23 Eylül 2017 Cumartesi
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ermenistanla nereden nereye!
08 Eylül 2008 Pazartesi 09:40

Ermenistan'la nereden nereye!

Ermeni radikaller Abdülhamit'i neden öldürmek istedi?

“Nereden nereye”




Bir zamanlar devlet başkanımızı öldürmeye teşebbüs ettiler, şimdi ağırladılar

Türkler, Anadolu'ya geldikten sonra Ermeniler Bizans'ın baskısından kurtulup dinlerini rahatça yaşadılar. Ancak Avrupalı devletlerin Ermeniler'i kışkırtmalarıyla 19. Yüzyıl'da işler değişti. Ermeni teröristler padişahı bile öldürmek istediler. Şimdi ise cumhurbaşkanımızı ağırladılar.


Ermeniler'le Büyük Selçuklu Devleti'ni kurup Batı'ya doğru akın yaptığımız yıllarda tanıştık. Selçuklular'ın Kafkaslar'ı ve Anadolu'yu fethi Bizans tarafından mezhep değiştirilmeye zorlanan Ermeniler'i baskıdan kurtardı. Ermeniler önce Selçuklular, daha sonra da Osmanlılar zamanında dönemin şartlarına göre dünyanın hiçbir bölgesinde bulma ihtimalleri olmayan bir ortamda hayatlarını sürdürdüler. Ancak 18. yüzyıldan itibaren İngiltere, Fransa ve Rusya'nın kendi çıkarları doğrultusunda Ermeniler'i kullanmaya çalışmalarıyla Ermeniler'le aramız açıldı.




AVRUPALILAR'LA İLK İŞBİRLİĞİ




1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu fethedilirken, Ermeniler'in büyük çoğunluğu da Selçuklu hakimiyeti altına girdi. Bizans tarafından ağır vergiler altında ezilen ve zorla mezhep değiştirmeye zorlanan Ermeniler rahat bir dini hayat sürmeye başladılar.




Türkler'in kısa sürede İstanbul önlerine kadar gelmesi üzerine Bizans Avrupa'dan yardım istedi ve Haçlı seferleri başladı. 1096'daki Birinci Haçlı seferiyle birlikte Anadolu'nun siyasi ve dini yapısı değişti. Avrupalı Hristiyanlar'la işbirliği içerisine giren Ermeniler, Adana, Anazarba ve Misis'in Haçlılar'ın eline geçmesini sağladılar. Hâlbuki bu şehirleri fetheden Süleymanşah, buradaki Ermeni ve diğer Hristiyan halkın can ve mal güvenliğine dokunmamış, onların eskisi gibi hayatlarını devam ettirmelerine izin vermişti. Antakya, Urfa gibi birçok şehir de Ermeniler'in Haçlılar'a destekleri yüzünden elimizden çıktı ve uzun süre Avrupalı Hristiyanlar'ın hakimiyetinde kaldı.




Ermeniler, Haçlılar'ın Anadolu'dan atılmalarından sonra tekrar Türk idaresinde yaşamaya devam ettiler. Haçlılar'la işbirliklerine karşın atalarımız kaybettikleri şehirleri yeniden fethettikleri zaman Ermeniler'den intikam alma yoluna girmediler.




OSMANLI MÜSAMAHASINI DA SUİİSTİMAL ETTİLER




Ermeniler, Selçuklu ve Anadolu beyliklerinden sonra asırlarca Osmanlı idaresi altında yaşadılar ve bu dönemde toplumun bir kesimini oluşturarak çeşitli devlet görevlerinde bulundular. İçlerinden birçoğu da ticaret, mimari ve müzik gibi alanlarda önemli işler başardılar. Osmanlı İmparatorluğu'nun müsamahasıyla konumlarını muhafaza eden Ermeniler, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Avrupalılar'ın kışkırtmalarına kapılarak, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı düşmanca bir tavır içerisine girdiler.




1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra gerçekleşen Berlin Anlaşması ile kendilerine bağımsızlık verileceği ümidine kapılan Ermeniler, bu amaçlarına ulaşamayınca, sonraki dönemlerde, hedeflerine varmanın bir yöntemi olarak terörizmi benimsediler. Bu çerçevede Taşnak ve Hınçak adlı terör örgütleri kurup Anadolu'nun değişik yerlerinde terör eylemleri yaptılar.



