Kendisini mevzuat bekçisi olarak değil, okulunun başarısı için çabalayan bir insan olarak görmesi gerekir. Okul müdürü öğretmenlerin yeni uygulamaları, farklı fikirleri rahatlıkla paylaşacağı ve destek bulacağı biri olmalıdır. Biz okul müdürlerimize işlerini daha iyi yapmaları için nasıl yardımcı olabileceğimiz sorusu ile işe başladık. Konunun uzmanlarıyla bir araya geldik. Defalarca toplandık ve OYGEP olarak kısalttığımız, "Okul Yönetimini Geliştirme Projesi" ortaya çıktı. Liderlikten iletişime, okul yöneticisinin giyim kuşamından okul mekânlarının estetik düzenlemesine kadar çeşitli konularda okul müdürümüzün işini kolaylaştırmak istedik. Bu amaçla yenilik arayışı içinde olan, yaptıklarıyla yetinmeyen ve çocuklarımızın öğrenme ihtiyaçlarını, öğretmenlerimizin profesyonel gelişimini dert edinen okul müdürlerimize destek olacağına inandığımız güzel bir eğitim paketi hazırladık. Türkiye'nin her yerinden yüksek lisans ve doktoralı müdür ve müfettişlerden oluşan 160 kişilik gruba yukarıda ifade edilen eğitim paketi çerçevesinde 80 saatlik eğitim verdik. Yetiştirdiğimiz bu formatörler de üç haftada 15.000 okul müdürüne 30'ar saatlik eğitim verdiler. Bu eğitimi alam ilköğretim okulu müdürleri de kalan yaklaşık 20.000 okul müdürüne aynı eğitimi vererek tüm okul müdürlerimiz proje kapsanın da eğitim almışlardır.


OKS'den SBS'ye değiştirilen orta öğretime geçiş modeli ile bu sürecin etkilediği dersane sektörü için düşünceniz nedir?

Bir kurumu zorla kapatmak, demokratik devletin yapacağı bir iş değildir. Ancak kurumları geliştirmek daha nitelikli hale getirmek gerekir. Ezbere dayanan kuru ve geçersiz bilgiler yerine keşfetmeye dayalı bilgi üretiminin zihinleri geliştirici gücünü artık biliyoruz. Amacımız çocuklarımızın eğitiminde okullarımızın rolünü artırmaktır. Okullar işlevlerini yerine getirdikçe, velilerimiz ve çocuklarımız bunu gördükçe ve inandıkça dershanelere olan ihtiyacın azalacağını düşünüyoruz. Önemli olan okulun kendi başına yeterli hale gelmesidir. Okulun yeterli hale gelmesi aynı zamanda sınav sistemi ile alakalıdır. Okulda öğretilen ve sınavda ölçülen aynı olduğunda dershanelere bakış da değişecektir. Bu anlamda OKS aynı şekilde ÖSS yılların bilgilerini ezbere ve belli saatlere sıkıştırmış olarak tekrara dayanan bir formata sahiptir. Milli Eğitim Bakanlığı OKS yerine SBS sınavları ile zaman kaygısını azaltırken aynı zamanda her sınıf düzeyinde yapılan sınavlarla ve yenilenen soru tipi ile de bilgiyi ezberlemek yerine pekiştirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca davranış puanı ve okuldaki akademik başarının SBS puanlarına yansımış olması da okulun ve okuldaki tüm etkinliklerin önemini artırmış durumdadır. Tüm bunları birlikte düşündüğümüz de sürecin daha sağlıklı olacağını söyleyebilirim.

Sağlık meslek lisesinden mezun olan öğrencilerin herhangi bir üniversite eğitimi almadan sağlık personeli olarak atanmalarını doğru buluyor musunuz?

Bu soruya kısa bir cevap vereyim. Eğitimsiz olmaz.

Muğla yöresinin kültür turizmi ve sağlık turizmine yönelik ciddi bir potansiyele sahip olduğunu biliyoruz. Sağlık turizmi konusunda ne gibi çalışmalar yapılmaktadır? Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Evet. İlimiz başka birçok tatil bölgesinden farklı olarak sadece deniz güneş ve kumuyla sınırlı bir yer değildir. Medeniyetlere beşiklik etmiş ilimizde çok sayıda tarihi eser ve ören yeri mevcuttur. Sağlık turizmi açısından iki önemli kaynağımız var 1) Kaplıcalarımız ve çamur banyosu, 2) ılıman iklimimiz. Köyceğiz Gölü kenarında bulunan Sultaniye Kaplıcaları özellikle felçli hastalar için şifa kaynağıdır. Fethiye Girmeler de romatizmalı hastalar için şifa yeri. Dünya güzeli bu kaplıcalarımızın işletmeleri maalesef oldukça iptidaidir. Vakti zamanında bölgede yaşayan halkımızın kendi imkânlarıyla çadır kurarak kaldıkları bu yerler hala aynı konseptle işletiliyor. Buraların modernize edilmesi ve sağlık turizmine açılması için ilgili kurumlarla çalışmalarımız devam ediyor. Ancak Dalaman'da bulunan Therme Maris oteli hem termal suyu ile hem de çamur banyosu olanaklarıyla yerli ve yabancıların gözde mekânlarındandır.

Son yıllarda yaptığımız çalışmalar ılıman iklimimizin de sağlık turizmi açısından değerlendirilebileceğini göstermektedir. Kış aylarında boş kalan otellerimiz soğuk Batı Avrupa ve İskandinav ülkelerindeki yaşlılar için oldukça cazip görülmekte. Bu ülkelerdeki sağlık ve sosyal güvenlik kurumlarıyla yapacağımız anlaşmalarla otellerimizin kış aylarında da sağlık turizmine yönelik olarak çalıştırılması mümkün gözükmektedir. Bu konuda çalışmalarımız sürmektedir. Muğla Üniversitesi'nde Tıp Fakültesi de kurulmuş ve önümüzdeki yıllarda öğretim elemanı ve hastane imkânlarıyla sağlık turizmine büyük destek sağlayacaktır.

Teşekkür ederim.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Marmaris Belediye Başkan Adayı Kim Olsun?
RÖPORTAJ