28 Temmuz 2017 Cuma
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Altan Öymen: CHP’yi değiştirelim
08 Eylül 2008 Pazartesi 20:26

Altan Öymen: CHP’yi değiştirelim

Parti kurmak zor dedi ve CHP'ye ilginç bir öneride bulundu.

Ben CHP ve tüm sol partilerle oluşumların bir ortak noktada bir araya gelmesini arar haldeyim. Çünkü o hayal gibi görünen şeyin gerçekleşmesi çok basit. Üç günde olur ve bütün bu meselelerin çoğu ortadan kalkar Bir parti kurmanın o kadar kolay olmadığını da görüyorum. Kurmayı düşünen kimselere 'Hayır, kurmayın' falan demedim ama 81 ilde örgütlenmek kolay bir iş değildir. Onun yerine CHP'yi değiştirmek bence daha gerçekçi


Konuştuklarımızdan kimileri diyor ki “İlk genel seçime kadar solu hazırlayabiliriz”; kimileri de diyor ki, “AKP yerel seçimden kısa bir süre sonra erken genel seçim yapar ve onu da alır, biz asıl sonraki genel seçime hazırlanalım.” Siz solun önüne ne hedef koyuyorsunuz?
Bence orta ve uzun vadelilerden önce kısa vadeli bir hedef koymak gerek. Sonra o hedef göz önünde tutularak ilerisi için de daha rahat adımlar atılabilir. Bana kalırsa önce Mart 2009 yerel seçiminde pratik başarılar kazanmaya denemeli.
Nasıl bir pratik?
Sol bu yerel seçimlerde bir deneme yapsın. En solundakinden en merkezdekine kadar bir birlikte durma denemesi. Burada büyük parti-küçük parti ayrımı hiç önemli değil, çünkü her parti sinerjisini de beraberinde getirir. Bu denemeyi genel seçimlerde yapamazsınız, yasalar izin vermiyor, ama yerel seçimlerin buna imkanı var ve bence bu fırsatı kaçırmamak lazım.
İlerisi için nasıl bir kazancı olur solun buradan?
Birincisi bu yöntemle İstanbul'u, Ankara'yı ve diğer bazı önemli şehirleri kazanabilir sol. Sadece İstanbul'u veya Ankara'yı kazanmak bile düğümü çözer.
İkincisi, solun içinde diyalog başlar. Hiç kimsenin birbiriyle konuştuğu yok.
Üçüncüsü, benim birlikte durmalılar dediğim sadece partiler değil. “Ben solcuyum” diyen yazarlar var, sol otoriteler var, kendi solda olmasa da bu iktidara karşı seçenek ararken solu düşünen çeşitli merkezler var, “Ben solcuyum” demeseler bile sosyal adalet açısından böyle bir birlikteliğe ihtiyacı olan kesimler var...
En önemlisi de ülkeyi giderek kutuplaştıran bu iktidarın karşısına seçmen oyuyla ciddi bir uyarı çıkmasını isteyenler var.

Ön seçim mekanizması
Peki böyle herkesi kapsayacaksa o zaman bu hareketi solda tanımlamanın bir negatif yönü olur mu, kapsama alanını daraltır mı?
Solun komünizm sanıldığı, “Ortanın solu, Moskova'nın yolu” denen dönemlerde bile CHP yüzde 40'ların üzerine çıktı. Ki o zamanlar bir parti için sol kelimesi başlı başına bir dezavantaj sayılırdı. En kötüsü de din açısından çok kullanılırdı. Şimdi bunlar tamamen ortadan kalktı, hatta sol sempatik bile oldu. Ben sağcı-solcu ayrımı yapılsın demiyorum ama sol lafının da kaybettireceğini düşünmüyorum. Ta ki Türkiye'nin genel ihtiyacını karşılayacak sosyal adalet ve daha demokratik, daha özgürlükçü bir ülke temelinde geniş kesimler bir araya getirilebilsin.
Yalnız tabii büyük bir olasılıkla CHP bu öneriniz için “Ben büyük partiyim; yerel seçime ilişkin kararları ben alayım, herkes de beni desteklesin” diyecek?
Derse yanlış yapar. Onun yerine bir mekanizma bulunmalı. Mesela her il, ilçe için “Burada kim kazanır?” diye sormak lazım. Bunun için bir ön seçim mekanizması da kurulabilir, kamuoyu araştırması da yapılabilir. Kim çıkıyorsa açıklanır, bütün bu geniş kesimler de onu destekler. En azından buna uğraşılır.
Diyelim ki CHP hiçbir sol partiyle ortak hareket etmeyi kabul etmedi ve yerel seçimlerde sol büyük bir darbe daha aldı; sonra peki yola nasıl devam etmeli?
Bir kere program hazır ortada duruyor.

