15 Aralık 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
B E Y R U T     -2-
14 Nisan 2017 Cuma 11:23

B E Y R U T -2-

Oyuncu- Gezi Yazarı Pekcan Türkeş Beyrut'u gördü yaşadı ve yazdı (2)

GÜVERCİN KAYALIKLARI

 

Kilometrelerce uzunluğundaki “Corniche” (Korniş) büyük oteller, konut olarak kullanılan gökdelenler, kafeler ve plajlarla Beyrut’un en güzel yerlerinden biridir. Gece ışıklı hali de görülmeye değer güzelliktedir. Corniche “Rawsheh” bölgesinde Beyrutluların çok sevdikleri “Rawsheh Rock (Güvercin Kayaları)” yer alır. Dalgaların kayaları oyması sonucu oluşan, denizin içindeki bu iki kaya ve çevredeki küçük mağaraları yaz aylarında küçük teknelere binerek yakından görebilirsiniz. Sandal yarışmaları, Güvercin Kayalıklarının içerisinden geçerek yapılıyormuş. Rawsheh, sakin yürüyüşler için birebir.

Korniş (Corniche) sahil şeridinde dünyaca bilinen pek çok markayı bulabileceğiniz alışveriş merkezleri bulunur. Kendinizi İzmir Kordon’da hissedeceğiniz Korniş’te, hiç yabancılık çekmeden bir olta alıp balık tutabilir ya da sahildeki restoranlarından birinde balık ziyafeti çekebilirsiniz.

 

DİN MOZAYİĞİ

 

Son yılların en popüler seyahat destinasyonlarından biri olan Lübnan’ın resmi dili Arapçadır. Ancak yabancı dil eğitimi ana okuldan itibaren zorunlu olduğundan ülkede Fransızca ve İngilizce bilenlerin sayısı fazla. Arapça’dan sonra en fazla kullanılan dil Fransızca. Resmi olmayan kayıtlara göre yaklaşık 4.5 milyon nüfusun yüzde 59.7’si Müslüman, yüzde 39’u Hıristiyan, yüzde 1.3’ü Musevi ve diğer dinlerden. Devletin resmi olarak tanıdığı 17 Müslüman ve Hıristiyan mezhep bulunuyor. Bunlar Şii, Sünni, Dürzi, Alevi/Nusayri, İsmaili, Maronit Katolik, Rum Ortodoks, Rum Katolik, Ermeni Ortodoks, Süryani Katolik, Roma Katolik, Keldani, Süryani Ortodoks, Protestan, Asuri/Nasturi ve Kıpti şeklinde sıralanabilir.

 

ee0714b2-48a2-4868-b738-10bf3af832f0.jpg

LÜBNAN’IN ÇOĞRAFİ YAPISI

 

Lübnan dağlık bir ülkedir. Lübnan Dağları kuzeyden güneye kıyıya paralel uzanan iki sıra halinde uzanır. Bu dağlar arasında Békaa Vadisi yer alır. Küçük bir ülke olmasına karşılık üç farklı iklim yapısına sahiptir. Kıyı bölgesinde kasım ortalarından şubat ayına kadar serin ve yağışlı, mayıs eylül ayları arasında sıcak Akdeniz iklimi görülür. Mart ile mayıs ayları arasında ve ekim ayından kasım ayı ortalarına kadar ılıman bir iklim hakimdir.

 

Lübnan’ın resmi para birimi Lübnan lirasıdır( Livre Libanaise)

Liranın alt birimi, kuruştan türeten qirş ya da Fransızca ismiyle piastre ve bir lira 100 tane qirşe ya da piastreya bölünür, fakat enflasyon nedeniyle alt birimleri kullanılmamaktadır. 100 Türk Lirası TRY=71368 Lübnan Pound LBP

4e2a415f-8f00-4130-a8d1-b47d8f57c43a.jpg

JOUNİEH

 

Jounieh Beyrut’un 21 km kuzeyinde, dağ eteklerinde kurulmuş bir yerleşimdir. Jounieh yerleşimine Beyrut’tan dolmuş taksi veya otobüslerle gidebilirsiniz . Jounieh giderken yolda deniz kenarında tepede şehrin en ünlü casinosu olan “Casino du Liban’ı” da görebilirsiniz. Jounieh gece ışıklar içinde çok güzel bir görünüme sahiptir. Jounieh geçmişte küçük bir köy iken, iç savaş sırasında Beyrut’tan kaçan Hıristiyanların buraya yerleşmesi sonucu hızla büyür, şehirle adeta bütünleşir. Halen çevresi ile birlikte 200 bin nüfusa sahiptir. Sahili, gece kulüpleri, “Harissa” ve “Hızlı kentleşme nedeniyle yerleşim dağ eteklerinden sahile kadar dev apartman blokları ile kaplıdır. Eski Lübnan evleri az sayıda kalmıştır.

