18 Aralık 2017 Pazartesi

Savaş Ünlü / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“DOĞANIN SESİ PARA SESİNİ YENDİĞİ ZAMAN…”

28 Kasım 2017 Salı 10:25

“Ben aslında içime sinmiş öykü, türkü ve şarkıları anlatıyorum… İçimdeki çocuğu yaşatan masalları, şarkıları yazıyorum. Kendi ışıklarını bulunca meydana çıkıyorlar ve başlıyorlar koşuşturmaya, ortalığın toz duman olması bundan” diyerek başlamıştı kitap fuarındaki konuşmasına.

Kendisini bir bürokrat olarak tanımıştık, şimdi şair ve yazar kimliğiyle adım atıyor İsa Küçük. Şiirlerini okurken sanki bir film izlersiniz, zihninizde canlanır, hareketlenir her dize. “Halet Abla Destanı”kitabında da aynı özelliği yakalamak olasıdır dikkatli okur için.

                Atlas ve Ateş*, şairin üçüncü kitabı. Kitaptaki tüm şiirler birbirini tamamlar nitelikte. Kitabı okuyup bitirince anladım bunu. Bölümlerden, şiirlerden biri çıksa kitabın bir halkası eksik kalacak gibi geldi bana. Şair, kitabına önsöz yerine bir şiirle başlamış; bu, kitabın özgün bir başka yanı. Daha ilk dizede sarsılıyorsunuz: “Karıncaları gördüm bu sabah, toprağı güneşe çıkarmışlar/ Kaldırım taşları arasından…”

                 Sonra toprağın başına gelenleri izliyorsunuz aslında. Yapısal, kentsel çarpıklıklar, kentteki görsel kirlilikler reklam panoları, Ankara’da yapılan (sonra yıkılmış) “Bizim Eyfel”, Sevr Antlaşması, dayatmalar, kültürdeki yozlaşma, şehir ve çevrenin karşı karşıya gelmesi, kadınlarımızın topluma katkısı, kadınlarımızın kutsallığı.  “Yitirdiğimiz çocuklarımızı buluyoruz buralarda” diyerek başlayan nehir şiirdeki “Çocuk”; kitabın tümüne yansımış. Şairimiz için artık o çocuğu yaşatmak, yaşatabilmek önemlidir. O çocuk yaşarsa neler olurdu, şimdi olanların çoğu olmazdı. Şiiri tersten okursak bu çıkıyordu karşımıza…

                12 Eylül karanlığının, ülkede yaptığı yıkım, capcanlı belleklerde durmaktadır. Hele bazı yapılanlar belleklere kazınmıştır, silmek çok zor, olanaksızdır. O karanlık yıllarda tüm kurumlar kapatılmış, yetkileri elinden alınmıştır. Türk Dil Kurumu’nun kapatılması karşısında ortaya çıkan durum için İsa Küçük, şu saptamayı yapmış, çok da doğrudur: “ Laf üretmekten sözcük üretmeye geçememiştir toplum daha… “ (sayfa 19) ve arkasından şu dizeleri de tarihi değerde bir belge olarak eklemiştir: “Çünkü rant eşittir/ Arsa metre kare çarpı demir beton yükseklik/ çarpı kuşun uçuş suyun akış hızı” dizeleri, kentlerin, ülkenin ateşe atılışının belgesi gibi dikilir karşımıza. (sayfa 19) Vahşi kapitalizm, rant kavgası ile kentleri tarihsel kimliklerinden uzaklaştırmaktadır. Kentler yabancılaşmaktadır insanına, yaşayanına. Talan edilen kentlerde, ucuz emek gücü gerekmektedir. “Köyden kente göç” aldatmacasıyla ucuz emek gücü de bulunmuştu. “Göç aklı şehirleri kuşatmışken “(sayfa 24) kentlerin talana, soyguna teslimi ne güzel anlatılmış. “Kentler savaş tarihinin eseridir/ İnsanlar birlikte ve güven içinde yaşasınlar diye kurulmuş/ Ne yazık ah ne yazık/ İnsanlar karanlık, beton odalara hapsedilmiştir. “ ( sayfa 24)

                “Öğretmenim/ İnsanı sevgi büyütürmüş” (sayfa 25). Sevgi budanınca, engellenince acısını ülke, kent, toplum çekecektir. Şairin güzel, evrensel önerisi, düşlerden uçan kuşlar gibi kucaklar okuru; “Çünkü kentler çocuklarındır.” Çocuğun oyun hakkı, topaç çevirme, uçurtma uçurma hakkı elinden alınmıştır. Çevre, doğa yok olmuş, tahrip edilmiştir. “Bir elinde kentleşme diğerinde çevre” (sayfa 26), kuşkusuz kentleşme ağır basmış, diğeri yok olmuştur. Doğanın bu denli tahrip edilmesi, kentlerde insanın nesneye dönüşmesi, özünü yitirmesine şair hayıflanır: “İnsan, yani kentin öznesi nesneye dönüşür.” (sayfa 28)

                Şu dizeler kitabın öznesidir bence: “Kadının gülmesi, toplumun ve devletin ‘iyi hal kağıdıdır’ çağımızda.” Bu dizeyi destekleyen başka bir dize: “Kadınların evden dışarı çıkmadığı kentlerin sokakları tehlikelidir çok” (sayfa 28).