Değiştirmeye çalışmak lazım
Hangi program o?
CHP'nin 1994-1995 programı. “CHP fonksiyonunu bitirdi” falan diyenler oluyor ama bunu diyenler solda iseler bir şu programı okumaları lazım. Sonra neyi zayıf buluyorlar sol açısından, söylesinler. Bu programda sorun yok. Tabii ki geliştirilebilir, ama benim söylemek istediğim sorun CHP'nin programında değil.
Nerede sorun?
Bu programdaki ilkeleri inanarak söyleyebilmek ve bu ilkelerin ışığında somut çözümler ortaya koymakta. Politikacıların kendilerini halka inandırmaları lazım, bu da şu anda herhalde tam başarılamıyor.
Peki ne yapmalı Türkiye solu, o politikacıların değişmesini mi beklemeli?
Bekleyip hiç sesini çıkarmadan oturmayı kastetmiyorum. Değiştirmeye çalışmak lazım.
Bu delege sistemiyle nasıl değişecek?
İşte geçen Nisan'daki son seçimde çıktı Haluk Koç 168 imza aldı. O nasıl olabildi? Asıl ona şaşılabilir, çünkü genel merkez olmayacak her şeyi yaptı. Ama demek ki bu 168 kişi de her şeye rağmen bağımsız hareket edebildi. 15 kişi de Umut Oran'a verdi. Bir kişiye daha verildi. Kurultaya gelmeyen de 31 kişi var.
Yani toplarsak, yönetime verilmeyen 215 oy var.
Genel başkan adayı olmak için 250 oy gerekiyor.

35 kişiyi ikna daha kolay
O zaman yeni parti kurulacağına kalan 35 kişiyi ikna etmek daha mı mantıklı sizce?
Ben asıl olarak CHP ve onun dışındaki tüm sol partiler ve oluşumların bir ortak noktada bir araya gelmesini arar haldeyim. Yani arar dediğim öyle hayal ediyorum.
Çünkü o hayal gibi görünen şeyin bence gerçekleşmesi çok basit. Üç günde olur ve olunca da bütün bu meselelerin çoğu ortadan kalkar.
Siz CHP dışında başka bir seçenek düşünmüyorsunuz değil mi; gerçekçi mi bulmuyorsunuz, yoksa biraz duygusal mı yaklaşıyorsunuz?
Duygusallık da olabilir belki, çünkü ben CHP üyesi olalı 58 sene olmuş, az değil. Ve birçok görevde bulundum ama aynı zamanda bir parti kurma meselesinin o kadar kolay olmadığını da görüyorum. Hiçbir zaman kurmayı düşünen kimselere “Hayır, kurmayın” falan demedim ama 81 ilde örgütlenmek kolay bir iş değildir. Onun yerine CHP'yi değiştirmek, büyük bir halk partisi yapmak, her görüşün kendini içinde bulabileceği bir anlayışa getirmek bence daha gerçekçi.