 

HARİSSA MERYEM ANA HEYKELİ

 

Harissa; Jounieh Koyu’nun üzerinde, denizden 660 metre yükseklikte, Lübnan Dağı’nda yer alır. Harissa tepesine Jounieh yerleşiminden teleferikle muhteşem bir manzara eşliğinde 10 dakikada ulaşabilirsiniz. Ayrıca taksi ile de gidebilirsiniz. Harissa, 15 ton ağırlığında, beyaz renkli bronz, kollarını iki tarafa açmış dev “Meryem Ana Heykeli (Our Lady of Lebanon/Notre Dame du Liban ) ile tanınır.

Heykelin bulunduğu alandaki “Maronit Katedrali” modern mimarisi ile ilgi çekici bir görünüme sahip. Heykelin merdivenlerini tırmanırken göreceğiniz 1947-1962 yılları arasında yapılan, Yunan Katolik “St. Paul Bazilikası” Bizans tarzında güzel bir binadır.

Meryem Ana Heykeli, Brezilya Rio de Janerio ve Fransa Marsilya’da da görebilirsiniz . Lübnan’daki Heykel, 19. yüzyılın sonunda yapılır. Heykelin alt tarafındaki merdivenli yüksek kaidenin zemininde küçük bir Şapel (Küçük Kilise) bulunur. Şapelin yanından kaidenin üzerindeki sarmal merdivenleri çıkarak heykelin eteklerinin altındaki bölüme kadar gidebilir. Buradan muhteşem bir koy ve şehir manzarası seyredebilirsiniz. Heykelin çevresinde farklı mimari tarzlara sahip kiliseler bulunuyor.

49595713-a23e-4a62-8dfb-4a168480094e.jpg

BİBLOS (CÜBEYL)

 

Biblos, Beyrut’un 37 kilometre kuzeyinde küçük bir liman şehridir. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Biblos, modern alfabenin temelini oluşturduğuna inanılan Fenike alfabesinin kullandığı yerdir. Ayrıca İncil (Biblos) adını bu şehirden alır. Lübnan topraklarındaki en eski ve sürekli yaşanılan yerleşim yeri olarak geçmişi 7000 yıl öncesine dayanır. Fenike döneminde önemli bir şehri devleti, ticaret ve dini merkez olan Biblos daha sonra çeşitli uygarlıkların egemenliği altına girer, günümüze kadar varlığını sürdürür. Bu nedenle şehirde farklı uygarlıklara ait kalıntıları bir arada görebilirsiniz. Lübnan’ın simgesi olan sedir ağaçlarıyla kaplı bu şehir, eski ve yeni bölümden oluşur.

 

Eski şehir, “Sit Alanı”, “Çarşı (Suk)” ve “Liman” bölgesine sahiptir.  Sit alanına Eski Şehir çarşısından geçtikten sonra ulaşacağınız küçük meydandan giriş yapabilirsiniz.1860 yılında keşfedilen farklı uygarlıklara ait eserleri görebileceğiniz Sit alanına gezmeye kaleden başlamak iyi bir seçenek. “Haçlı Kalesi” Fatimiler tarafından yapılan kale üzerine, XII. yüzyılda Haçlılar tarafından Roma kalıntılarının taşları kullanılarak yapılır, Memluk ve Osmanlı dönemlerinde kullanılır ve bazı bölümleri restore edilir.

 

Sit alanındaki önemli eserler arasında; M.Ö. 2700 yılında yapılan, M.Ö. 2300-1900 arasında yangınla tahrip olan “L şeklindeki Tapınak”, L şeklindeki tapınağın üzerine inşa edilen arkeologlar tarafından günümüzdeki yerine taşınan “Obelisk Tapınağı”, Tarih öncesi çağlardan itibaren farklı yüzyıllara ait bina kalıntıları, M.Ö. 2700 yılında yapılan “Baalat Gebal Tapınağı”, ilk olarak 218 yılında yapılan, günümüze sadece üçte biri kalan “Roma Tiyatrosu”, M.Ö.2000 yılına ait dokuz  yer altı kral mezarından oluşan “Kral Necropolü” (Kral Ahiram’ın üzerinde Fenike alfabesi ile yazılmış bir kitabe bulunan lahiti Beyrut Ulusal Müze’dedir) , tapınağa giden “Kolonlu Sokağın 6 Kolonu”, “Roma Çeşmesi” sahile doğru uzanan M.Ö.3000 ve 2000 yıllarında yapılan “Şehir Duvarları”, “Osmanlı Evi” ve “Pers Kalesi” sayılabilir. “Biblos Çarşısı (Suk)” küçük ancak düz kesme taşlarla döşenmiş, dar kemerlerle birbirine bağlanmış sokakları ile çok güzel bir görünüme sahiptir. Çarşıdaki küçük dükkanlar birbirinden güzel hediyelik eşyalar satar. Bunlar arasında Fenike askerleri, Fenike gemileri, balık fosilleri ilginizi çekebilir. Çarşıda çok sayıda küçük kafe bulunur.