                Doğanın korunması için “kirletilen havanın, suyun, toprağın hesabını vermeye çağırır bizi” (sayfa 33)ve bu, çocukları düşünmeden yapılamaz. Bartın Valiliği döneminde yatılı bölge okullarının durumu, özellikle kız öğrenci yurtlarının kapasitesinin artırılması önem verdiği konuların başındadır. “Bütün Hürriyetler Serbest Bu Akşam” isimli şiir kitabında yer verdiği (sağır inine bağırmak) şiirinde, 2008 yılında Konya/ Balcılar’da yaşanan yangına ve orada yanarak ölen 18 kız çocuğuna, o büyük acıya dikkat çekmişti. Atlas ve Ateş, bu açıdan da aynı acıya büyüteç tutmayı ihmal etmemiştir: “sekizinci bayrak” şiirinde “atkuyruğu kılından yapılmış tuzağa yakalanmış serçe kuşları/ bellerinde kırmızı kurdeleli kızlar/ toprağa gömülüyor kanat çırpa çırpa/ havalanıp havalanıp düşüyor/ gözleri bağlı güvercinler/ dizeleri şairin içindeki aslında dünyamızdaki yangını yeterince göz önüne seriyor. Vali İsa Küçük, görev yaptığı her yerde okul, öğrenci ve öğretmenlerin sorunlarıyla ilgilenir, eksik gedik bırakmazdı. Buna yakından tanığım. Çocukların güzel, güneşli günlerde uyanmasını ister (sayfa34); çocuklardan umudunu kesmemiştir ve geleceği kurtaracaklarına inanır. Kırlangıçlar, şiirde bir simgedir. Doğayı koruyacak olan çocuklardır. (Sayfa 35) Doğanın sesi, para sesini yendiği zaman dirilecektir.

Çıkar ve para hırsıyla gözü dönmüş insan doğayı yok ediyor. Doğa, tarihsel, kentsel, kültürel miras elimizden uçup gitmektedir. Yapılaşma, kentleşme adına her şey mümkün, yapılanlar “mubahtır!” Tüketimin tavan yaptığı, tüket ne tüketirsen tüket, anlayışı doğaya, çevreye, tarihe olmayacak yaralar açmış, insana dokunmaya başlamıştır ucu. İçimizdeki çocuk yaşayabilseydi bunlar olur mu, daha az zararla mı kurtarırdık. Çocuk kavramının kitabın genelinde başka biçimlerde karşımıza çıkmasının nedeni bundandır. “Kaçmadı çocuklar/ Ekmek verdiler karıncalara”, “Çünkü kentler çocuklarındır “, “Her sabah bir çocuktur.” “Doğu, kapıda bir çocuk, dünyayı aydınlatır,” “İçinde yitirip yitirip bulduğu çocuk/ Su içtiği kentleri gezecektir”, “Melekler susmuştur/ Çocuklar konuşur”, “ Şehrin burasında/ Çocuklar, öksüz, üşümüş ve yalnız…”

                Aslında her dize başlı başına bir destan niteliğinde. Bu dizeler şiire değil, taşa kazınmış. “Güncel ile çağdaşlık arasındaki en önemli farktır okuryazarlık,” “Denizi görmemiş insan nasıl anlar yaşamın değerini,” “Mutluluk insan olmanın telif hakkıdır,” “Kentlerin yöneticisi değil hemşerisi olmayı sizden öğrendik,” “Zil çalar kent yoksulluğu dağılır sokaklara,” “Doğu uygarlıklar barışına uçarken vurulmuştur,” “Yitmiş insan sesini arar.” “Elimizde dünyanın ilk şehir planı, taş üzerine çizilmiştir,” “Mermerin içinde saklanmış at kişnemeleri,” “Çünkü Kuvvacılar yola çıkacak/ İğne deliğinden geçilecektir,” “Yaşamak dövüşerek değil, barışarak öğrenilecektir”

                Doğa henüz tam anlamıyla tükenmemiştir. Umut vardır. Umut çocuktadır. İsa Küçük’ün dizeleriyle yazıya son noktayı koyalım: “Çocuklar/ Geçmişin içinden çekip kurtarır sağ kalan zamanı/ en olmadık anda geleceği kurarlar” (sayfa 34).

                Atlas ve Ateş: önemli görevlerde bulunmuş bir kamu yöneticisinin gözlem ve deneyimlerinden süzülmüş aforizmalar… tarih, kent, insan ve çevre üzerine sorular, sorgulamalar, arayışlar vurgusudur. “Yanlışın doğruya saldırdığı” günümüzde, okunması gereken bir şiir kitabı, damıtılmış duygular, dizeler demetidir. Geliri, Kız çocuklarının çağdaş, özgür bir ortamda okutulması için Bartın’da kurulan eğitim vakfına bağışlanmış olan Atlas ve Ateş’teki şiirleriyle İsa Küçük, okuru yangını söndürmek için imeceye çağırıyor.

                                                                                                             

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Muğla Büyükşehir Belediyesinin çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz.
RÖPORTAJ