Hedefleri aynı, stratejileri farklı
Altan Öymen: 1932 doğumlu. Karadenizli. 18 yaşında CHP üyesi oldu. 1977'de CHP'den Bakan. 1999 kurultayında Genel Başkan seçildi. 15 ay sonra kurultaya gitti ve görevi sona erdi. Halen Radikal yazarı ve CHP üyesi.
Tarhan Erdem: 1933 doğumlu. Karadenizli. 20 yaşında CHP üyesi oldu. 1977'de CHP'den Bakan. 1999 kurultayında Genel Sekreter seçildi. 15 ay sonra kurultaya gitti ve görevi sona erdi. Halen Radikal yazarı ve Mayıs 2001'den beri CHP üyesi değil.
Gördüğünüz gibi Erdem ve Öymen birbirlerine asla taban tabana zıt insanlar değiller, bilakis ortak bir geçmişleri, düşünce birlikleri var. Fakat şimdi okuyacaksınız:
Tarhan Erdem: 1-Artık sol demeyelim. 2- Yerel seçimlere göre strateji yapılmaz. 3- Yeni bir program şart. 4- CHP'nin yönetimi değişse dahi CHP değişmez. 5- Yeni bir parti bir yılda kurulur.
Altan Öymen: 1- Sol artık sempatikleşti. 2- İlk hedef yerel seçimler. 3- 1995 CHP programı yeterli. 4- CHP'yi değiştirmeye çalışmak gerek. 5- 35 delegeyi ikna etmeye çalışmak, 81 ilde örgüt kurmaktan daha gerçekçi.
Onların bu görüş ayrılıkları zaten bizim dizimizin ana teması.
Ve bunu hiç karşılaştırmayı düşünmeden, birbirinden ayrı zamanlarda yapılmış söyleşilerde görmek çarpıcı. Ama dikkatinizi çekmek isteyeceğimiz bir husus daha var. O da Öymen de, Erdem de diyor ki, “Hedef sağ-sol değil, kitle partisi olmak!”

ESKİ CHP GENEL SEKRETERİ, KONDA ARAŞTIRMA ŞİRKETİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI TARHAN ERDEM:

Yeni ve çağdaş bir parti gerekli
Lenin'in veya Marx'ın anlattığı solla veya sosyal demokrasiyle Türkiye'de anlaşılan temel çok farklı. Herkes, hepimiz için durum böyle. O nedenle lafa “sol” diye başlamak bağlayıcı ve kısırlaştırıcı bir başlangıç
Ben meselenin kaynağına iniyorum, diyorum ki; Türkiye'nin gerçekten 'çağdaş' bir partiye ihtiyacı var. 'CHP' levhası olan bir parti var ama Türkiye'nin siyasi hayatındaki boşluğu kapatamıyor. Bence problem budur