Geçmişte dünya ticaretinin merkezi olan, Mısır Piramitleri’nin yapımında kullanılan sedir ağaçlarının taşındığı, “Biblos Antik Limanı” ise küçük bir limandır. Limanda halen gezi tekneleri, küçük balıkçı lokantaları, Haçlılar tarafından limanın ağzının iki tarafına yapılan iki küçük kale yer alır. Bunlardan “Kuzey Kalesi” Memluk’lar döneminde restore edilir. Biblos’da masmavi sularında yüzebilir altın misali parıldayan kumlarında bronzlaşabilirsiniz.

 

JEİTA GROTTO MAĞARASI

 

Beyrut’a kadar gitmişken yaklaşık bir saat uzaklıkta olan Jeita Mağarası’na da gitmenizi tavsiye ederim. Lübnan’ın en önemli turistik yeri. Hatta dünyanın yeni 7 harikası listesine de aday olmuş.

Jeita Grotto, Beyrut’tun 18 kilometre kuzeyinde, Jounieh yolu üzerinden ayrılan bir vadide yer alır. Mağara iki bölümden oluşur; üst mağara 1958, alt mağara 1836 yılında keşfedilir. Savaş sırasında zarar gören mağara 1995 yılında tekrar ziyarete açılır. Mağaranın bulunduğu yere teleferikle, yayan veya trenle ulaşmak mümkün. Mağaranın girişinin yakınında alçıdan devasa bir insan heykeli yer alıyor. Işık düzenlemesi muhteşem olan üst mağaranın kireçtaşı sarkıt ve dikitleri, kayaların birbirinden farklı şekilleri inanılmaz güzelliktedir. Mağara içinde ıslak ve hafif kaygan olan, sürekli yükselen tahta köprülerin üzerinde yürürken, gördüğünüz manzara karşısında adeta büyülenir, mağaradan ayrılmak istemezsiniz. Halen küçük bir bölümü gezilebilen mağarada dünyanın en uzun sarkıtlarını görebilirsiniz. Aşağıdaki mağaraya vardığınızda ise daha farklı bir deneyim sizi bekliyor, bu sefer yürümek yerine mağarayı küçük bir botla geziyorsunuz. Ancak nehrin sularının yükseldiği kış döneminde bu gezintiye izin verilmemekte. Su dolu mağaranın alçak tavanlarının arasından kafanızı eğerek geçip devasa yükseklikteki galeriye ulaşıyorsunuz. Bu gezinti sırasında; kayaların ve ışıkların altında muhteşem görülen nehrin mavi berrak sularını seyretmeye doyum olmuyor.

 

BEYRUT PHONİX KUŞUDUR

 

Beyrut, küllerinden dünyaya tekrar gelen bir Phonix Zümrüd-ü Anka Kuşudur. Her yazımda olduğu gibi biraz malûmatfüruşluk yapıp Phonix Kuşunu anlatalım.

Phonix; Yunan ve Mısır mitolojisinde 5 yüzyıl yaşadıktan sonra kendini ateşe atan ve külleri arasından yeniden doğup sonsuza dek yaşayan bir kuştur.  Phoenix; ABD’nin Arizona eyaletinin başkentinin ismi olduğu gibi 2008 yılında Mars’a iniş yapan ABD’nin uzay gemisinin de adıdır. Ayrıca okunuşu “Feniks” olan sözcük eşsiz insanı, erdem örneği ve Simurg’u tarif etmek için de kullanılır. Beyrut, savaştan sonra ortaya koyduğu yeniden yapılanma projesi ile dünyaya özgün, bir o kadar da tartışmalı bir örnek sunar. Lübnan iç savaşı başlamadan önce, finanstan eğitime, sağlıktan eğlenceye kadar uzanan geniş bir spektrumda hizmet sunan ve beş bin yıllık bir geçmişe sahip olan Beyrut, “Ortadoğu’daki Paris” olarak tanımlanmaktaydı. 15 yıl süren savaşın ardından ağır hasarlarla çıkar. Savaştan sonraki manzara, tam anlamıyla bir kentin yıkımıydı. Başkentin altyapısı tamamen çöker, binlerce evsiz insanla birlikte sayısız bina yıkılır ya da kullanılamayacak durumdayken, kentin ekonomisi de tamamen geriler. İşte küllerinden yeniden hayata dönen Beyrut’u Phonix-Simurg Anka Kuşuna benzetmem bu nedenledir. Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş.

Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş.

Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırladığı için.

Papağan, Kartal,Baykuş ve Balıkçıl kuşu geri dönmüş.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki;

“Simurg – Otuz Kuş” demekmiş.

Çünkü onların hepsi Simurg’muş.

Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürmüş. Bunu da şöyle açıklamışlar:

“Kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.”

 

BAALBEK BEKAA VADİSİ

 

Antik dünyanın Roma’dan sonra en görkemli tapınaklarından birini Lübnan Dağları’nın karlı tepelerinin altında Bekaa Vadisi’nin yanındadır, Türkiye’de bir efsane gibi yıllarca gazete haberlerine geçen, ünlü köşe yazarlarının ziyaret ettiği Bekaa Vadisi, Lübnan Dağları ile Anti Lübnan Dağları arasında, Suriye’nin sınırında yer alıyor. Genişliği 20 kilometre, uzunluğuysa 200 kilometre olan bir vadi. Yolda kimlik kontrolü yapılıyor. Ancak Hizbullah örgütünün elinde kontrolünde bulunan, çeşitli terör örgütlerin kamplarının bulunduğu bu alan, günümüzde görünürde tehlike sunmuyor. Lübnanlılar ve ülkeye gelen turistler bir tehlike ile karşılaşmadan burayı gezebiliyor. Beyrut’a yaklaşık 2 saatlik mesafede (90 km) Lübnan dağlarının arkasındaki Bekaa vadisi üzerinde yer alan ve tarihçesi 9000 yıl öncesine dayanan Heliopolis olarak da bilinen Baalbek, Roma İmparatoru Konstantin’in 4.Yüzyılda Hıristiyanlığı kabulüne kadar olan dönemde Altın dönemini yaşayarak imparatorluğun gücünü ve ihtişamını göstermek adına başkent Roma’dan sonra inşa ettiği en büyük çok tanrılı dini merkezdir. İçerisinde Venüs, Jüpiter ve Baküs adına adanmış 3 tapınak bulunur. Baküs tapınağı dünyada günümüze kadar en iyi korunmuş Roma tapınağıdır. Jüpiter Tapınağı zaman içerisinde harap olmuş ve toplam Korint stili tarzı 54 sütun üzerine kurulmuş olan tapınaktan günümüze kadar sadece 6 tane sütunu ayakta kalır. Tapınağın 8 adet sütunu ise Bizans İmparatoru Jüstinyen’in emri ile 532-537 yılları arasında inşası tamamlanan İstanbul’daki Ayasofya Kilisesinin yapımında kullanılır. Şehirde ilk arkeolojik kazılar 1898 yılında Osmanlının izni ile Alman Kayzeri 2. Wilhem zamanında başlar.

 

KSARA ŞATOSU

 

Zahle yönünden Baalbek’e giderken yol üzerinde bulunan Lübnan’ın ünlü şaraba Ksara’nın şatosunu da mutlaka ziyaret ediniz.Şato’da bir kilometreden uzun kavlardaki yıllanmış şaraplardan tadabilirsiniz. Biz de gezimiz sonrasında doğal mağaralarda yer alan şarap mahzenleri ile ünlü Ksara şatosuna gezdik. Günümüzde hala kullanımda olan mağaraları gezdikten sonra 1857 yılından beri ürettikleri şaraplardan tatma ve satın alma imkânımız oldu.

eba8fc7b-400f-4513-9ba1-5dc7310e7b7a-001.jpg

ANJAR VE SOYKIRIM (!) PANKARTI

 