PADİŞAHA BOMBALI SALDIRI


Ermeniler, Anadolu'da çıkardıkları isyanların Avrupa kamuoyunda yeteri kadar yankı bulmadığını görünce bu defa İstanbul'da büyük çaplı terör eylemleri düzenlediler. Ancak İkinci Abdülhamid, Ermeniler'e karşı tavizsiz hareket etti. Ermeniler'in bağımsızlık yollarını tıkadı. Sultan, bu tavrı yüzünden Ermeni terör örgütleri tarafından en büyük düşman olarak görüldü ve “Kızıl Sultan” denilerek yıpratılmaya çalışıldı. Ermeni terör örgütleri padişahı yok etmeden başarıya ulaşamayacaklarını düşünüyorlardı. Bunun için harekete geçtiler.




Taşnakçılar, anarşist Belçikalı Edward Jorris ile temasa geçerek İkinci Abdülhamid'e karşı bombalı bir suikast hazırladılar. Uzun bir hazırlıktan sonra eylem için en uygun zamanın padişahın Yıldız Camii'ne gittiği ve resmi bir törenin gerçekleştiği Cuma günü olduğuna karar verdiler. Tespitlerine göre, padişahın namaz sonrası camiden çıkıp arabasının yanına varması ve harekete geçmesi 1 dakika 42 saniye tutmaktaydı. Bu çerçevede hazırladıkları plan gereğince, içine saatli bomba yerleştirilmiş bir araba cami dışına getirilecek ve ayarlanan saatli bomba padişahın arabası tam oradan geçerken patlayacaktı.




Ermeni teröristler, 21 Temmuz 1905 Cuma günü arabalarıyla Yıldız Camii'ne geldiler. Namaz bitince de saatli bombayı harekete geçirdiler. Fakat namaz bitiminde Şeyhülislam Cemalettin Efendi, padişahın yanına geldi. Ayaküstü bir süre sohbet ettiler. Bu arada Padişah arabasına binmeden, önceden ayarlanmış olan saatli bomba, cami dışında müthiş bir gürültü ile patladı. Şeyhülislam tarafından tesadüfen birkaç dakika oyalanan İkinci Abdülhamid bu suretle suikasttan kurtulmuştu. Fakat patlayan bombanın içinde yer aldığı arabanın civarında bulunan çok sayıda insan hayatını kaybetti ve yaralandı.




Padişah bomba patladığı sırada büyük bir cesaret örneği göstermişti. İkinci Abdülhamid, “Telaş edilmesin. İzdihamdan kimse incinmesin” diyerek arabasına binip, Yıldız Sarayı'na doğru ağır ağır yokuştan çıkmaya başladı.




80 kilo patlayıcı madde ihtiva eden bombalı saldırıdan padişah kurtulmuştu ama dördü gazeteci ve üçü asker olmak üzere 26 kişi hayatını kaybetmiş, 56 kişi ise hafif veya ağır şekilde yaralanmıştı. Ayrıca 20 kadar hayvan ölmüş, birçok araba enkaz haline gelmişti.



ERMENİ PATRİKHANESİ'Nİ FATİH KURDU




Ermeni Patrikhanesi İstanbul'dadır. Patrikhanenin İstanbul'da getirilmesi ise Fatih Sultan Mehmed sayesindedir.




Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettikten sonra gayrimüslimlere bir takım haklar tanıyarak onlara kendi patrikhanelerine sahip olabilme imkânını vermişti. Bu çerçevede 1461 yılında İstanbul'da Samatya'da bir Ermeni Patrikhanesi kuruldu. Fatih, Bursa Ermenileri'nin dini önderi Piskopos Hovagim'i de İstanbul'a getirtip, Ermeniler'in dini lideri tayin etti. Patrikhane'ye, Ermeniler'e tanınan imtiyazları belirleyen bir berat da bahşedildi. Bundan sonraki süreçte, Ermeni Patrikleri, Fatih Sultan Mehmed'in beratında izin verildiği ölçüde kendi cemaatinin sorunlarıyla ilgilendiler. Patrikler, 19. yüzyılın ortalarına kadar bütün imparatorluktaki Ermeniler'in mutlak temsilcisi oldular. 1478'e kadar Ermeniler'in dini önderliğini yapan Birinci Hovagim Osmanlı devlet adamlarıyla yakın ilişkide bulundu.