Tarhan Bey sol...
Bence lafa hiç “sol” diye başlamayalım.
Nasıl yani?
Şimdi bunun sebebi 1965'e kadar gider. O tarihte İsmet Paşa “Ortanın solu” dedi ama Türk hukuk sistemi solu tartışmaya müsait değildi. Hiçbir zaman da tam ağız tadıyla tartışılamadı sol. O yüzden aslında herkes farklı yerlerde sola başladı ve şimdi herkes farklı bir sol algılıyor.
Bunlar ayrı sol fraksiyonlar değil ama?
Hayır, fraksiyonlardan söz etmiyorum. Daha oraya gelmeden bir kere Lenin'in veya Marks'ın anlattığı solla veya sosyal demokrasiyle Türkiye'de anlaşılan temel çok farklı. Herkes, hepimiz için durum böyle. O nedenle lafa “sol” diye başlamak bağlayıcı ve kısırlaştırıcı bir başlangıç.
Peki siz bu konuyu konuşmaya hangi kelimeleri kullanarak başlıyorsunuz?
Ben meselenin kaynağına iniyorum, diyorum ki; Bence Türkiye'nin gerçekten “çağdaş” bir partiye ihtiyacı var. Bu partiyi arıyor Türkiye.
CHP?
“CHP” levhası olan bir parti var, ama o parti Türkiye'nin siyasi hayatındaki boşluğu kapatamıyor. Zaten bence problem budur. Bunun sebebini anlamalıyız, bu sebebin karşılığını da ortaya iyi koymalıyız.
Kaybolan ve aranan gelenek
“Sebep, Deniz Baykal ve yönetimi”; acaba bunu mu diyeceksiniz?
Hayır, bence Deniz Baykal bu noktaya gelinmesinin etkenlerinden biri ama mesele Deniz Bey de değil. Mesele şu: 1923'ten 1971'e kadar CHP'nin bir misyonu vardı. O da, hep bir basamak yukarıyı hedeflemek, halka o hedefi söylemek ve sonra da halkı o hedefe taşımak.
Bu o kadar yerleşmişti ki CHP halkın gözünde artık şu havayı kazanmıştı: “CHP bir hedef koyar, o hedefe nasıl varılacağını, varıldığı zaman ne yapılacağını bilir ve yapar.”
İsmet İnönü faktörü mü?
Tabii İsmet İnönü. İsmet Paşa 15 sene muhalefet liderliği yaptı. Ne o süre içinde ne de iktidardayken herhangi bir meselenin özünü anlamadan bir tek cümle söylemesi mümkün değildi. Sizi çağırır konuşur böyle gözünü açar dinler. Sizden sonra bir başkasını çağırır konuşur, onu da aynı dikkatle dinler.
İkiniz de zannedersiniz ki ilk defa duyuyor; hâlbuki siz 10'cu konuştuğu adamsınızdır. Çünkü doğruyu öğreniyor ve çelişkileri anlamaya çalışıyor. Onu ayakta tutan, CHP'ye itibarlı kılan da bu ciddiyetiydi, gerçekten güvenilir laflar etmesiydi.
“CHP Türkiye'nin siyasi hayatındaki boşluğu kapatamıyor” demenizin sebebi de bu mu?
Asıl sebep bu. Halkı hep bir basamak yukarısına taşıyacak hedefler belirlemek; ama “Bunu halk tutar” diye değil, düşünüp taşınıp, bu memleketin neye ihtiyacı varsa onları söylemek; söylerken güven vermek, içi boş laf etmemek, ciddiyet...
Bunlar CHP'nin geleneğiydi. İşte İnönülü yıllardan bu yana kaybolan bu gelenektir ve bugün aranan da budur.
Kamuoyunun nabzını elinizde tuttuğunuz için özellikle soralım; sizce toplumun yüzde kaçı böyle bir partiyi arıyor?
Türkiye'nin yüzde 40 ile 60'ı arasında bir kesimi bütün meseleler hakkında tutarlı, danışılacak, sorunlarına çözüm bulacak, çağdaş, demokrat bir parti görmek istiyor.
“Solcu” demeyeceksek, kim diyelim böyle bir parti görmek isteyenlere; “Ötekiler”, “3. Yolcular”, “Sosyal demokratlar”, “Çağdaşlar”, “Yenilikçiler?..”
“Akılcılar” denebilir bence... Çünkü bu insanların akılcı bir hedefleri var. Türkiye'de her anlamdaki güçsüzlere sahip çıkacak, bütün güçsüzlerin sığınacağı, sığınmaktan da öte korunacağı, herkesin kendini içinde bulabileceği bir parti istiyorlar. Oysa şimdi bakın ne kadar çelişki içindeyiz: Güçsüzlerin sadece bir halkası olan bazı muhtaç insanlara yapılan yardımı Halk Partisi eleştiriyor. Bu olacak şey değil.
Böyle bir partinin zamanı geldi mi sizce?
Çoktan geçiyor. Tamam, Türkiye'nin ekonomik durumu bundan beş sene öncesinden kötü değil, ama Türkiye'de çok büyük bir fikri boşluk var. Mevcut partilerden hiçbiri çağdaş değil. Dolayısıyla Türkiye'nin yeni ve kendisini ait hissedeceği bir siyasi organizasyona ihtiyacı var. Bu mutlaka kurulacak.
“Kurulacak” diyorsunuz; ya peki CHP?
Şimdi ben CHP'de 2001 Mayıs'ına kadar, 48 sene üye olarak çalışmış bir insanım. Benim bunu söylemem çok zor ama söylemeliyim ki CHP'yi düzeltmek, onu Türkiye'nin ihtiyacı olan bir parti haline getirmek maalesef artık mümkün değil.
Niye?
Ben aslında zaten başından beri bir şahıs sorununu anlatmıyorum, bir örgüt sorununu anlatıyorum size. CHP için artık genel başkanın değişmesiyle bir şey değişmez. Çünkü bu yapı yeni bir lider seçtiği zaman yine Deniz Bey'in yönetim anlayışında, hatta bir de onun kadar iyi yetişmiş olmayan birini seçer.
Oradaki kurgudan bu kadar ümitsiz misiniz?
Bakın Altan Bey genel başkan, ben genel sekreterdim. Önce üye yazımı sorununu halletmek istedik. Yani istedik ki, siz bir üyesiniz ve herhangi bir kişinin kararıyla listeden çıkarılamazsınız, biz bu hale getirdik. Sonra şu oldu, bu oldu, 2000'de biz kurultaya gittik ve kazanamadık. O kurultayda seçilen parti meclisinin ilk aldığı karar ne oldu biliyor musunuz? Bizim üye yazım yönetmeliğini değiştirmek. Bu bir şey ifade etmiyor mu size? Niçin yaptılar bunu sizce?
Gençlerden kurulmalı
Yani yapı değişime izin vermiyor?
İzin vermiyor, vermez, vermeyecek...
Ama yeni partinin de örgütlenme sorunu olmayacak mı, kolay bir şey mi bu?
Çok sorun var, çok zor, ama bütün o sorunlar halkın desteğiyle aşılabilir.
Lider adayınız var mı?
Yapılacak şey lider aramak değil. Lider sonra 30-40 kişinin içinden seçilir. Bir de ayrıca bizim gibi eski politikacılardan yeni parti kurulmaz. Tarhan Erdem-1, Tarhan Erdem-2, Tarhan Erdem-3 toplanacağız, bir parti kuracağız. Bu olacak şey değildir.
Kimden kurulacak?
Kesinlikle gençler kuracak, 30-40 kişinin içinde 3-5 eski CHP'li olabilir, ama “Eski CHP'liler yeni parti kuruyor” demek yanlış.