Bekaa vadisi üzerindeki yolculuğumuzu sürdürerek Anjar kasabasına hareket ettik. Günümüzde Ermeni diasporasının yoğun olarak yaşadığı bu kasabada, 8. yüzyılda Emevi halifesi Al-Walid ibn Abdel Malek tarafından yaptırılan ve günümüz Lübnan topraklarında bulunan yegâne Emevi eseri olan antik şehri gezdik. Merkezi Şam olan Emeviler, bu şehri yazlık saray ve ticaret merkezi olarak kurarlar.  Şehir tüm ülkede sahilde yer almayan tek ticaret şehri olmakla beraber, doğu-batı ve kuzey-güney yönlerinde merkezi bir konumdadır. Ermenilerin ağırlıklı olarak yaşadığı, “Emevi Kalıntıları’nın” bulunduğu “ANJAR”ın girişinde bir tabelayla karşılaştık:

“2015 yılı Türklerin Ermenilere yaptığı soykırımın 100. yıldönümü”

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda Türkiye Cumhuriyeti 1915 olayları dolayısıyla Ermenilere hitaben bir taziyet mesajı yayınladı.

Bu mesajda şöyle denildi:

“Birinci Dünya Savaşı yıllarının Türk, Kürt, Arap, Ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı vatandaşı için acılarla dolu bir dönem olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir. Aynı dönemde benzer koşullarda yaşamını yitiren, etnik ve dini kökeni ne olursa olsun tüm Osmanlı vatandaşlarını rahmet ve saygıyla anıyoruz.”

Bu mesaja ilave olarak ben de asırlar boyu etle tırnak gibi bir arada yaşayan Türk ve Ermenilerin yaralarını sarmanın zamanın çoktan geldiğini, “soykırım” terimi yerine uzlaşılabilir başka kavramlar geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

d5c17e44-303e-4db8-a4c8-2d119ec346a4.jpg

LÜBNAN MUTFAĞI

 

Lübnan mutfağı dünyaca tanınmış bir mutfaktır. Akdeniz mutfaklarının son derece ilginç bir karışımı olan Lübnan mutfağında Ege ve Akdeniz’in yanı sıra Güneydoğu Anadolu’nun tatlarını da bulabilirsiniz. Zeytin ve zeytinyağı her öğünde mutlaka sofralarda yer alır. Yemeklerde kekiğe benzeyen “Zahter”, tatlılarda “Zerdeçal”, ayrıca yemek ve içeceklerde “Kakule”  kullanımı yaygındır. Lübnan mutfağında meze önemli bir yer tutar. Mezeler lezzetli ve çok çeşitlidir. Mezeler arasında “Humus”, “Baba Gannuş”(Patlıcan Salatası-Hünkar Beğendi), ince bulgurla yapılan salata , “Tabbula”(Kısıra benzer bulgur maydanoz sebze karışımı bir meze ), “Şavarma” (Döner)

“Fatayer”(ıspanak, peynir ve etli Muska Böreği), “Lebneh”(Süzme Yoğurt), “Nar ekşili Zahter (Kekik) Salatası” ve “Maaluf” (Lübnanlı David Maalouf’un annesinin tarifiyle hazırladığı lahana sarması, köfte, pilav türü ) “Lebeniye”(Nohutlu yoğurt çorbası), “Kibbeh”(İçli Köfte), “Makluba” (Patlıcan,kuzu eti ve pirinçten yapılı yemek), “Mankuşe”(Soğan, sarımsaksız Peynirli Lahmacun), “Felafel”(Maydanoz, soğan, sarımsak ,tahini ezilmiş nohutla karıştırıp kızartılarak yapılan Fast Food “Menâkiş,” üstü kekik, peynir ya da kıyma ile kaplı hamur içeren popüler bir Levant yemeğidir. Levant veya Bilâdü’ş-Şâm; Toros Dağları’nın güneyindeki Orta Doğu’da geniş bir alanı belirtmektedir. Batı’da Akdeniz, güneyde Arabistan Çölü ve Doğu’da Mezopotamya ile sınırlanır.

“Hubz Arabi”(Lavaş ekmeği),

“Sfuf”(Revani türü tatlı)

“Maamul”(Cevizli Kurabiye)

“Muhrabiye”tatlısı(Künefe)

Beyrut’un bir çok yerinde şubeleri bulunan “Shirimpy” de fileto balık, karides kızartması ve patates tavadan oluşan deniz ürünleri /sea food basket tatmadan gelmeyiniz.

Alkollü içkilerin başında bir çeşit rakı olan “Arak” gelir. Bira olarak “Almaza” veya şarap içebilirsiniz.

Bekaa Vadisi’ndeki üzümlerden elde edilen bağlarından elde edilen üzümlerle yapılan şaraplar,

“Chateaux Ksara” ve “Kefraya”dır.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Muğla Büyükşehir Belediyesinin çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz.
RÖPORTAJ