Fatih, Bursa ve Kırım'daki Ermeniler'in bir kısmını da İstanbul'a getirmişti. Daha sonra Yavuz Sultan Selim zamanında Anadolu'nun birçok yerinden ve Tebriz'den Ermeniler getirilerek İstanbul'a yerleştirilmeye devam edildi. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) ve Üçüncü Murad dönemlerinde (1574-1595) ise Kafkaslar'dan Ermeniler getirildi.




Samatya'daki Ermeni Patrikhanesi yangınlardan harap olunca, 17. yüzyılın ortalarında Kumkapı'ya taşındı. Ancak 1718'deki yangında İstanbul'un önemli kısmıyla birlikte Ermeni patrikhanesi de kül oldu. Yeniden yapılan patrikhane bu sefer de 1826 yangınında harap oldu. 1913'te ise yıkılarak bugünkü patrikhane inşa edildi.



ERMENİLER'E SELÇUKLULAR RAHAT NEFES ALDIRDI




Selçuklular, Anadolu'ya geldiğinde burada Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve Araplar vardı. Ancak Bizans Anadolu'nun tek hakimiydi. İlk Türk akınlarının başladığı sırada Ani, Van, Lori ve Kars'ta Ermeni prenslikleri bulunuyordu. Bizans İmparatorluğu, İkinci Basilios'un 1021'deki Doğu Anadolu seferlerinden itiba­ren bu bölgedeki Ermeni prensliklerini ortadan kaldırdı. Son Ermeni prensliği de 1064'te Selçuklular'ın korkusundan Bizans'a tâbi oldu. Bizans İmparatorluğu, Ermeni prens­likleri­nin siyasi hakimiyetlerine son verdikten sonra, önemli mik­tarda Ermeni nüfusunu sürgün ederek İç Anadolu'ya yerleş­tirdi.




Bizans, bu dönemde Ermeni ve Süryanileri Ortodoksluğu kabule zorluyordu. Ermeniler'in bir kısmı baskılar üzerine Ortodoksluğu kabul etti. Ortodoksluğu kabul eden Ermeniler'e “Hayhorom” denilmiştir. Bizans imparatorları Ermeni ve Süryaniler'e kutsal eşyalarını bile yaktırdılar. Ortodoksluğu kabul etmeyenleri sürdüler. Bu baskılar yüzünden söz konusu halklar, Anadolu'nun Türkler'e karşı mü­dafaasında Bizanslılar'a yardım etmedi. Er­meni tarihçi Urfalı Matheos ile Süryani tarihçi Mihael'in eserlerinde Bizanslılar'a karşı olan bu kinin izleri görülür. Süryani Mihael'in şu sözleri bu durumu açıkça göstermektedir; “Türkler, şerir ve rafızi Rumlar gibi kimsenin dinine ve inancına karışmıyor; hiçbir baskı ve zu­lüm düşünmüyorlardı”.




Bizans dini olarak baskı altına aldığı Ermeniler'i ağır vergiler altında iktisadi açıdan da eziyordu. Ağır vergiler ve Ermeniler'i Ortodokslaştırma siyaseti, Gregoryen Ermeniler ile Bizans'ın arasını açmıştı. Selçuklular, bu şartlar altında Doğu Anadolu'yu fethetti. Fetih Ermeniler'e hiç ummadıkları bir ortamı sağladı. Bu yüzden Selçuklu sultanları Ermeni kaynaklarında övülürler.




Selçuklu Sultanı Melikşah Ermeni tarihçileri tarafından adil, barışsever, Hristiyanlar'a karşı şefkatle dolu ve herkesin gönlünü kazanmış, geçtiği memleketlerin halkına baba gözü ile bakan bir hükümdar olarak anlatılır. Anili Samuel Melikşah için “Milletimizi o kadar çok seviyordu ki, dua ve takdislerimizi talep ediyordu” derken, Mateos, hakimiyeti boyunca Ermenistan'ı barış ve asayişe kavuşturduğunu ifade eder. Türkiye'nin önemli tarihçilerinden Prof. Dr. Mehmet Ersan Selçuklu-Ermeni ilişkileri üzerine yaptığı araştırmalarda




Selçuklu şehzadelerinden Azerbaycan Valisi İsmail, Ermeni kaynaklarında manastırları güzelleştiren, rahipleri koruyan ve memleketi imar eden bir idareci olduğu vurgulanır ve şehzadenin döneminde herkesin mal-mülk sahibi olduğu ve bütün Ermeniler'in mesut bir hayat yaşadığı ifade edilir.Bugun

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Muğla Büyükşehir Belediyesinin Çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz?
RÖPORTAJ