Parti bir senede kurulur
Sizce işe nereden başlamalı o 30-40 kişi?
Önce 10-15 kişi toplanacaklar. Kendi aralarında fikri birliğine varacaklar. Onları yazılı veya sözlü hale getirip, gelecek size diyecekler ki beraber olalım, bana gelecekler hadi beraber olalım. Ama anlattıklarının bir anlamı olacak, gevezelik olmayacak. Sonra bunlar 30-40 kişi haline gelince bir masanın etrafına oturup hedefler belirleyecekler, yeni bir program çıkaracaklar.
O 30-40 kişinin ne kadar zamanını alır bunu yapmak?
Bir sene. Buna başlamak için yerel seçimlerin hedeflenmesine gerek yok. Yerel seçime göre strateji yapılmaz. Çünkü eğer zaten doğru bir partiyseniz, bu halk onu gözünüzden hemen anlar, takır takır da adamı iktidara getirir. Bizim seçmenimizin kararları hep doğru çıkmıştır. Ve göreceksiniz, 45-50, en fazla 55 yaşlarındaki 30-40 kişi buluşacaklar ve çağdaş, doğru dürüst bir parti kuracaklar. O parti de Türkiye'yi çok hızlı bir biçimde ayağa kaldıracak


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
ANKET
Muğla Büyükşehir Belediyesinin Çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz?
RÖPORTAJ